KONU BAŞLIKLARI

 

  • KURAN
  • RASÜLÜLLAH; MUHAMMED AS.
  • ELÇİLERİN GÖREVLERİ
  • KIYAMET BİLGİLERİ
  • ÖLÜM SONRASI DİRİLMEK
  • MAHŞER SAHNELERİ
 

 

KUR’AN

 

  • Kur’an da iyi tanınmalıdır; İyi araştırılırsa Kur’an’ın her necminden, Kur’an’ın Allah tarafından vahyedilen bir kitap olduğu, onu peygamberin oluşturmadığı, ilk olarak nerede ve ne zaman nasıl vahyedildiği kesinlikle anlaşılır.

  • Kur’ân’da açıklananlar, geçmiş çağlarda gelen ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.

  • Kur’an iyi incelenirse, her bölümünün, önüne gelenleri devirdikçe deviren, toplumları canlandırdıkça canlandıran, canlandırdıkça da hakkı bâtılı ayıran, özür veya uyarı olarak öğüt bırakan özellikte olduğu görülür.

  • Kur’an’da anlatılanlarda aklı, anlayışı, vicdanı olan veya kendisi tanık olarak kulak veren kimse için elbette öğüt vardır.

  • Kur’an’da insanlara verilen her emir, “kararlaştırılmış; inceden inceye düşünülmüş, en üstün seviyede yeterli, haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş bir kanun, düstur ve ilke”dir.

  • Allah tarafından insanlara gönderilen her emir mutlaka anlaşılmak üzere incelenmedir. Kur’an incelendiğinde mutlaka bu emirlerin fertlerin ve toplumların ihtiyaçlarını karşılayan mucizevi yasalar oldukları görülür.

  • Kur’an, sadece âlemlere bir öğüttür.

  • Allah, Kendisinin müminlere gösterdiği gibi insanlar arasında hükmedilsin diye kitabı hak olarak indirmiştir.

  • Tüm övgüler, katından şiddetli azaba karşı uyaran, düzeltmeye yönelik işler yapan mü’minlere, şüphesiz kendileri için, içinde sürekli kalıcılar olarak güzel bir ödülün bulunduğunu müjdeleyen ve “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarmak için, kuluna, gözetici olarak, içinde hiçbir pürüzü olmayan Kitab’ı indiren Allah içindir.

  • Kur’an’a uyanların göğsünde hiçbir sıkıntı olmaz. Kur’an  kendisine inananların; problemlerinin çözüm yollarını gösterir.  Ona uyan dünya ve ahret mutluluğunu sağlayacak işleri ondan öğrenerek yaşar. Yanlış yol tutanlar dünya ve ahrette mutsuz olurlar, yıkıma uğrarlar. Dönüp yeniden yaşamak isterler ama artık dönüş yoktur.

  • Kur’an bölümleri üzerinde bilgisi olanlar, Kur’an’daki ayetlerin verdiği ölçüleri dikkate alarak, cennetlik ve cehennemlik olanları tanıyabilirler.

  • Elde Kur’an gibi bir hakikat rehberi varken, başka rehber arayan, dünya kazanımlarını ön plana çıkaran, “Bize ileride mağfiret olunur/ suçlarımız bağışlanır” diye suç işleyenler hep kayba uğrarlar.

  • Kur’an’a sımsıkı sarılanlar ve salâtı ikame edenler [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumunu oluşturanlar ayakta tutanlar] daima Allah tarafından ödüllendirilirler.

  • Allah’ın esirgemesi ve istifade edilebilmesi için Kur’an öğrenilip öğretildiği zaman, hemen ona kulak verilmeli,  dikkatlice dinlenmeli ve  susulmalıdır.

  • Kur’an, insanı reşitliğe kılavuzlar; reşit olmanın; hayvanlıktan kurtulmanın yollarını gösterir.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan kimseler, Kur’an ile ilgili olarak: “Bu Kur’an, onun/ Muhammed’in uydurduğu yalandan başka bir şey değildir. Ona başka bir topluluk da bunun için yardım etmiştir. O Kur’an, yazılı duruma getirilmiş öncekilerin masallarıdır; şimdi de o, sabah akşam/ sürekli kendisine okunmaktadır ” dediler. Böylece onlar kesinlikle haksızlık ettiler ve asılsız bir iddia getirdiler. Hâlbuki onu, göklerdeki ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir.

  • İnkârcılar Kur’an ile ilgili: “Kur’an peygambere bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler.

  • Kur’an kalplere iyice yerleştirilsin diye böyle parça parça indirildi, tane tane/ birbirine karıştırmadan vahiy edildi. Ortaya çıkan her bir sorunda kesinlikle hakkı; sorunun çözüm yolu ve en güzel açıklama getirildi.

  • Kur’an ile ancak Rablerine karşı ıssız yerlerde saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan ve salâtı ikame edenler [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumlarını oluşturan  ayakta tutanlar ] uyarılır. Her kim arınırsa ancak kendisi için arınır. Dönüş de yalnızca Allah’adır.

  • Kur’an ayetleri, yalnızca Allah’ın işi olarak inmiştir. Bütün geçmiş ve gelecek şeyler ve bunların arasındakiler yalnızca Allah’ındır. Allah, kimseyi unutmaz, gözden çıkarmaz.

  • Allah, bu Kur’an’ı, kendisiyle Allah’ın koruması altına girmiş kişiler müjdelensin, inat eden toplum da uyarılsın diye halkın dili üzere kolaylaştırdı, anlaşılır kıldı.

  • Kur’an, insanı mutsuz kılmaz, onu eşkiya yapmaz.  O, saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan kimse için; bir öğüt olmak üzere; yeryüzünü ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir.

  • Kur’an, insanlar, Allah’ın koruması altına girsinler yahut onlara yeni bir öğüt oluştursun diye anlaşılır bir dille indirildi. Onda tehditlerden tekrar tekrar açıklama yapıldı.

  • İnsan, bilmediği konuları Kur’an’dan mutlaka öğrenmelidir, bilgisizce bir şeyi ortaya atmamalıdır.

  • Necmler/ her indirilmede gelen ayetlerin yerleri/zamanları, inişi, Kur’an’ın Allah’ın şerefli kitabı olduğunun kanıtı; hem de büyük kanıtıdır.

  • Kur’an’dan zihinsel olarak temizlenmişlerden başkası istifade edemez.

  • Kur’an küçümsenemez.

  • Bazılarının; Kur’an hakkında sihir, şiir, esatir, uydurulmuş söz gibi birtakım kötü sözler sylemeleri ciddiye alınmamalıdır. Bu iddialar yeni şeyler değildir.

  • Bu apaçık kitap; Kur’an, kesinlikle âlemlerin Rabbinin indirmesidir. O apaçık kitapla herkes uyarılsın diye apaçık bir Arapça lisan ile güvenilir ilâhi mesajlar, güvenilir bilgi indi. Güvenilir bilgi, kesinlikle öncekilerin kitaplarında; Tevrat, Zebur, İncil, İbrahim’in kitaplarında da vardı.

  • İsrailoğulları bilginlerinin kendi kitaplarında güvenilir bilginin varlığını bilmesi, onlar için bir alâmet/gösterge kanıttır.

  • Kur’an, yabancılardan/Arapça bilmeyenlerden birine indirilseydi de, bunu o, onlara okusaydı, onlar, inatçılar yine inanmazlardı.

  • Kur’an’ın içinde hiçbir kötü kişi ve kuruluşun müdahalesi söz konusu değildir.

  • Kur’an’da konu edilenler, mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumlarını oluşturan  ayakta tutan] zekâtı/vergiyi veren ve ahrete de kesin olarak inanan müminler için doğru yol rehberi ve müjdeci olmak üzere; apaçık/açıklayıcı bir kitabın ayetleridir.

  • Kur’an İsrailoğullarına, hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatmaktadır.

  • Kur’an, kesinlikle müminler için bir kılavuz ve bir rahmettir.

  • Kur’an’ı sosyal ölüler dinlemez ve arkasını dönüp kaçtıkları zaman sağırlar da çağrıyı işitmezler. Bakar körlere de kimse, düştükleri sapıklıktan çekip doğru yolu gösteremez. Ancak inanmışlar Kur’an’ı dinlerler.

  • Allah,  vahyi; Kur’ân’ı öğüt alırlar diye birbiri ardınca; ihtiyaç duyuldukça yollamıştır.

  • Toplumun ileri gelenlerinden Kur’an’a uyan kimselere, sabrettikleri için ödülleri iki kere verilecektir.

  • Kur’ân, insanları en doğru ve en sağlam şeye/rüşte kılavuzlar.

  • Kur’an, düzeltmeye yönelik işler yapan mü’minlere kendileri için kesinlikle ve kesinlikle büyük bir ecir olduğunu ve âhirete inanmayan kişiler için Allah’ın can yakıcı bir azap hazırladığını müjdeler.

  • Allah, her şeyi Kur’an’da ayrıntılı olarak açıklamıştır.

  • Kur’ân’da, insanların akıllarını başlarına almaları için farklı farklı şekillerde açıklama yapılmıştır.

  • Kur’ân öğrenip-öğretilirken mü’minler ile âhirete inanmayanlar arasında görünmez/gizli bir perde yapılır ve kimse mü’minlere zarar veremez.

  • Allah, Kur’ân’dan, inananlar için şifa ve rahmet olan şeyleri indirmiştir. Ve bu, sadece şirk koşarak yanlış iş yapanların yıkımını artırıyor.

  • Bugünün, yarının tüm insanları, bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya gelseler, birbirlerine yardımcı da olsalar, onun benzerini kesinlikle getiremezler.

  • Allah, bu Kur’ân’da insanlar için her örnekten evirip çevirmiş; her şeyi ayrıntılı olarak açıklamıştır. Yine de insanların çoğu gerçeği örtbas etmeye çalışırlar.

  • Allah Kur’ân’ı sadece hak ile indirdi, o da sadece hak ile indi. Ve Allah, elçisi Muhammed’i yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak elçi yaptı.

  • Allah, elçisinin ağır ağır öğrenip öğretmesi için Kur’an’ı parça parça, indirdikçe indirdi.

  • Kur’ân’a ister inanılsın, ister inanılmasın; daha önce kendilerine bilgi verilenler; Kur’ân onlara okunduğunda boyun eğip teslimiyet göstererek çeneleri üstü kapanırlar. Ve “Rabbimiz her türlü kusurdan arınıktır. Rabbimizin vaadi kesinlikle gerçekleşecektir” derler. Ve onlar, ağlayarak çeneleri üstü kapanırlar. Ve Kur’ân, onların saygılarını, alçak gönüllüğünü artırır.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bile bile reddeden kimseler, “Hiç şüphesiz bu elçi/bu kitap, kesinlikle apaçık büyüleyici sözler söyleyen bir bilgindir/göz boyayan etkili bilgilerdir” diye vahyi reddetmişlerdir.

  • Kur’an onlara açıkça okunduğunda, Allah’a kavuşmayı ummayanlar: “Bundan başka bir Kur’ân getir yahut bunu değiştir!” dediler.  Allah da Peygamberine  “Onu kendimin öngörmesiyle değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum. Rabbime isyan edersem, kesinlikle büyük bir günün azabından korkarım.  Allah dileseydi, ben Kur’ân’ı size okumazdım ve Allah, Kur’ân’ı size bildirmemiş olurdu. Ben de Kur’ân’dan önce kesinlikle içinizde bir ömür kalmıştım. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” dedirttirdi.

  • Kur’ân, insanlar tarafından uydurulan, oluşturulan  bir kitap değildir. Kur’an, sadece içinde konu edilenlerin doğrulanması ve Tevrat’ın ayrıntılı olarak açıklanmasıdır. Onda şüphe edilecek hiçbir şey yoktur. Kur’an, âlemlerin Rabbindendir.

  • Bazıları “Onu Muhammed kendisi uydurdu” diyorlar. Hadisinler bunu diyenler, eğer doğru adamlar iseler,  kendileri de benzeri bir sûre meydana getirsinler, Allah’ın astlarından çağırabileceklerini de yardıma çağırsınlar.

  • İşin aslı Kur’an’a karşı çıkan bu zavallılar, bilgisini kavrayamadıkları ve ilk olarak ortaya çıkması kendilerine henüz gelmemiş olan bir şeyi yalanlamaktadırlar. Bunlardan önceki kişiler, böyle yalanlamışlardı. İşte baksınlar, şirk koşarak yanlış iş yapanların âkıbeti nasıl olmuş bir araştırsınlar.

  • İnsanlardan Kur’ân’a inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Allah, kargaşa çıkaranları en iyi bilendir.

