Ey insanlar hele bir düşünün:
Âlemlere uyarıcı olsun diye kulllarına Furkân’ı; hak ile bâtılı, iman ile küfrü, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü birbirinden ayırdığı için Kur’ân’ı indiren Allah ne cömerttir/ ne bol bol nimet verendir! Furkân’ı indiren, göklerin ve yerin hükümranlığı Kendisinin olan, hiç çocuk edinmeyen, hükümranlıkta ortağı olmayan ve her şeyi yaratıp sonra da onları bir ölçüye göre ayarlama yapandır.
Kâfirler ise, O’nun astlarından, bir şey yaratamayan, kendileri yaratılmış olan, kendileri için zarar ve yarara gücü olmayan, ölüme, hayata ve ölümden sonra tekrar canlandırmaya güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler.
Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan kimseler, “Bu Kur’ân, o’nun/ Muhammed’in uydurduğu yalandan başka bir şey değildir. Ona başka bir topluluk da bunun için yardım etmiştir” dediler. Böylece onlar kesinlikle haksızlık ettiler ve asılsız bir iddia getirdiler.
Ve “O Kur’ân, yazılı duruma getirilmiş öncekilerin masallarıdır; şimdi de o, sabah-akşam/ sürekli kendisine okunmaktadır” dediler.

Ey Kur’an ile uyarı yapanlar! Bunlara deyin ki: “Onu, göklerdeki ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir.”
Ve inkâr etmiş olanlar: “Bu ne biçim elçi ki, yemek yiyor, sokaklarda yürüyor? Ona, bir melek indirilseydi ya! Böylece o’nunla beraber bir uyarıcı olur! Yahut kendisine bir hazine bırakılsaydı veya kendisinden yiyeceği bir bahçe olsaydı ya!” dediler. Bu şirk koşarak yanlış yapanlar: “Siz, yalnızca büyülenmiş bir kişiye uyuyorsunuz” da demaktadirler.
Elçi  için nasıl örnekler getirdiklerine bir bak! Artık onlar sapmışlardır, hiçbir yola da güç yetiremezler.
Öyle cömerttir ki O, dilerse Elçi hazineden, onların dediği bahçeden daha hayırlısını; altından ırmaklar akan cennetleri verir, elçiiçin saraylar da yapar.
Aslında onlar kıyâmeti yalanladılar. Biz ise kıyâmeti yalanlayanlara çılgın alevi hazırladık.
O çılgın alev onları uzak bir yerden görünce, onun öfkelenmesini ve uğultusunu işittiler.
Ve elleri boyunlarına bağlanmış olarak cehennemden dar bir yere atıldıkları zaman, oracıkta ölümü isterler.
–Bugün bir ölüm değil birçok ölüm isteyin!–

Bu gerçekten kaçmaya çalışanlara deyin ki: “Karşılık ve gidilecek bir yer olarak bu mu daha iyidir yoksa Allah’ın koruması altına girmiş kişilere söz verilen sonsuzluk cenneti mi?” Onlar için orada temelli olmak üzere diledikleri her şey vardır. –Bu, Rabbinin yerine getirilmesini üstüne aldığı bir vaattir.–

Ey inkarcılar olacaklara kulak verin!
Ve o gün Rabbin, onları ve onların Allah’ın astlarından taptıkları şeyleri toplar da, “Siz mi saptırdınız şu kullarımı, yoksa kendileri mi o yolu kaybettiler?” der.
O sahte ilâhlar dediler ki: “Tüm noksanlıklardan arındırırız Seni. Senin astlarından yardım eden, yol, gösteren ve koruyan yakınlar edinmek bize yaraşmaz. Ama Sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, Öğüt’ü/ Kitab’ı terk ettiler ve değişime/ yıkıma uğramaya giden bir topluluk oldular.”
İşte taptıklarınız sizi söylediklerinizde