  • Kur’an, bize, Rabbimizin rahmet ve ihsanıyla bir öğüt, göğüslerdekine şifa; zihinsel sorunlara çözüm, inananlara bir kılavuz ve bir rahmet olarak gelmiştir. En büyük sevincimiz buna olmalı ve Kur’an’ın, toplayıp durduğumuz servetten daha hayırlı olduğunun bilincinde olmalıyız.

  • Kur’ân, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin; sadece Allah’a kulluk edin diye, âyetleri,şirk koşarak yapılan yanlışı önlemek üzere ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler içirtilmiş/bozulması engellenmiş,bir de en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan, her şeyin iç yüzünü/gizli taraflarını da iyi bilen tarafından ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.

  • Ayetlerin genel mesajı şöyledir:  “Şüphesiz ben sizin için O’nun tarafından bir uyarıcı ve bir müjdeciyim. Ve Rabbinizden bağışlanma isteyin, sonra O’na tevbe edin ki, sizi adı konmuş bir süre sonuna kadar güzelce yararlandırsın. Ve her fazilet sahibine armağanlarını versin. Ve eğer yüz çevirirseniz, ben sizin aleyhinize olan büyük bir günün azabından korkarım. Dönüşünüz yalnızca Allah’adır. Ve O her şeye gücü yetendir.”

  • İnkârcılar, “Kur’an’ı Muhammed uydurdu” diyorlar. Onlara, “Öyleyse, eğer doğrulardan iseniz, uydurma da olsa, benzeri on sûre getirin, Allah’ın astlarından gücünüzün yettiği kişileri de çağırın.” diye meydan okuyoruz. Onlar, bize cevap vermeyince, onlara, “Artık bilin ki, Kur’ân ancak Allah’ın bilgisiyle indirilmiştir. Ve O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Artık siz Müslüman oluyor musunuz?” diyoruz.

  • Rasülüllah’a  “Onu uydurdu” dediklerinde de Allah,  “Eğer onu ben uydurdum ise vebali benim üzerimedir. Bense sizin işlediğiniz suçlardan uzağım.” diye cevap verdirmişti.

  • Hangi karşıt gruptan olursa olsun kim Kur’ân’ı örtbas ederse, ona vaat edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı kimse Kur’ân’dan şüphe içinde olmamalıdır. Kesinlikle o, Allah’tan gelme bir haktır/gerçektir. Fakat insanların çoğu iman etmiyorlar.

  • Bir yalanı Allah’a iftira edenden daha yanlış iş yapan kimse olamaz. Bunlar Rablerine arz olunacaklar, şahitler de “İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir” diyecekler.

  • İyi bilelim ki, Allah’ın dışlaması/ rahmetinden mahrum bırakması, Allah yolundan döndürmeye çalışan ve o yolu eğri-büğrü yapmak isteyen ve âhirete de inanmayanların ta kendileri olan: bu yanlış işleri yapan kimselerin üzerinedir. Onlar, yeryüzünde aciz bırakan; herkesi alt eden birileri değillerdir. Kendilerinin Allah’ın astlarından koruyan, yol gösteren, yardım eden yakınları yoktur. Onlar için azap kat kat artırılır. Onlar vahyi işitmeye tahammül edemiyorlardı ve de görmüyorlardı. İşte onlar kendilerine zarar vermiş olan kimselerdir. O uydurdukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. Kesinlikle bunlar âhirette de en çok zarara/kayba uğrayıp acı çekecek olanların ta kendileridir.

  • Kur’an’da her konu açık açık beyan edilmiştir.

  • Kur’an  anlaşılan dil ile öğrenilip yaşanmalıdır.

  • Kur’ân, uydurulan bir söz değildir. Ancak sadece, içinde konu edilenlerin doğrulaması, inananlar için her şeyin ayrıntılı açıklaması, bir yol gösterme ve rahmettir.

  • Kur’an kendinden önce inen, Zebur, Tevrat, İncil gibi kitaplarından konu edilenleri düzeltiyor, doğruluyor. Kur’an inananlar için her şeyi ayrıntılı açıklayandır.

  • Allah, çeşitli vesilelerle Kur’ân’ı, suçluların kalplerine sokar.

  • Allah, inkârcıların kalbine Kur’an’ı sokar, Kur’an ayetleri o suçlular için artık bir şüphe yaratır, onların içini kemirir.

  • Hiç kuşkusuz Allah, o Öğüt’ü/Kur’ân’ı Allah indirdi Allah. Ve kesinlikle Allah, onun için koruyucudur.

  • Kur’an, ulaşılabilen herkes uyarılsın diye vahyolundu.

  • Allah, suçluların yolu ortaya konsun/ herkese belli olsun diye Kur’an’da âyetleri ayrıntılı olarak açıklamıştır.

  • Aslında Allah Kur’ân’ı ayrıntılı/hak-bâtıl ayrılmış olarak indirmiştir. İnsanların Allah’tan başka bir hakem araması yanlıştır.

  • Kendilerine kitap verilen kişiler (Yahudi ve Hıristiyanların din bilginleri), Kur’ân’ın şüphesiz Rabbinden hak ile indirilmiş olduğunu bilirler. Kimse bu kitabın Allah tarafından indirildiğini bildikleri hususunda sakın şüphecilerden olmamalıdır.

  • Bazı toplumlar, azap/ Kur’ân/ âyetlerin iyice açıklanması, hak olmasına rağmen onu yalanladı. Peygamberin kimseyi cezalandırmaya bir yetkisi ve gücü yoktur, durumun sorumlusu da değildir.

  • Kur’an’da her şey ayrıntılı olarak açıklanınca inkârcılar, Elçi’ye  “Sen ders görmüşsün/ bunları bir yerlerden okuyup öğrenmişsin” deyip durdular; Kur’an’ın vahiy olduğunu kabul etmediler.

  • Kur’ân, “Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa; Yahudi ve Hıristiyanlara indirildi; biz ise, o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk” veya “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” diye mazeret ileri sürülmesin diye Allah’ın indirdiği bereketli bir kitaptır. O nedenle, rahmet olunmak için ona uyulmalı ve Allah’ın koruması altına girilmelidir.

  • Kur’an’da Rabbimiz Allah’tan açık delil, kılavuz ve rahmet gelmiştir. Öyleyse Allah’ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha yanlış iş yapan kim olabilir? Allah, ayetlerinden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın kötüsüyle cezalandıracaktır.

  • Kur’an ayetlerinin her birinin kesinlikle belli bir makamı vardır. Her ayet, kesinlikle saf saf dizilmiştir/ dizer. Tüm ayetler, Allah’ı noksanlıklardan arındırır.

  • Kur’ân ayetleri, salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı oluşturan-ayakta tutan], zekâtı/vergiyi veren, âhirete de kesin olarak inanan, güzellik-iyilik üretenler için bir doğru yol kılavuzu ve rahmet olmak üzere yasalar içerir. İnananlar bundan yararlanır.

  • Kendilerine bilgi verilmiş olan kimseler, bilirler ki, Rabbinden Muhammed’e indirilen şey, hakkın ta kendisidir. Ve o indirilen şey/Kur’ân, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, övülen, övgüye lâyık bulunanın yoluna kılavuz oluyor.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler, “Biz kesin olarak, bu Kur’ân’a inanmayız, ondan öncekine de…” derler. Şirk koşarak, küfrederek yanlış iş yapan o kimselerin Rableri huzurunda tutuklanmış olduğu; birbirlerini suçladıkları kesin olarak görülecektir.

  • Kendilerine açık deliller hâlinde Allah’ın âyetleri okunduğu zaman işine gelmeyenler: “Bu, başka değil, sadece sizi atalarınızın taptığı tanrılardan men etmek isteyen bir adamdır” dediler. Ve: “Kur’ân, uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değildir” derler.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kimseler, kendilerine hak geldiği zaman: “Şüphesiz bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir” derler.

  • Kur’an’da, insanlara, sadece bir tek; Allah için ikişer ikişer, üçer üçer ve teker teker kalkılması, sonra da arkadaş Muhammed’de delilikten bir şey olmadığını, onun, sadece şiddetli bir azabın önünde sizi sakındıracak bir uyarıcı olduğunun düşünülmesi öğütlendi.

  • Kur’an, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan; mutlak galip, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan Allah tarafından indirilmiştir.

  • Allah, düşünüp öğüt alsınlar, Allah’ın koruması altına girsinler diye Arapça pürüzsüz bir okuma olarak; bu Kur’an’da insanlar için her türlüsünden örnek vermiştir.

  • Kur’an,  insanlar için hak ile indirilmiştir. O hâlde kim kılavuzlandığı doğru yolu bulduysa artık kendi lehinedir. Kim de saptıysa artık o, sırf kendi aleyhine olarak sapar. Elçiler, insanlar üzerine onları ayakta tutan bir sorumlu değildir.

  • Kur’an,  çok güçlü, en iyi bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı çok çetin olan, bol nimet; ikram sahibi Allah tarafından indirilmiştir.

  • Kur’ân, müjdeleyici ve uyarıcı olarak, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmış/ bölüm bölüm ayrılmış, yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden, engin merhamet sahibi Allah’tan indirilmiş Arapça  (indiği toplumun ana dilince) bir kitaptır. Buna rağmen onların çoğu yüz çevirmişlerdir.

  • İnkârcılar Kur’an’a kulak vermezler;  “Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü/zırh içindedir, kulaklarımızda bir ağırlık, bizimle senin aranda da bir perde vardır. Artık sen, yapabileceğini yap, biz de gerçekten yapıyoruz” diye rest çekerler.

  • Öğüt/Kur’ân kendilerine geldiğinde onu bazıları örtmeye, saklamaya yeltenir.  O Öğüt/Kitap, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan, övülen, övgüye lâyık bulunan tarafından indirilmiştir. Önünden ve ardından/ hiçbir tarafından kendisine bâtılın gelmediği çok şerefli bir kitaptır.

  • Eğer Allah o öğüdü/Kur’ân’ı yabancı dilde bir okuma yapsaydı, elbette herkes: “Âyetleri ayrıntılı olarak verilmeli değil miydi? Yabancı dil mi, Arapça mı!” diyeceklerdi.

  • Kur’an,  iman eden kimseler için bir kılavuz ve bir şifadır.

  • İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve o Öğüt/ Kur’ân, onlar üzerine bir körlüktür. Onlara çok uzak bir mekândan seslenilmektedir.

  • İnkârcılar, bundan [Kur’ân'dan] kesinlikle şüpheci bir yetersiz bilgi içindedirler.

  • Allah, Kur’an’ın hak olduğunu ortaya çıkarmak için, hem dış dünyada, hem insanların kendi bünyelerinde alâmetler/ göstergeler göstermiştir.

  • Günümüz itibariyle, Kur’ân’da ortaya konan enfüsî ve âfâkî mucizelerden bir kısmı şunlardır: Enfüsî mucizeler: Her insanda koruyucu hücrelerin varlığı, eşler hâlinde yaratılma, meninin bir karışım olduğu, cinsiyetin belirlenmesi, rahim duvarında asılı olma, bir çiğnemlik et parçası olma, kemiklerin oluşumu ve etle kaplanması, üç karanlıkta yaratılma… Âfâkî mucizeler: Evrenin sürekli genişlemesi, yokluktan yaratılma, evrenin gaz aşaması, evrendeki mükemmel yörüngeler, güneşin akıp gitmesi, Güneş ve Ay’ın farkı, Ay’ın yörüngesi, göğün ve yerin tabakaları, göğün korunmuşluğu, göğün geri çevirdikleri, göğün direksiz yükselişi, dünyanın geoit [devekuşu yumurtasına benzeyen, tam küre olmayan, kutuplardan basık, küremsi] şekli, dünyanın ve uzayın çapları, döndükçe kutupların basıklaşması, dünyanın dönüşü, aşılayıcı rüzgârlar, yağmurdaki ölçü, suyun çevrimi, kazık şeklindeki dağlar, petrolün oluşumu, solunum ve fotosentez, göğe yükselmenin zorluğu, bitkilerdeki erkeklik ve dişilik… Saydığımız bu biyolojik, fiziksel ve kevnî olgular, Kur’ân’ın indiği dönemde bilinmeyen şeylerdir. Bu nedenledir ki, bilimin yeni keşfettiği sistemlerin Kur’ân’da yer alması, Kur’ân’ın Allah’tan geldiğine açık ve kesin bir kanıttır.

  • En üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan Allah, Elçi Muhammed’e ve ondan önce birçok elçiye  vahyetmiştir.

  • Allah, kentlerin anası; Mekke ve onun kıyısında bulunan dünyadaki tüm insanlar; kendisinde hiç şüphe olmayan toplanma günü ile uyarılsın diye Muhammed’e Arapça bir Kur’ân vahyetmiştir.

  • Kendilerinden sonra Kitap’a vâris kılınan kişiler Kur’ân’dan kesinlikle kararsızlığa götüren bir kuşku içindedirler.

  • Elçi, Kur’an davetçileri hizmetleri karşılığında herhangi bir ücret talep edemezler, alamazlar. Onların kazancı İslâma katılımdan aldıkları haz ve mutluluk olabilir.

  • Allah, elçisi Muhammed’e Kendi emrinden/Kendi işinden olan ruhu/ Kur’ân’ı vahyetti. Elçi Muhammed, kitap nedir, iman nedir bilmezdi. Allah, onu, kullarından dilediğini kendisiyle kılavuzladığı bir nur/ışık yaptı.

  • Kur’an, herkes iyi anlasın ve aklını kullansın diye en iyi dilbilgisi kurallarına göre/ muhatap toplumun diliyle bir kitap yapılmıştır.

  • Kur’ân, Allah  nezdindeki ana kitapta gerçekten çok yücedir ve yasalar içermektedir, sağlamdır/ bozulması engellenmiştir.

  • İnsanlar, sınırı aşan bir toplum oldu diye Allah, o Öğüt’ü/ Kur’ân’ı ortadan kaldırmaz.

  • İnkârcı müşrikler: “Bu Kur’ân, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?” diyerek Kur’an’ın Muhammed’e indirilişini kıskandılar. Hâlbuki Allah, rahmetini Kendisi paylaştırır; kimi elçi göndereceğini Kendisi bilir.

  •  Kur’ân, tüm insanlar için gerçekten bir öğüttür/şan-şereftir. İnsanlar ondan sorgulanacaklar.

  •  Kur’ân, o kıyâmetin kopuşu için kesinlikle bir bilgidir: “Sakın kıyâmetin kopuşu hakkında şüpheye düşmeyin ve bana uyun. Bu, doğru yoldur. Ve sakın şeytan sizi alıkoymasın. Şüphesiz o, sizin için apaçık bir düşmandır.”

  • Kur’an’ı inceleyenler, onun, Allah katından bir iş olarak, onu, haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler ile dolu/ sağlam, her işin/ oluşun kendisinde ayırt edildiği, her şeyin bol bol verildiği, kazancın bol olduğu bir gecede indirildiğini tespit edebilirler.

  • Allah Kur’ân’ı onlar öğüt alsınlar diye elçinin diliyle kolaylaştırdı. Şimdi de herkes kendi diliyle okuyup kolayca anlamalıdır.

  • Kur’an, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olan, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/ sağlam yapan Allah tarafından indirilmiştir.

  • Allah, Kur’an’ı indirerek mü’minleri, Allah’ın Kendine özgü işlerinden apaçık bir yol haritası/ toplu yaşam ilkeleri sahibi yaptı. Mü’minler ona uymalı, bilmeyen kimselerin boş-iğreti arzularına uymamalıdır.

  • Kur’ân, insanlar için kalbî idrakler, kesin inanan toplum için bir yol gösterme ve rahmettir.

  • Kur’ân’dan önce de bir önder ve rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı vardı. İşte bu Kur’ân da, şirk koşarak yanlış iş yapan kimseleri uyarmak, iyilik-güzellik üretenleri müjdelemek için Arap lisanı üzerine/ en mükemmel ifade diliyle doğrulayan bir kitaptır.

  • O tozuttukça tozutanlar, arkasından ağırlığı taşıyanlar, sonra kolaylıkla akanlar, sonra da bir emri paylaştıranlar kanıttır ki şüphesiz tehdit olunduğunuz o şey, kesinlikle doğrudur. Şüphesiz “Din (yapılanların karşılıklarını verilmesi) de kesinlikle gerçekleşecektir.

  • Rabbimiz, suyun tabiattaki döngüsüne dikkat çekmektedir. Deniz, göl, akarsu ve en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm su birikintilerinden ısı nedeniyle kalkan buharlar ve karalardaki toprak parçacıkları rüzgârlar vasıtasıyla sürüklenip milyonlarca tonluk yük [yağmur bulutu] hâline getirilmekte, sonra da değişik yerlere paylaştırılarak yeryüzüne indirtilmektedir. Yağmur olarak yeryüzüne inen bu suyla da ölü toprak yeniden canlandırılmaktadır. Bu döngünün ölü tabiata sağladığı “yeniden canlanma”olgusu, ölen insanların da yeniden dirilmelerinin mümkün olduğunu gösteren en büyük kanıtlardandır (Rûm/46-50, Fussılet/39, Fâtır/9, Bakara/164, A‘râf/57, Hicr/22-23).

  • Buna göre, âyetteki tozutanlar ve onun arkasından gelen niteleyici ifadelerden kasıt, Kur’ân âyetleridir. Çünkü Kur’ân âyetleri, önüne ne gelirse hepsini bertaraf etmekte, önünde hiçbir bâtıl fikir ve eylem barınamamakta, içerdiği mesajlar gâyet ağır sözlerden oluşmakta; elden ele, dilden dile, gönülden gönüle yağ gibi akarak herkesin her işini görmekte ve problemlerini çözmektedir. Kur’ân’ın bir adı da rûholup ölü mesabesindeki kâfirlere ve toplumlara hayat vermektedir.

  • Kur’ân, –bu sûrede de olduğu– gibi, sûre başlarında birçok kez mecâzî ifadeler ile tanıtılmıştır: Mürselât/1-7 (55. necm), Sâffât/1-5 (205. Necm), Nâziât/1-3, 26 (369. necm).

  • Allah’a kaçmalı, Allah’a kaçmalı! Şüphesiz ki Kur’an, insanlar için O’ndan apaçık bir uyarıcıdır.

  • Allah ile beraber başka bir tanrı oluşturulmamalıdır. Şüphesiz Kur’an, insanlar için O’ndan gelen apaçık bir uyarıcıdır.

  • Müminler Kur’an’daki öğütleri aktarmalılar. Çünkü şüphesiz öğüt/ hatırlatmak, mü’minlere yarar sağlar.

  • İnkârcılar bu Kur’ân’a inanmazlarsa, onların yaptıklarından dolayı, üzüntü duymak gereksizdir.

  • Allah, bu Kur’ân’da insanlar için her örnekten geniş geniş açıkladı. İnsan ise, tartışma yönünden her şeyden daha çok olandır.

  • Allah’ın sözleri için, deniz mürekkep olsa Allah’ın sözleri bitmeden önce deniz tükenirdi, hatta bir o kadarını daha getirsek bile.

  • Allah, kullarından dilediğine, haberci âyetleri/ vahyi, Kendisine özgü bir iş olarak ruh/ can ile birlikte: “Şüphesiz Benden başka ilâh yok, o hâlde Benim korumam altına girin” diye indirir; Allah dilediği kişiyi elçi yapar.

  • Allah, Peygambere Kur’ân’ı, insanlara indirilmiş olanı ortaya koyması ve de insanların iyiden iyiye düşünmeleri için indirmiştir.

  • Allah, elçisi Muhammed’e Kur’ân’ı sırf hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyleri onlar için açığa koysun ve iman edecek bir topluma bir kılavuz, bir rahmet olsun diye indirmiştir.

  • Allah bu kitabı da, her şeyi açıklayan ve Müslümanlara bir kılavuz, bir rahmet ve bir müjde olarak indirmiştir.

  • İman etmiş kimseleri güçlendirip kökleştirmek/tutundurmak için ve Müslümanlara bir müjde ve kılavuz olmak üzere, Rabbimiz Allah, birçok can katan âyeti hak ile indirmiştir.

  • Kur’an, Allah’ın, insanları Rablerinin izni/ bilgisi ile karanlıklardan aydınlığa; en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, övülen, övgüye lâyık bulunanın; göklerde olan şeyler, yeryüzünde olan şeyler Kendisinin olan Allah’ın yoluna çıkarılması için indirilmiş bir kitaptır.

  • Rasülüllah’a indirilen bu Kitap, kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri; kavrama yeteneği olanlar öğüt alsınlar diye insanlara bir duyurudur.

  • Elçi ile ilgili, geçmişten geleceğe, her zaman,  “Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey değil ki,  Kur’an’ı kendisi uydurdu; o bir şairdir. Hadi öyleyse öncekilerin gönderildiği gibi bize bir alâmet/gösterge getirsin.”  Artık görüp dururken büyüye mi gidiyorsunuz?” şeklinde yaptıkları propagandalar dikkate alınmamalıdır.

  • Kur’ân’da, kulluk eden toplum için kesinlikle iletilen bir mesaj vardır.

  • Kendisinde şüphe olmayan Kur’an, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Ama inkârcılar, “Onu Muhammed kendisi uydurdu” diyorlar. Tam tersi Kur’ân, kılavuzlandıkları doğru yola ulaşırlar diye, Allah elçisi Muhammed’den evvel kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan toplum uyarılsın diye Rabbimizden gelen gerçektir. Getirebilirlerse  onun gibi bir sözü onlar da getirsinler.

  • Kur’ân, Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için bir öğüttür.

  • Şüphesiz Kur’ân, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler için bir hasrettir. Ve şüphesiz Kur’ân, kesin bilginin gerçeğidir. O hâlde biz mü’minler, çok büyük Rableri Allah’ın ismini temize çıkarmalıdırlar; Allah’ı topluma iyi tanıtmalıdırlar!

  • Allah, Elçisi Muhammed’e Kitabı indirdi de kendilerine kitap verilmiş olanlar Kur’ân’a inanıyorlar. Ve ehli kitabın dışındakilerden/ Araplardan da ona inananlar vardır. Ve Allah’ın âyetlerini ancak, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler bile bile reddeder.

  • Allah elçisi Muhammed bundan evvel herhangi bir kitaptan okumadı; o Kur’ân’ı kendiliğinden yazmadı. Eğer böyle olsaydı, bâtıla inananlar kesinlikle kuşku duyacaklardı. Tam tersi Kur’ân, kendilerine bilgi verilenlerin sinelerinde apaçık âyetlerdir. Allah’ın âyetlerini de ancak yanlış iş yapanlar bile bile reddederler.

  • Kur’an’da hiç kuşku yoktur.

  • Kur’an, ıssız yerlerde iman eden, salâtı ikame eden [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumlarını oluşturan-ayakta tutan], kendilerine rızık olarak verilen şeylerden Allah yolunda harcama yapan, Muhammed As’a indirilene ve ondan önceki peygamberlere indirilene iman eden, Allah’ın koruması altına girmiş kişiler –ki bunlar, ahrete de kesinlikle inanırlar– için bir kılavuzdur.

  • Allah, rahmeti gereği insanlara,  “Eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimizden kuşku içinde iseniz, haydi onun mislinden bir sure siz getirin, Allah’ın astlarından tüm tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru kimseler iseniz. Sonra, eğer bunu yapmadıysanız ve asla yapamayacaksınız; öyleyse Allah’ın ilâhlığını, rabliğini işine gelmediği için kabullenmeyen kimseler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten korunun.” diye uyarıda bulunmuştur.

  • Kur’an’da müteşabih ayetler vardır. Bunların tevilini konunun uzmanları bilirler. Bunlar Kur’an’ın Rasülüllah tarafından derlenmediğinin, derlenemeyeceğinin göstergeleridir. Müteşabihin nasıl tevil edileceğinin örneği Bakara/ 67-71. ayetlerinde bizzat Allah tarafından gösterilmiştir. Bu pasajda “Sığır” ifadesi, “altın” olarak tevil edilmektedir.

  • Allah, elçisi Muhammed’e bu kitabı indirendir. Bu kitaptan bir kısmı yasa içeren ayetlerdir ki bunlar, kitabın anasıdır. Diğerleri de benzeşen anlamlılardır. Amma, durum bu iken, kalplerinde kaypaklık; inaçlarında tutarsızlık olan kimseler,insanları dinden çıkarmak,ortak koşmaya sürüklemek ve onun anlamlarından en uygununun tespitine yeltenmek için hemen ondan benzeşen anlamlı olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun anlamlarından en uygun olanının tespitini ancak Allah ve –“Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır. Rabbimiz! Bize kılavuzluk ettikten sonra kalplerimizi çevirme! Bize Kendi nezdinden rahmet lütfet! Şüphesiz Sen, bol bol lütfedenin ta kendisisin. Rabbimiz! Şüphesiz Sen, insanları, kendisinde hiçbir şüphe olmayan gün için toplayansın. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez” diyen– o bilgide uzman olanlar bilirler. Ve sadece kavrama yetenekleri olanlar öğüt alırlar.

  • Herkes, Kur’ân’ı gereği gibi düşünmeli, araştırmalı, incelemelidir. Eğer ki o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı, kesinlikle onun içinde birçok karışıklıklar bulurlardı.

  • Kitap Ehlinden, ölmeden önce Kur’ân’a inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü de, Kur’ân, onların aleyhine iyi bir şahit olacaktır.

  • Kur’an, Elçisi Muhammed’in Anakent’i ve yanı başındaki kişileri uyarması için Allah’ın indirdiği, sadece içinde konu edilenleri doğrulayıcı, bolluk dolu bir kitaptır. Âhirete inananlar ona da inanırlar ve onlar salâtlarını [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumlarına] da korurlar.

  • Elçi, insanlara, Rablerinden hakkı getirmiştir. Öyleyse insanlar kendi yararlarına olarak hakka inanmalıdır. Eğer inanmazlarsa bilinmelidir ki göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allah’ındır. Allah, en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır.

  • Allah’ın elçileri, Allah’tan aldığı vahiyleri insanlara ulaştırmak üzere seçilmiş, görevlendirilmiş kullardır. Bu nedenle son elçi Muhammed’e insanların iman etmesi, kendi kurtuluşlarını sağlayacak ilkeleri tasdik etmeleri gerekir. Ayetlere sırt çevirenlerin yardımcısı da yoktur.

  • Kesinlikle Rablerinden insanlara apaçık bir kanıt geldi. Ve Allah, insanlara apaçık/açıklayan bir ışık olan Kur’an’ı indirmiştir.

  • Allah, insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indirmiştir. Ve şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.

  • İnkarcılar, Kur’ân’ı düşünmüyorlar, kalpleri üzerinde kilitleri var.

  • Kuran’daki ayetlerin hepsi, kitabın ayetleridir. Rasülüllah Muhammed’e Rabbinden indirilen şey haktır/gerçektir. Lâkin insanların çoğu inanmıyorlar.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için kabullenmeyen kimseler: “Muhammed’e Rabbinden bir alâmet/gösterge indirilmeli değil miydi, eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur’ân olsaydı…” demişlerdi de. Allah bunlara: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtır ve gönülden bağlanan kimseleri; inanan ve kalpleri Allah’ı anmakla zihnindeki tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşmuş kişileri Kendisine kılavuzlar.” diye mesaj göndermişti.

  • Kendilerine kitap verilenler, Resulüllah’a indirilmiş olan Kur’an ile sevinirler, mutlu olurlar. Karşıt grup oluşturanlardan, onların bir kısmını tanınmaz hâle getiren kişiler de vardır.

  • Allah Kur’ân’ı Arapça; mükemmel bir yasa olarak indirmiştir.

  • Rahman [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona hayır ve şerri, iyiyi, kötüyü ayırmayı öğretti. Kur’an’ı öğrenmeyenler bu ayırımı yapamayan hayvanlar konumunda kalmaktadırlar.

  • Allah, Kur’ân’ı elçisine indirdikçe indirdi. İniş süreci yaklaşık yirmiüç yıl sürdü.

  • Kur’an’da geçenler, bir öğüttür. Artık dileyen kişi Rabbine doğru yol edinir.

  • Allah,  insanlar öğüt alsınlar diye Kur’an surelerinde apaçık ayetler indirmiştir.

  • Allah, müminlere açık açık bildiren ayetler, kendilerinden önce geçen kişilerden örnekler ve Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için öğütler indirmiştir.

  • Allah, göklerin ve yeryüzünün tek aydınlatıcısıdır.. O’nun nurunun; Kuran’ın örneği, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir; o kandil, bir cam içindedir; o cam, sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya, batıya nispet edilemeyen; dünyanın her yerinde var olan bereketli bir zeytin ağacındandır. –O ağacın yağı, neredeyse kendisine ateş dokunmasa bile ışık verir.– Nur üstüne nurdur. Allah dileyen kimseyi nuruna kılavuzluk eder. Allah insanlar için örnekler verir ve Allah her şeyi en iyi bilendir.

  • Allah, açıkça ortaya koyan ayetler indirdi. Ve Allah dileyen kimseyi dosdoğru yola iletir.

  • Allah, Kur’ân’ı apaçık ayetler hâlinde indirdi. Ve şüphesiz Allah, dilediği kimselere/dileyen kimselere kılavuzluk eder.

  • Allah’tan Resülü Muhammed’e indirilen, onların çoğunda azgınlık ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini inkâr açısından artış yapar.

Rasülüllah; MUHAMMED As.

 

  • Mekkeli Abdullah oğlu Muhammed, kendisine elçilik verilmezden önce din, kitap ile ilgilenmeyen bir kimse idi. Allah onu seçip Kendisine elçi yaptı da gözü keskin, bilge, kurmay birisi oldu.

  • Rasülüllah, Allah’ın nimeti sayesinde, mecnun [gizli güçlerce desteklenen/deli bir kişi] değildi. Ve kesinlikle kendisi için minnete bulaşmamış çok mal vardı. Ve kesinlikle o, çok büyük bir ahlâk üzerinde idi. Böyle olduğuna çağdaşı tüm insanlar tanıktı. Öyleki onu meziyetleri nedeniyle efsaneleştirmişlerdi.

  • Allah elçisi Muhammed’in, peygamber seçilmezden evvel, kitap, Kur’an, din iman konusunda bir bilgi birikimi yoktu.

  • Allah, kendisini  terk etmeyeceğine ve darılmayağına, kendisinin hoşnut edileceğine teminat verdi.

  • Rasülüllah, yetim idi barınağa kavuşturuldu,  dosdoğru yol dışında biri idi  dosdoğru yola kılavuzluk edildi, ailesini geçindirme zorluğu içinde idi zengin edildi.

  • Rasülüllah, kılavuzlandığı dosdoğru yola kendisine vahyolunan Kur’an sayesinde ulaştı.

  • Kendisi  için, göğsü açıldı, kendisinden ağır yükü indirildi –Ki o, kendisinin belini çatırdatmıştı.– şanı da kendisi için yüceltildi.

  • Kendisine Kevser; bol nimet ihsan edildi.

  • Allah, elçisi Muhammed’in geleceğini Tevrat ve İncil’de bildirmiştir. Kitap ehli bu gerçeği ellerindeki kitapta görüp duruyorlar.

  • Ana kentli elçiye iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onunla birlikte indirilen nuru izleyen kimseler, kendilerini kurtaracaklardır.

  • Allah’ın elçisi Muhammed, göklerin ve yerin mülkü Kendisinin olan, Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah’ın, insanlara gönderdiği elçidir. Tüm insanlar,  kılavuzlandıkları doğru yolu bulmaları için Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden, Ümmî; Anakentli; Mekkeli olan elçisine iman etmeli ve ona uymalıdır.

  • Allah elçisi Muhammed’de hiçbir delilik/ cinlenmişlik yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.

  • Mekkeliler, Kur’an gönderilmeden önce babaları uyarılmamış, bu yüzden de kendileri duyarsız bir toplum idi.

  • Yasalar içeren/ bozulması engellenmiş Kur’an, Muhammed’in elçiliğinin kanıtıdır.

  • İnsanlardan bazıları,  “Allah, aramızdan bunlara mı iyilikte bulundu (yapa yapa Muhammed’i mi peygamber yaptı)?” diye kıskançlık göstererek kendini ateşe atar. Halbuki Allah, kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödeyenleri daha iyi bilir ve nimetini ona göre artırır.

  • Rasülüllah, elçilik görevinde dosdoğru bir yol üzerindeydi.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için kabul etmemiş olan kişiler Rasülüllah’a: “Sen elçi değilsin” diyorlardı. Bunlara: “Benimle sizin aranızda en iyi tanık olarak Allah ve yanında kitabın bilgisi bulunan kişi yeter” diye cevap verdirildi.

  • İnkâr etmiş olanlar Elçi ile ilgili olarak: “Bu ne biçim elçi ki, yemek yiyor, sokaklarda yürüyor? Ona, bir melek indirilseydi ya! Böylece  onunla beraber bir uyarıcı olur! Yahut kendisine bir hazine bırakılsaydı veya kendisinden yiyeceği bir bahçe olsaydı ya!” dediler. Bu şirk koşarak yanlış yapanlar: “Siz, yalnızca büyülenmiş bir kişiye uyuyorsunuz” da dediler.

  • Amma da saçmaladılar. Tam sapıklar, bunlar adam olup doğru yola gelmezler. Hâlbuki Allah o kadar cömerttir ki dilerse peygambere hazineden, onların dediği bahçeden daha hayırlısını; altından ırmaklar akan cennetleri verir, onun için saraylar da yapardı. Son peygamberden evvel de sadece, kesinlikle yemek yiyen, çarşılarda yürüyen elçilerden gönderildi.

  • Elçi Muhammed, Kitab’ın kendisine vahiy edileceğini/indirileceğini ummuyordu. O, ancak Rabbinden bir rahmet olarak verildi.

  • Peygamber insanların üzerine, vekil [bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan biri] olarak gönderilmemiştir.

  • İnkarcılar, “Bizim için yerden bir pınar fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. Yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olmalı. Onların aralarında şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi göğü parçalar hâlinde üzerimize düşürmelisin yahut Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. Yahut senin altın süslemeli bir evin olmalı yahut göğe yükselmelisin. Ancak, senin yükselişine, öğrenip öğreteceğimiz bir kitabı bize indirmene kadar asla inanmayız” dediler. Allah ise elçisine, bunlara cevap olarak: “Rabbim noksanlıklardan arınıktır. Ben beşer bir elçiden başka bir şey değilim, ben bunların hiç birini yapamam!” dedirtti.

  • Allah, Kendisine ve elçisine iman edilmesi, O’na yardım edilmesi, O’na saygı gösterilmesi ve her zaman Kendisinin her türlü noksanlıktan arındırılması için;mümin erkekler ve mümin kadınları, içinde sürekli kalanlar olarak, altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirmesi ve onların kötülüklerini örtmesi için ve Allah hakkında kötü zanda bulunan o münafık erkekler ve münafık kadınları, Allah’a ortak koşan erkekleri ve ortak koşan kadınları azap etmesi içinAllah, Muhammed’i, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere elçi yaptı.

  • İnsanlara yol gösterimi/Kur’ân gelince, kendilerinin iman etmelerine, sadece “Allah bir beşeri mi elçi gönderdi?” demeleri engel olur, yani onlar insan üstü birinin elçi olmasını ileri sürerler. Halbuki: “eğer yeryüzünde huzur içinde yürüyüp duran melekler olsaydı, elbette Allah onlara gökten elçi olarak bir melek indirirdi.

  • Allah, insanları uyarsın ve inananlara Rableri nezdinde kesinlikle “kademe sıdk [hoş gelişler, mutlu yaşamlar] olduğunu müjdelesin diye kendilerinden, olgun bir insanı elçi göndermiştir.

  • Allah’ın elçi gönderişi bazılarının tuhafına gidiyor.

  • İnkârcılar,  “Ona bir hazine indirilse ya da beraberinde bir melek gelse ya!” deyince Rasülüllah, nerdeyse kendisine vahyolunan vahyin bir kısmını terk edecek duruma gelir ve bundan dolayı göğsü daralırdı. Bu durumlarda Allah, “Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeyi belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayandır” diye teselli ederdi.

  • Elçiler insanlara, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demedi. “Gaybi; görülmeyeni, duyulmayanı, geçmişi, geleceği de biliriz” de demediler.  “Biz bir meleğiz’ de demediler. Onlar yalnızca kendilerine vahyedilene uydular.

  • Peygamberimiz Rabbinden apaçık bir delil üzerindedir. Kimse o delili yalanlamamalıdır. O çabuk gelmesi istenilen kıyamet, onun yanında değildir, hüküm ancak Allah’a aittir, gerçeği O anlatır/gerçekleştirir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır.

  • Çabuk gelmesi istenilen şey onun yanında olsaydı, aradaki iş kesinlikle gerçekleşmiş gitmişti. Ve Allah, yanlış iş yapanları en iyi bilendir. Görünmezin, duyulmazın, geçmişin, geleceğin anahtarları da yalnızca O’nun katındadır. O’ndan başka hiç kimse onları bilmez. Karada ve denizde olanları da bilir O. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.

  • Gizli, âşikar, geleceğin, bugünün insan topluluğunun tümüne Allah’ın âyetlerini anlatan ve ahirette Allah’a hesap verileceği hususunda uyaran insan türünden elçiler gelmiştir.

  • Allah’ın elçi gönderme nedeni, “halkı ilgisiz, bilgisiz iken, ülkeleri haksız yere değiştirmeyeceği/yıkıma uğratmayacağı ilkesi”ndendir.

  • Elçi, ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmiştir, ama insanların çoğu bilmiyorlar.

  • Rasülüllah Muhammed’den önce de nice elçiler gönderilmiştir. Onlardan kimi insanlara anlatıldı, onlardan kimini de anlatılmadı.

  • Elçi sadece herkes gibi bir beşerdir.  Ona, ‘insanların ilâhının bir tek ilâh olduğu’ vahyedildi.

  • Allah elçisi Muhammed için kendisinden önceki elçilere söylenenden başka bir şey söylenmemiştir.

  • Hiç kuşkusuz Elçi Muhammed, dosdoğru bir yola; göklerde ve yerde bulunanlar Kendisi için olan Allah’ın yoluna kılavuzluk etti.

  • Kur’an’da Rasülüllah, Zülkarneyn (iki boynuz/ iki çağ sahibi) olarak tanıtılmıştır. Rasülüllah’ın iki çağ sahibi olmasını şöyle anlayabiliriz: Mekke’den Medîne’ye göç edişi takvim başlangıcı yapılmış olmasındandır. O nedenle hayatının bir bölümü, “hicretten önce”dir bir bölümü de “hicretten sonra”dır. Tıpkı “milattan önce, milattan sonra” denilişi gibi. İki boynuz sahibi olmasını da şöyle anlayabiliriz:  Güneşin [vahyin] doğduğu yer olan Mekke ile –pasajdaki ifadeye göre– güneşin battığı yer olan Medîne’nin sahibi.

  • Vahyin battığı yer Medine, oraya varış, hicreti ve orada İslam devleti oluşturmasını ifade etmektedir.

  • Vahyin doğduğu yer, Mekkeyi, Hudeybiye sözleşmesini ifade eder.

  • Söz anlamayan kavim; Hayber Yahudileri; Yecüc ve Me’cüc de Rasülüllah ve askerlerini ifade eder. Ayrıca bu pasajda Hayber sözleşmesinin ayrıntılarına değinilir.

  • Rasülüllah Muhammed’e: “ortak koşmaktan dönmüş bir kişi olan ve ortak koşanlardan olmayan İbrâhîm’in dinine/yaşam tarzına tâbi ol” diye vahyedilmiştir.

  • Allah, Muhammed’den önce de ancak kendilerine vahyettiği olgun kimseleri gönderdi/elçi yaptı. Bu konuya ait yeterli bilgisi olmayanlar, Öğüt/Kitap Ehli olanlara/vahiy bilgisi olanlara sormalı, dinler tarihini iyi incelemelidir.

  • Allah, o elçileri yemek yemez birer ceset yapmadı. Onlar sürekli kalıcı/ ölümsüz de değillerdi.

  • Allah, elçisi Muhammed’i de ancak, âlemler için bir rahmet olarak/rahmet için göndermiştir.

  • Allah elçisi Muhammed’e ‘İlâhınız ancak tek bir ilâhtır’ diye vahyolunmuştur. Herkes mutlaka Müslüman olmalıdır.

  • Hakkı inkâr edenler, ‘Peygamber olduğunu iddia eden kişide bir delilik var’ diyorlar. Aksine elçileri, kendilerine hakkı getirmiştir. Onların çoğu da hak için hoşlanmayan kimselerdir.

  • Eğer hak onların tutkularına uysaydı; kesinlikle gökler, yeryüzü ve bunlarda bulunan kimseler bozulup giderdi. Aslında, Allah onların şanını/öğütlerini getirdi; sonra da onlar, kendi şanlarından/öğütlerinden yüz çeviriyorlar.

  • Görülenler ve görülmeyenler kanıttır ki şüphesiz Kur’ân, şerefli bir Elçi sözüdür. Ve o, bir şair sözü değildir. –İnkârcılar ne az inanıyorlar!– Bir kâhin sözü de değildir. –İnkârcılar ne az düşünüyorlar, öğütleniyorlar!– Kur’ân, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.  Eğer Elçi/Muhammed, bazı sözleri Allah’ın sözleri olarak ortaya sürseydi, kesinlikle Allah, O’ndan tüm gücünü alırdı. Sonra O’ndan can damarını kesinlikle keserdi. Artık insanlardan hiç biri kendisine siper de olamazdı.

  • Muhammed, ancak bir elçidir. Kesinlikle kendisinden önce elçiler gelip geçmiştir.

  • Muhammed, müminlerin er kişilerinden hiç birinin babası değildir. Ancak o, Allah’ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.

  • Allah, elçisi Muhammed’i bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Kendi izniyle/ bilgisiyle Allah’a bir davetçi ve ışık saçan bir kandil olarak gönderdi/elçi yaptı.

  • Allah, elçisi Muhammed’e indirdiğine –ki onu Kendi bilgisiyle indirmiştir– şahitlik eder. Tüm ayetler de şahitlik ederler. Şahit olarak da Allah yeter.

  • Resulüllah’tan önceki elçilerle de alay edildi. Allah, Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örten/inanmayan kişilere süre verdi. Sonra da onları yakalayıverdi, haydin bakalım Allah’ın azabı nasılmış!

  • Allah elçisi Muhammed’den önce de peygamberler gönderdi. Onlara da eşler ve nesil [oğlan-kız çocuklar] verdi. Hiç bir peygamber için Allah’ın izni/ bilgisi olmadan herhangi bir alâmet/ gösterge getirmek de yoktur. Her süre sonu için bir yazı vardır.

  • Allah hak dini bütün dinlere üstün kılmak için, elçisini doğru yol kılavuzu Kur’ân ve hak din ile göndermiştir. Şahit olarak da Allah yeter.

  • Muhammed, Allah’ın elçisidir.

  • Kendi içlerinden insanlara, sıkıntıya uğramaları halinde kendisine ağır gelen, onlara düşkün, sadece inananlara çok şefkatli, kolaylık sağlayan, çok merhametli bir elçi gelmiştir.

  • Bunca açıklamalara, şefkat eli uzatmalara rağmen geri duranlar için şöyle mesaj gelmiştir:Buna rağmen eğer uzaklaşırlarsa hemen de ki: “Bana Allah yeter. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Ben sadece O’na işin sonucunu havale ettim O, çok büyük tahtın Rabbidir.”

  • Rasülüllah’ın görevi kemale erince, Rabbimiz ona şöyle bir görev vermiştir:Allah’ın yardımı ve fetih geldiği ve sen insanların, bölük bölük, Allah’ın dinine girdiklerini gördüğün zaman, hemen Rabbinin övgüsüyle birlikte her türlü noksanlıktan Kendisini arındır ve O’ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O, ezelden beri tövbeleri çokça kabul eden, çok tövbe fırsatı verendir.

  • Emekli olup, işini bırakma konumunda olanlar da Rablerinin övgüsüyle birlikte her türlü noksanlıktan Allah’ı arındırmalılar ve O’ndan bağışlanma dilemelidirler.

Elçilerin görevi

 

  • Elçiler toplumlarını uyarırken zor kullanmazlar.  Allah, insanlara inanç ve amel özgürlüğü tanımıştır. Elçiler, sadece bilgi verirler. Dileyen bilgi, öğüt alır.

  • Hiçbir elçi, Allah’ın izni/ bilgisi olmaksızın bir alâmet/ gösterge getiremez. Artık Allah’ın emri gelince de hak ile gerçekleştirilir. Bâtılcılar, işte burada kayba, zarara uğrayıp acı çeker.

  • Elçi, insan üzerinde Vekil; canlı-cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan biri değildir.

  • Kimseye zorla din kabul ettirilemez; bunca ayetten yüz dönen dönsün. Elçiler, onların üzerine bir bekçi olarak gönderilmemiştir. Onlara düşen sadece tebliğdir.

  • Allah, elçileri ancak müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderir. Kafirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan kişiler de hakkı, bâtılla iptal etmek/ortadan kaldırmak için mücâdele ederler. Ve onlar, Allah’ın âyetlerini ve korkutuldukları şeyleri alaya alırlar.

  • Elçiler üzerine, ancak açık-seçik bir tebliğden başka bir görev söz konusu değildir.

  • Elçiler, elçilik görevlerini bir karşılık almaksızın yaparlar. Tüm elçiler de aynısını yapmış, ücret talep etmemişlerdi.  Elçinin insanlardan istediği ücret, o insanlar içindir; insanların Allah’a yaklaşmasıdır. Elçinin ecri ancak Allah’a aittir. Ve O, her şeye şâhittir.

  • Peygamberlere Müslümanların ilki olması için emir verildi.

  • Elçiler tebliğleri karşılığında kimseden ücret alamaz: Kur’an, sadece âlemlere bir öğüttür.

  • Elçiler, insanlar üzerine birer bekçi işleri belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan biri yapılmamıştır.(Elçilik misyonunu üstlenenler de herhangi bir ücret almadan görevlerini yapmalıdırlar.)

  • Elçiler, kesinlikle insanları dosdoğru bir yola çağırır. Âhirete inanmayan kimseler ise, bu yoldan kesinlikle sapıyorlar.

  • Elçiler de diğer insanlar gibi birer beşerdir.

  • Elçilere ilâhın ancak tek bir ilâh olduğu vahyolunmuştur. Onun için Rabbine kavuşmayı umanlar sâlih ameli işlemeli ve Rabbine kullukta, hiç kimseyi ortak etmemelidir.

  • Allah, tüm elçileri gerçek ile müjdeci ve uyarıcı olarak göndermiştir. Elçiler, cehenneme girecek kimselerden sorumlu tutulmazlar.

  • Allah, her elçiyi sadece, Allah’ın izniyle/ bilgisi ile itaat olunsun diye elçi yapmıştır.

  • Elçi tebliğin sonucunu, başarıya ulaşıldığını görse de görmese de ona düşen sadece tebliğ etmektir. Allah’a düşen de hesap görmektir.

  • Elçiler, insanlar için sadece apaçık/ açıklayan anlatan bir uyarıcıdır.

  • Allah,  gönderilen elçileri, ancak müjdeciler ve uyarıcılar olmak üzere göndermiştir.  Kim iman eder ve düzeltirse, artık onlara hiç korku yoktur. Onlar mahzun olmayacaklar da. Ama Allah’ın ayetlerini yalanlayanlara da, yapmakta oldukları hak yoldan çıkışlar yüzünden azap dokunacaktır.

  • Allah, elçisine: “Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Ve eğer bunu yapmazsan, o zaman O’nun verdiği elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah da seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah, Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtenler toplumuna kılavuzluk etmez.” diye görevini özetlemiştir. Kur’an’ı bilen müminler de şimdi aynı yükümlülük altındadır.

  • Elçiye düşen sadece tebliğdir.

  • Elçiler, sadece kendilerine vahyolunanı tatbik ederler, ekleme, çıkarma yapmazlar,yapamazlar. Kendilerinden haram, helal kuralı koyamazlar.

Kıyamet bilgileri

 

  • Sûr’a üflendiği gün, artık Allah’ın diledikleri hariç olmak üzere göklerde ve yerde kimler varsa hepsi dehşete kapılacak ve hepsi değerlerini yitirmiş olarak O’na gelecek.

  • Dağlar görülür;  onlar donuk, durgun sanılır. Oysa onlar her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın yapımı olarak bulutun yürümesi gibi yürümektedirler.

  • Allah, gökleri, yeryüzünü ve aralarındaki şeyleri ancak hak/gerçek ile yarattı ve elbette ki, o kıyâmet, kesinlikle kopacaktır.

  • Allah’a kavuşmayı yalanlayanlar, kesinlikle kayba/zarara uğrayıp acı çekmişlerdir. Kıyâmet anı ansızın gelince, onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak diyecekler ki: “Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!” –Dikkat edin yüklenip durdukları/günahları ne kötüdür!–

  • İnsanların vaat olunduğu kıyamet günü kesinlikle gelecektir. Ve insanlar bunu engelleyemezler.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bile bile örtbas eden o kimseler: “Bize o kıyâmetin kopuş anı gelmeyecektir” derler. Evet, gelecektir. Görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği bilen Allah’a andolsun ki iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan o kimselere karşılıklarını vermek için kesinlikle gelecektir.

  • Kıyamet günü kimse kimseye yarar ve zarara malik olmaz.

  • Kıyâmet günü şirk koşarak yanlış iş yapanlara: “Kazanmış olduğunuzun karşılığını tadın!” denilecektir.

  • Şüphesiz ki, Ayırma Günü insanların hepsinin buluşma yeridir/ kararlaştırılmış buluşma vaktidir. O gün Allah’ın merhamet ettiği kimseler hariç, hiçbir yakının yakına hiçbir şekilde yararı olmaz. Onlara yardım da olunmaz. Şüphesiz ki Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.

  • Kıyamet günü güven içinde olan kişi, kendini azabın kötülüğünden korumaya çalışan kimseden daha iyidir.

  • Sûra üflenecektir. Allah’ın dilediği hariç, göklerde kim var, yerde kim varsa çarpılıp yıkılıverecektir. Sonra ona başka bir daha üflenecektir de kullar kalkıp hazır olda duracaklardır.

  • Kıyamet günü, yeryüzü Allah’ın nuruyla aydınlanacak, kitap konulacak, peygamberler ve tanıklar getirilecek ve aralarında hak ile karar verilecektir. Ve kimseye haksızlık edilmeyecektir. Allah, ne amel yaptıysa herkese karşılığını kesinlikle tam olarak ödeyecek. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi şekilde bilendir.

  • Kıyamet günü, evrendeki tüm güçler, Allah’ı tanıtır, Allah’ı övmekle birlikte O’nu eksiksiz tanıtırlar.  O gün,  onların aralarında ödül, ceza hak ile gerçekleştirilir. Ve “Âlemlerin Rabbi Allah’a sonsuz övgüler olsun” denilir.O buluşma günü, kullar,  meydana çıkarlar. Kendilerinden hiçbir şey Allah’a karşı gizli kalmaz. –‘Bugün mülk kimindir?’, ‘Sadece tek ve kahredici olan Allah’ındır!’–

  • Kıyamet günü her kişi kazandığının karşılığını alacaktır. – O gün haksızlık diye bir şey yoktur. Allah, hesabı çok çabuk görendir.-

  • Kıyâmet kopuş anı, elbette gelecektir. Onda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu inanmıyorlar.

  • O saatin bilgisi sadece Allah’a bırakılır. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz, düşük yapmaz. Ve Allah, onlara: “Benim ortaklarım nerede?” diye seslendiği gün, onlar: “Bizden hiçbir şâhit olmadığını Sana arz ederiz” derler. Önceden tapmakta oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kaybolur. Onlar kendileri için kaçacak bir yer olmadığını da iyice anlarlar.

  • Kıyâmetin kopuş zamanı çok yakındır. Ama bunun zamanı hiç kimseye bildirilmemiştir.

  • Kıyamet günü, şirk koşan kimseler yaptıklarından dolayı ürkecekler. İman etmiş, düzeltmeye yönelik işleri yapmış kimseler de cennetlerin bahçelerinde olacaklardır. Rablerinin yanında onlar için istedikleri şeyler vardır. İşte bu, büyük armağanın ta kendisidir. İşte bu, Allah’ın, iman eden, düzeltmeye yönelik işler yapan kullarına müjdelediği şeydir.

  • Kıyâmetin koparılması da yalnızca göz açıp kapama gibidir veya o, daha yakındır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.

  • Kıyamet günü, herkes kendi nefsi için uğraşarak gelecek ve herkes yaptığı şeyleri tastamam alacak, kimse haksızlığa uğratılmayacaktır.

  • Şirk koşarak yanlış iş yapanların yaptıklarından sakın Allah’ın duyarsız/bilgisiz olduğu sanılmasın! Ancak O, onları, başlarını dikerek koşacakları, gözlerin dışa fırlayacağı bir gün için erteliyor. Onların bakışları kendilerine dönmez ve onların gönülleri bomboştur.

  • Kıyamet günü, Allah’ın, her kişiyi kazandığının karşılığını alması için, yeryüzü ve gökyüzünü bir başka yeryüzü ve gökyüzüyle değiştirilecek. İnsanlar, bir ve gücüne karşı durulmaz olan Allah için ortaya çıkacaklardır. O gün, suçluları zincire vurulmuş olarak görülecek. Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini de ateş kaplayacaktır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görendir.

  • Kıyamet günü gök, sarsıldıkça sarsılır, dağlar da yürüdükçe yürür. Öyleyse, o gün boş uğraş içinde oynayıp duran yalanlayıcıların vay haline!

  • Kıyamet günü yalanlayıcılar, cehennem ateşine itildikçe itilirler. –Onlara, “İşte bu, yalanlayıp durduğunuz ateştir! Peki, bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz? Yaslanın oraya! İster sabredin ister sabretmeyin, artık sizin için birdir. Siz sadece yaptıklarınızın karşılığını alacaksınız!” denilecektir.

  • Kıyâmetin kopacağı gün günahkârlar bir saatten fazla durmadıklarına yemin ederler. Onlar işte böyle döndürülüyorlardı. Kendilerine bilgi ve iman verilen kimseler de diyecekler ki: “Andolsun ki Allah’ın yazısında, dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bu, ölümden sonra dirilme günüdür. Fakat siz bunu bilmiyordunuz.

  • Artık o gün şirk koşarak yanlış iş yapanlara mazeretleri yarar sağlamaz. Onlar, bağışlanmazlar da.

  • İnsanlar, Kur’an erlerine kıyametin kopuş vaktinden soruyorlar. “Onun bilgisi, Allah’ın; münafık erkekleri, münafık kadınları, ortak koşan erkekleri, ortak koşan kadınları azap etmesi ve Allah’ın, mümin erkeklerin ve mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi için ancak Allah’ın nezdindedir.

  • Kıyametin kopuş anının bilgisi yalnızca Allah katındadır. Onun vaktini Kendisinden başkası açıklayamaz. Onun vaktini bilmek, göklerde ve yerde ağır basmıştır/ bilinemez olmuştur. Kıyamet insanlara ansızın gelecektir.

  • Ne bilinir belki kıyametin kopuş vakti yakında olur. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

  • Kıyamet günü akrabalar ve çocuklar insana asla yarar sağlamazlar. Allah aralarını ayırır. Ve Allah yapılanları en iyi görendir.

  • Gök yarılıp zeytinyağı gibi bir gül olacak. Bunu inkâr mümkün mü?

  • Kıyametin kopuş anının sarsıntısı çok büyük bir şeydir. Öyle ki onun görüleceği gün, her emzikli kadın emzirdiğinden vaz geçer. Ve her hamile kadın taşıdığını bırakır. Ve bütün insanlar sarhoş olmadıkları hâlde sarhoş görülecekler.  Allah’ın azabı çok şiddetlidir.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işine gelmediği için inkâr etmiş olan kişiler de, kendilerine ansızın kıyametin kopuş anı veya kısır [yararsız, verimsiz] bir günün azabı gelinceye kadar, Kur’ân’dan kuşku duymaya devam edeceklerdir.

  • O gün hükümranlık Allah’ındır. Aralarında O, hüküm verir. Artık iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimseler nimet cennetlerindedirler.

  • Sadece bir tek çığlık olmuştur. Bir de bakmışsın ki hepsi Allah’ın huzurunda “hazır ol”a geçirilmişlerdir. Artık bugün kişi herhangi bir şekilde haksızlığa uğramaz. Ve insanlar sadece yapmış olduklarının karşılığını alacaklardır.

  • Cennete girenler o zaman  gönül şenliği sürerek bir uğraşı içinde olacaklar:

  • Kendileri ve kendilerine sunulan refakatçı eşler, gölgeler içinde koltuklar üzerine kurulmuşlardır. Yalnızca onlara, orada meyveler vardır. İsteyecekleri her şey de onlarındır. Söz olarak onlara, engin merhamet sahibi Rab’den “selâm” vardır.

  • Kur’ân’dan önce de bir önder ve rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı vardı. İşte bu Kur’ân da, şirk koşarak yanlış iş yapan kimseleri uyarmak, iyilik-güzellik üretenleri müjdelemek için Arap lisanı üzerine/ en mükemmel ifade diliyle doğrulayan bir kitaptır.

  • O tozuttukça tozutanlar, arkasından ağırlığı taşıyanlar, sonra kolaylıkla akanlar, sonra da bir emri paylaştıranlar kanıttır ki şüphesiz tehdit olunduğunuz o şey, kesinlikle doğrudur. Şüphesiz “Din [yapılanların karşılıklarını verilmesi] de kesinlikle gerçekleşecektir.

  • Rabbimiz, suyun tabiattaki döngüsüne dikkat çekmektedir. Deniz, göl, akarsu ve en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm su birikintilerinden ısı nedeniyle kalkan buharlar ve karalardaki toprak parçacıkları rüzgârlar vasıtasıyla sürüklenip milyonlarca tonluk yük [yağmur bulutu] hâline getirilmekte, sonra da değişik yerlere paylaştırılarak yeryüzüne indirtilmektedir. Yağmur olarak yeryüzüne inen bu suyla da ölü toprak yeniden canlandırılmaktadır. Bu döngünün ölü tabiata sağladığı “yeniden canlanma”olgusu, ölen insanların da yeniden dirilmelerinin mümkün olduğunu gösteren en büyük kanıtlardandır (Rûm/46-50, Fussılet/39, Fâtır/9, Bakara/164, A‘râf/57, Hicr/22-23).

  • Kıyametin en büyük kanıtı ve canlı tanığı ölüm anında kişinin yaşadıklarıdır; vefatı,çırpınışı veya mutluluğudur. Kıyamet suresinden ayrıntlı okunup öğrenilmelidir.

ÖLÜM SONRASI DİRİLMEK

 

  • Mekkeli müşrikler, kendilerine içlerinden uyarıcı geldiğine şaşırdılar da Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini işlerine gelmediği için reddedenler, “Bu, şaşılacak bir şeydir! Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi yeniden dirileceğiz? Bu, hiç de olmayacak bir şey” diyerek karşı koydular.

  • İnsanlar araştırırsa, yeryüzünde hiçbir şeyin kaybolmadığını öğrenecekler; üstlerindeki göğü incelerlerse, onu Allah’ın hiç bir yarığı; kusuru olmadan nasıl bina ettiğini ve süslediğini yakından göreceklerdir.

  • Yeryüzünde ve gökyüzünde hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır. Evrende yaratılan her şeyin, her canlının bir amaca yönelik olarak yaratıldığı incelendiğinde dikkatli gözlerden kaçmaz. Bunlar hep Allah’ın ilahlığının, rabliğinin delilidir.

  • Allah, Kendisine yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ona öğüt olarak yeryüzünü yayıp döşedi ve ona sabit dağlar bıraktı. Orada görünüşü iç açıcı, göz alıcı her çiftten bitkiler bitirdi, gökten bereketli bir su indirdi. Onunla bahçeler ve biçilecek taneler, kullara rızık olmak üzere tomurcukları birbiri üzerine dizilmiş büyük ve yüksek hurma ağaçları bitirdi. Bunu gözlemleyenler,  dirilişin de böyle olduğunu kabullenirler.

  • Allah, ilk yaratmada acizlik göstermediğine göre yeniden yaratılışı da kesin yapar; bunda kuşku duyulacak bir şey yoktur.

  • Tarih, araştırılmalı, daha önce yaşamış olan; bu günün insanlarından daha çetin güce sahip nice nesiller değişime, yıkıma O uğrattı. Öyle ki onlar beldeleri delik deşik ediyorlardı. Allah’a dönüş kaçınılmazdır.

  • Ölümün sarhoşluğu gerçekten gerçek ile gelecek de: –“Ey insan! İşte bu, senin kaçıp durduğun şeydir.”– denilecek.

  • Sûr üflenecek; kıyamet kopacak;  –“İşte bu, korkutulan gündür.”– denilecek. Ve herkes, kendisiyle beraber bir sürücü; iblis (düşünce yetisi) ve bir şâhit bulunarak gelecek. Ve şu sahneler yaşanacak:Ve onun yaşıtı olan arkadaşı/ iblis: “İşte yanımdaki hazır.” diyecek.–“Haydi, iblis ve tanık; ikiniz, tüm inatçı, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten, hayrı alabildiğine engelleyen, kendine haksızlık eden ve şüpheci olan o kişileri atın cehenneme! O ki Allah ile birlikte başka bir ilâh edinmişti. Haydi, ikiniz birlikte, onu şiddetli azaba atın!”–Onun yaşıtı olan arkadaşı/iblis: “Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi uzak bir sapıklık içindeydi.” diyecek.Allah: “Benim huzurumda çekişmeyin! Ben size daha önce tehdit göndermiştim. Benim huzurumda Söz değiştirilmez. Ve Ben kullara asla yanlış iş yapan; yaptıkları iyi amelleri noksanlaştıran, haksızlık eden biri değilim.” diyecek.Allah, o gün, cehenneme, “Doldun mu?” diyecek. O da, “Daha var mı?” diye cevap verecek.

  • İnsan ahireti, çıkış diriliş gününü mutlaka dikkate almalıdır. Çünkü hayat veren ve öldüren Allah’tır. Kendisine dönüş de mutlaka olacaktır.

  • İnatçı inkârcılar fazla ciddiye alınmamalıdır.  Onlar, o günde Çağırıcı’nın, bilinmedik/ yadırganan bir şeye çağırdığı o günde gözleri düşkün düşkün, o davetçiye hızlıca koşarak kabirlerinden çıkacaklar. Sanki onlar darmadağın çekirgeler gibi olacaklar. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kişiler, “Bu, zor bir gündür” diyecekler.

  • Bazıları, “Biz, bir kemik yığını olduğumuz ve ufalanıp toz olduğumuz vakit yeni bir yaratılışla diriltilecek miyiz?” diyorlar. Bunlar bilmelidirler ki,  ister taş olsunlar, ister demir. Veyahut gönüllerinde büyüyen başka bir yaratık olsunlar. Kesinlikle diriltilecekler.

  • Bazıları, “Bizi kim geri döndürecek?” diyebiliyorlar. Bilsinler ki, kendilerini ilk defa yaratmış olan geri döndürecektir.

  • Bazıları, başlarını sallayarak, “Ne zamandır bu kıyamet, dirilme?” diyebilirler. Bunlar bilmelidir ki, bu, çok yakın bir zamanda olacak. Davet gelince Allah’ı överek O’nun çağrısına uyacaklar ve sadece pek az kaldıklarını zannedecekler.

  • Ahrete inanmayanlara âhiretin gerçekliği bilimsel olarak gösterilebilir; Ashab-ı Rakim (geçmişten hafıza hücreleri taşıyanlar), Ashab-ı Kehf (Labaratuar uzmanları) tarafından hipnoz yöntemi kullanılarak konuşturulup, geçmiş deşifre edilebilir. Böylece kimsenin yok olmadığı, dağınık şekilde bekletildiği sonra birleştirileceği görülebilir.

  • Bir zamanlar İbrahim de, “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” demişti. Allah, “İnanmadın mı ki?” deyince İbrahim, “İnandım, fakat kalbim tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşsun diye” diye cevap verdi. Allah, “Hemen kuşlardan dördünü tut da onları kendine alıştır. Sonra her dağın üzerine onlardan bir parça bırak. Sonra da kuşları çağır, koşa koşa sana gelecekler. Ve bil ki, Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır” diyerek yaratıklar ile Kendisi arasındaki bağı İbrahim’e örnekledi.

Bakara 260. ayet, Allah’ın ölüleri diriltebileceğinin bilfiil ispatı durumundadır. Bu ayette, İbrahim peygamberin kuşları kendine ısındırırken kendisi ile kuşlar arasında oluşacak bağa işaret edilmiş ve bu bağ Allah’ın ölüleri nasıl dirilteceği ile ilişkilendirilmiştir. Buna göre; İbrahim peygamber ile kuşlar arasında oluşan bağ nasıl kuşların İbrahim peygamberin kontrolüne girip ona dönmelerini sağlıyorsa, Allah ile canlı ve cansız varlıklar arasında oluşturulmuş bağlar da her şeyin Allah’a dönmesini sağlamakta, bunun için Allah’ın “ol!” demesi yeterli olmaktadır.

MAHŞER SAHNELERİ

 

  • Sağın yaranı, bahçelerdedirler. Suçlulardan soruşur dururlar:Sizi Sekar’a sürükleyen nedir?”Suçlular, “Biz, salâtçılardan [mâli yönden ve zihinsel açıdan destek verenlerden; toplumu aydınlatmaya çalışanlardan] değildik, miskini de yiyeceklendirmiyorduk; işsiz güçsüze de kendi ekmeğini kazanacak fırsat ve imkân vermiyorduk. Ve biz boşa uğraşanlarla beraber boşa uğraşırdık. Ve de biz, tartışılmaz ve karşı çıkılmaz olan ölüm, kıyâmet bize gelene kadar Din Günü’nü yalanlıyorduk” dediler.

  • Ölüp mahşerde toplanıldığı zaman Allah, inkârcılar için, insanların, Kendisinin ayetlerine gerektiği gibi inanmadıklarını onlara söyleyen/anlatan, konuşan bir varlık çıkarılacak.

  • Suçlular tutuklanıp dağıtılırlar. Kendilerine Allah tarafından “Siz Benim ayetlerimi/ alâmetlerimi/ göstergelerimi, bilgi bakımından onu kavramadığınız hâlde yalanladınız mı? Ya da ne yapıyordunuz?” denilince de artık konuşmazlar.

  • Bir gün herkes bir araya getirilecek. Allah, ortak koşan kimselere: “Hani nerede o gerçeğe aykırı olarak inandığınız ortaklarınız?” diye soracak. Onların ateşlere atılmalarına, “Rabbimiz, Allah’a kasem olsun ki ‘Biz ortak koşanlardan değildik’ diye yalan söylemeleri neden olacak. Uydurdukları o şeyler de kendilerinden ayrılıp kaybolup gidecek.

  • İnkârcılar ateşin üzerinde durduruldukları zaman, “Ah, ne olurdu dünyaya döndürülseydik, Rabbimizin âyetlerini yalanlamasaydık ve mü’minlerden olsaydık!” demeleri görülmeye değer olacak. Ama bunlar hiç de samimi değildirler.  Onlar, dünyaya geri çevrilselerdi yine yasaklandıkları şeye kesinlikle dönmüşlerdi. Evet, onlar gerçekten yalancıdırlar. Bunlar,  “Şu bizim iğreti dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur, biz diriltilecek de değiliz” demişlerdi.

  • Bunların hali Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman görülmeye değer. Rableri: “Bu, bir gerçek değil miymiş?” der. Onlar: “Rabbimize yemin ederiz ki gerçektir” derler. Rableri: “Öyleyse Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bile bile reddetmiş olmanız nedeniyle azabı tadın!” der.

  • Herkes Rabbine toplanacaktır. Allah, suçluların hepsini topladığı gün: “Ey gizli düşman topluluğu! Kesinlikle bu insanlardan çoğalttınız!…” diyecek. İnsanlardan onların yakınları da, “Rabbimiz! Biz birbirimizden kazanç sağladık. Sonunda biz, bizim için takdir ettiğin sürenin sonuna ulaştık” diyecekler. Allah da onlara, “Ateş, sizin durağınızdır. Orada, Allah’ın dilemesi hariç, sonsuz olarak kalacaksınız” diyecek. Şüphesiz Allah, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapan, en iyi bilendir.

  • İnkârcılar bu gerçeği kabul ederek  “Kendi aleyhimize şâhitiz” diyerek, kendilerinin kesinlikle Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bile bile reddettiklerine kendileri şâhitlik edecekler.

  • Kıyamet günü önce zorlu bir haykırış olacak. Anında inkârcılar karşıda duruverecekler ve “Eyvah bizlere! İşte bu, Din Günü’dür!” diyeceklerdir.–“İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz Ayırma Günü’dür!”–

  • Şirk koşarak yanlış iş yapanlar, eşleri ve Allah’ın astlarından tapmış oldukları şeyler kıyamet gününde bir araya getirilirler. Sonra da onlar cehennemin yoluna kılavuzlanırlar. Bu ara durdurulup, “Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?” diye sorguya çekilirler. Tam bir teslimiyet…Ve onların bazısı bazısına dönmüş/ yüz yüze gelmiş, soruşurlar/ birbirlerini sorumlu tutarlar.Birileri: “Şüphesiz siz bize sağ elden/hak yoldan/iyi konumdan/güçten-kuvvetten gelir dururdunuz” derler.Diğerleri: “Tam tersine, siz mü’minler olmamıştınız. Bizim size karşı bir gücümüz de yoktu. Tam tersi siz azmış bir toplumdunuz. Onun için üzerimize Rabbimizin Söz’ü hak oldu. Şüphesiz biz tadıcılarız. Sonra biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz kışkırtıcılar idik.”  derler. Böylece hepsi, o gün azapta ortaktırlar.Allah, günahkârlara böyle yapar.

  • İnkârcılar, acı azabı tadacaklar ve sadece yaptıkları amelleriyle cezalandırılacaklar. Allah’ın arıtılmış kulları bunun dışındadır. Allah’ın arıtılmış kulları, kendileri için belli bir rızık/meyveler olanlardır. Bunlar, bol nimet cennetlerinde karşılıklı olarak tahtlar üzerinde ikram görürler. İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş, kendisinde zararlı bir yön olmayan, sarhoşluk da vermeyen bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır. Yanlarında da gözlerini kendilerine dikmiş iri gözlü; çok hoşlanacakları temiz, takıntısız, lekesiz arkadaşları bulunur.Sonra da bazısı bazısına dönüp birbirlerine sorarlar.Onlardan bir sözcü der ki: “Şüphesiz benim ‘Sen gerçekten, kesinlikle doğrulayanlardan mısın? Öldüğümüz ve toprak, kemik olduğumuz zaman mı, gerçekten mi biz karşılık göreceğiz?’ diyen bir yaşıtım/yakın arkadaşım vardı.”Diğeri: “Siz onu tanıyan, bilen biri misiniz?”Derken kendisi onu tanır da onu cehennemin ta ortasında görüverir.Der ki: “Allah’a yemin ederim ki doğrusu sen az daha beni değişime/yıkıma uğratacaktın. Rabbimin nimeti olmasaydı, kesinlikle ben de bu hazır bulundurulanlardan olacaktım. Peki, nasılmış bak! Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz; bir daha diriltilmeyecekmiş miyiz? Biz, azaba uğratılmayacak mıymışız?”Şüphesiz işte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.Artık çalışanlar, sadece büyük kurtuluş gibisi için çalışmalıdır.

  • Zaafa uğratılan kimseler, büyüklük taslayan kimselere, “Eğer sizler olmasaydınız, kesinlikle bizler mü’minler olurduk” diyeceklerdir.

Büyüklük taslayan kimseler, zayıf düşürülen kimselere: “Size kılavuz geldikten sonra, sizi ondan biz mi çevirdik? Tam tersi, siz kendiniz suçlular oldunuz” diyeceklerdir.

  • O zayıf düşürülen kimseler de o büyüklük taslayan kimselere: “Tam tersi gecenin ve gündüzün tuzağı! Siz bize Allah’a inanmamamızı ve O’na birtakım eşler edinmenizi emrediyordunuz” diyeceklerdir.

Bunlar azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını gizleyeceklerdir. Allah da Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kimselerin boyunlarına demir halkalar geçirecektir.

  • Kıyamet günü Allah, herkesi hep birlikte toplayacak, sonra meleklere: “Şunlar mı size tapıyorlardı?” diyecektir. Onlar: “Seni tenzih ederiz. Onlara karşı bizim koruyucu, yol gösterici yakınımız Sensin. Tam tersi onlar gizli güçlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inananlardı” diyeceklerdir.

  • Allah, ortak koşma inancına batmış kişilere: “Tadın bakalım o kendisini yalanlayıp durduğunuz ateşin azabını!” diyecektir.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bile bile örtmüş olanlar kesinlikle bölük bölük cehenneme sevk olunacak. Sonunda oraya vardıklarında kapıları açılacak. Ve cehennemin bekçileri onlara: “İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan, bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” diyecekler. Onlar: “Evet geldi” diyecekler.  Ama artık iş, işten geçmiş olacak. Onlara “Sürekli olarak içinde kalmak üzere girin cehennemin kapılarından” denilecek. –Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!–

  • Rablerine karşı Allah’ın koruması altına girmiş olan kişiler de kesinlikle cennete bölük bölük sevk edilecek. Sonunda oraya vardıkları, kapıları açıldığı ve bekçileri onlara: “Selâm sizlere, tertemiz geldiniz!” dediği zaman “Sonsuz olarak içinde kalmak üzere haydi girin oraya!” denilecek.

Onlar da: “Bize vaadini doğru çıkaran ve bizi bu arza vâris yapan ve cennette bizi istediğimiz yerde konup göçürten o Allah’a sonsuz övgüler olsun” diyecekler. –İşte, çalışanların ödülü ne güzeldir!–

  • Kıyamet günü Allah: “Yanlış olarak inandığınız Benim ortaklarımı hadi çağırın” diyecek. Sonra onlar da onları çağırırlar da onlar kendilerine cevap vermezler. Ve Allah, onların arasına ateşten bir engel koymuştur. Günahkârlar ateşi görmüşler de artık kendilerinin ona düşeceklerine kesin inanmışlardır. Ondan kaçıp sığınacak bir yer de bulamazlar.

  • Kıyamet günü Allah putlar ile puta tapanları bir araya getirip yüzleştirecek:

Allah:

-   “Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi o yolu kaybettiler?”.

O sahte ilâhlar:

Tüm noksanlıklardan arındırırız Seni. Senin astlarından yardım eden, yol, gösteren ve koruyan yakınlar edinmek bize yaraşmaz. Ama Sen onları ve atalarına öylesine nimetler verdin ki, öğüdü/ kitabı, terk ettiler ve değişime/ yıkıma, uğramaya giden bir topluluk oldular.”

Böylece putlar, kendilerine bilinçsizce tapanları yalanlayacaklar. Geri dönüş de yok artık.  Kim şirk koşarak yanlış iş yaparsa, Allah ona büyük bir azabı tattıracak.

Ve o gün, şirk koşmak suretiyle yanlış yapan o kimse ellerini ısırarak; “Eyvah, keşke elçi ile beraber bir yol tutsaydım! Eyvah, keşke falancayı iz bırakan bir önder edinmeseydim. Hiç şüphesiz bana geldikten sonra, beni öğütten/ kitaptan o saptırdı. Ve şeytan insan için bir rezil edenmiş!” diyecek.

Elçi de: “Ey Rabbim! Hiç şüphesiz benim toplumum şu Kur’an’ı mehcur/ terk edilmiş bir şey edindiler” diyecek.

  • Allah’ın bize şimdiden bildirdiğine göre cehennemlikler birbirini suçlarlar:

 “Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içinde idik. Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk. Ve bizi yalnızca o günahkârlar saptırdı. Artık bizim için yardım edecek, torpil yapacak hiçbir kimse ve candan bir yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakın yoktur. Ah keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da biz de müminlerden olsaydık!”

  • Şirk koşan insanlar düşünmelidir:

Allah’ın azabı kendilerine ansızın veya açıkça gelirse, şirk koşarak yanlış davrananların toplumundan başkası mı değişime/yıkıma uğratılmış olur!

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bile bile kabul etmemiş olan kimselere seslenilecek: “Elbette Allah’ın buğzu, kendinize buğzunuzdan daha büyüktür. Zira siz imana davet olunurdunuz da Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örter dururdunuz.”

  • Kâfirler de diyecekler ki: “Rabbimiz! Sen bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkışa bir yol var mı?”

Onlara: “Siz, “bir ve tek” olarak Allah’a davet edildiğiniz zaman inanmadınız. O’na ortak koşulunca da inandınız. Artık hüküm, o çok yüce ve çok büyük Allah’ındır.” diye cevap verilecektir.

  • İnkârcılar, ateş içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: “Şüphesiz bizler size uyan kimseler idik. Şimdi siz bizden, ateşten bir bölümü savabiliyor musunuz?” diyecekler. Büyüklük taslayanlar: “Şüphesiz hep onun içindeyiz. Şüphesiz Allah, kullar arasında hükmünü vermiştir” diyecekler.

  • Ateş içindeki kimseler, cehennem bekçilerine: “Rabbinize dua edin de bir gün olsun bizden azaptan biraz hafifletsin” diyecekler.

Bekçiler de: “Size elçileriniz açık kanıtları getirmediler miydi?” diye soracaklar. Onlar: “Evet, getirmişlerdi” diyecekler.

 Bekçiler: “Öyle ise kendiniz yakarın” diyecekler. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini kabullenmeyenlerin yakarması boşu boşunadır.

  • Allah’a düşmanlık edenler, bir araya getirilip toplandıkları gün, ateşe dağıtılırlar. Sonunda oraya geldiklerinde, onların işitme, görme duyuları ve derileri yaptıkları şeyler ile ilgili kendi aleyhlerinde şâhitlik edecektir.

Onlar kendi derilerine, “Niye aleyhimize şâhitlik ettiniz?” diyecekler. Onlar da  “Her şeyi konuşturan Allah, bizi konuşturdu ve sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülmektesiniz. Siz, işitme, görme duyularınız ve derileriniz aleyhinize şâhitlik etmez diye gizlenmiyordunuz. Üstelik yapmakta olduklarınızdan birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğine inandınız. İşte sizin bu inancınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz inancınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle zarara, kayba uğrayıp acı çekenlerden oldunuz.” diye karşılık verecekler.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kişiler, cehennemde: “Rabbimiz! Bildiğimiz-bilmediğimiz herkesten bizi doğru yoldan saptıranları bize göster. Onlar en aşağıdakilerden olsunlar diye biz onları ayaklarımızın altında tutalım” diyeceklerdir.

  • Azabı gördüklerinde şirk koşarak yanlış iş yapanların: “Geri dönüş yerine bir yol var mıdır?” dediklerini, onları aşağılıktan dolayı başları öne eğilmiş, göz ucuyla gizli gizli etrafa bakarlarken ateşe sunulduklarını herkes görecek.

  • Zakkum ağacı, aşırı günahkârların yiyeceğidir. O, erimiş maden gibidir, kızgın bir sıvının kaynaması gibi karınlarda kaynar.

–“Tutun şunu da çılgınca yanan ateşin ortasına sürükleyin. Sonra onun başının üstüne kaynar su azabından dökün.”–

–“Tat bakalım! Şüphesiz sen, çok güçlü ve çok üstün biri idin! Şüphesiz işte bu, sizin kendisine kuşku duyup durduğunuz şeydir.”–

  • Her önderli toplum, kıyamet günü diz çökmüş olarak görülecektir. Her önderli toplum, kendi kitabına çağrılacak. Onlara: “Bugün, yapmış olduğunuz amellerin karşılığı size verilecektir. İşte bu, yüzünüze karşı hakkı konuşan kitabınızdır. Şüphesiz Biz, sizin yaptıklarınızı yazdırıyorduk.” denilecektir.

  • Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini inadına kabullenmemiş kişiler ateş üzerinde yayılacakları gün kendilerine: “Siz iğreti dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi giderdiniz, onlar ile yararlandınız, artık yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve hak yoldan çıkıcılık edip durduğunuzdan dolayı bu gün alçaltıcı bir azap ile karşılık göreceksiniz!” denilecek.

  • Allah’ın dağları yürüttüğü gün yeryüzü çırılçıplak/ dümdüz görülecektir. Allah inkârcıları bir araya toplayacak. Böylece onlardan hiçbir kimseyi bırakmadı. Onlar, saf hâlinde Allah’ın huzuruna yayılmışlardır: “Şüphesiz sizi ilk önce yarattığımız gibi Bize geldiniz. Aslında siz, sizin için buluşma zamanı gerçekleştirmeyeceğimize bâtılca inanıyordunuz.” Ve kitap/amel defteri konulmuştur. Suçluların ondan korktuğu görülmektedir. Ve “Eyvah bize! Bu nasıl kitapmış ki, büyük-küçük hiçbir şey bırakmadan hepsini saymış” derler. Ve onlar, yaptıklarını hazır bulurlar. Ve Rabbimiz Allah, hiç kimseye haksızlık etmez.

  • İnkârcılar, müşrikler kıyamet gününde toplu olarak Allah için ortaya çıkacaklar. Sonra da zayıf olan kişiler, büyüklük taslayan kişilere: “Şüphesiz bizler, sizlere uyan kimseler idik. Peki, şimdi siz, Allah’ın azabından bir şeyi bizden savar mısınız?” diyecekler. O büyüklük taslayanlar: “Allah, bize kılavuz olsaydı biz kesinlikle size kılavuz olurduk. Bizler sızlansak ya da sabretsek bizim için birdir. Bizim için kaçacak herhangi bir yer yoktur” diyerek onlara cevap verecekler

Ve iş bitince şeytan [İblis/düşünce yetisi] onlara, “Şüphesiz ki Allah size gerçek vaadi vaat etti, ben de size vaat ettim, hemen de caydım. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi çağırdım siz de bana karşılık verdiniz. O nedenle beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ben sizi kurtaramam, siz de benim kurtarıcım değilsiniz! Şüphesiz ben, önceden beni Allah’a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim” diyecek.

Artık Sûr’a üflendiği zaman, aralarında soy-sop ilişkisi yoktur, kimse kimseden bir şey isteyemez de. Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte onlar asıl kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; cehennemde sürekli kalıcıdırlar.

Orada onlar, dişleri sırıtır hâlde iken ateş yüzlerini yalar.

Allah onlara “Benim âyetlerim size okunmadı mı? Siz de onları yalanlıyor muydunuz?” diyecek. Onlar da  “Rabbimiz! Azgınlığımız bizi yendi ve biz, bir sapıklar topluluğu olduk. Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer bir daha aynısını yaparsak işte o zaman gerçekten biz yanlış yapanlarız.” diye karşılık verecekler. Bunun üzerine Allah, “Sinin oraya! Bana konuşmayın da. Şüphesiz Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz! Biz iman ettik; artık bizi bağışla, bize merhamet et, Sen merhametlilerin en iyisisin” diyorlardı. İşte siz onları alaya aldınız; sonunda da onlar, size Benim anılmamı, öğüdümü unutturdu/terk ettirdi. Ve siz onlara gülüyordunuz. Şüphesiz ki bugün Ben, sabretmelerine karşılık, onları ödüllendirdim; onlar, kazançlı çıkanların ta kendileridir.” diyecek.

Yine Allah onlara: “Yeryüzünde yıl sayısı olarak kaç yıl kaldınız?” diyecek.

Onlar: “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. Haydi, sayanlara sor” diyecekler. Allah da onlara: “Siz sadece pek az bir süre kaldınız; keşke siz bilmiş olsaydınız!” diyecek.

  • Suçluları Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Ey Rabbimiz! Gördük ve dinledik, şimdi bizi geri çevir de sâlih bir amel işleyelim, biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz” diye yalvarırken herkes görecektir.

  • Yoldan çıkanların varacağı yer de Ateş’tir. Her çıkmak istediklerinde oraya yeniden çevrilecekler ve onlara, “Yalanlayıp durduğunuz Ateş’in azabını tadın” denilecektir.

  • Kıyamet günü, inanan erkekler ve inanan kadınlar, ellerinin arasında ve sağlarında ışıkları olduğu hâlde koşar görüleceklerdir. Onlara: Bugün müjdeniz, altlarından ırmaklar akan, içlerinde sonsuza dek kalacağınız cennetlerdir. İşte bu, çok büyük kurtuluşun ta kendisidir!” denilecektir.

O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar, iman eden kimselere: “Bize bakın da sizin ışığınızdan alalım?” diyecekler. Onlara: “Arkanıza dönün de ışık arayın!”  diye cevap verilecek. Sonra da aralarına içinde rahmet, dışında da kendi yönünden azap olan kapılı bir sur çekilir.

Onlara: “Biz sizinle beraber değil miydik?” diye seslenecekler. Müminler de: “Evet ama, siz kendi canlarınızı ateşe attınız, gözlediniz, kuşkuya düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. Sonunda Allah’ın emri gelip çattı. O çok aldatan da sizi, Allah ile aldattı. Bugün artık sizden kurtulmalık alınmaz, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlerden de. Sizin varacağınız yer ateştir. O, size yaraşandır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!” diyecekler.

  • Allah, elçileri toplayacağı gün şöyle diyecek: “Size verilen cevap nedir?” Onlar: “Bizim hiçbir bilgimiz yoktur; şüphesiz ki Sen, görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği en iyi bilenin ta kendisisin” diyecekler.

Bu konuyu Allah, İsa peygamberin tanıklığı üzerinde şöyle somutlaştırmıştır:

Hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerinde ve annenin üzerinde olan nimetimi hatırla! Hani Ben seni Allah’ın vahyi ile güçlendirmiştim. Yüksek mevkide olan biri olarak ve yetişkin biri olarak insanlara konuşuyordun. Hani sana kitabı, haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim.

Hani Benim iznimle/ bilgimle çamurdan; kilden (seramikten) kuş şekli gibi bir şey (buhurdan) yapıyordun. Sonra da onun içine üflüyordun, onlar da (hastalık yayan; aşılayan haşereler) Benim iznimle kuş oluveriyordu/çabucak gidiyorlardı. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle/ bilgimle iyileştiriyordun. Yine Benim iznimle/ bilgimle sosyal ölüleri çıkarıyordun/ canlandırıyordun. Ve hani İsrailoğullarına apaçık kanıtlarla gelip de onlardan Allah’ın ilâhlığına ve rabliğine inanmayanların: “Bu ancak apaçık bir sihirdir” dedikleri zaman seni onlardan korumuştum.

Ve hani havarilere: “Bana ve elçime inanın” diye vahyetmiştim. Onlar, “İnandık!” ve “Bizim gerçekten Müslümanlar olduğumuza tanık ol” demişlerdi.

Ve hani Allah demişti ki: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: ‘Beni ve annemi, Allah’ın astlarından iki tanrı edinin’ dedin?” İsa: “Sen arınıksın, benim için gerçek olmayan bir şeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer ben onu demiş olsam, Sen bunu kesinlikle bilmiştin. Sen benim içimde/özümde olanı bilirsin, ben ise Senin zatında olanı bilmem. Şüphesiz Sen; görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği en iyi bilenin ta kendisisin! Ben onlara sadece, Senin bana emrettiklerini; ‘Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin’ dedim. Ve ben içlerinde olduğum müddetçe onlar üzerine tanıktım. Ne zaman ki Sen beni vefat ettirdin; geçmişte yaptıklarımı ve yapmam gerekirken yapmadıklarımı bir bir hatırlattırdın/ beni öldürdün, Sen onları gözetleyenin ta kendisi oldun. Ve şüphesiz Sen, her şeye en iyi tanık olansın. Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır ve eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Sen, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olanın, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapanın ta kendisisin” dedi.

Allah dedi ki: “Bu, doğru kimselere doğruluklarının yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde sonsuz kalıcılar olarak altlarından ırmaklar akan cennetler vardır.” Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. İşte bu, en büyük kurtuluştur.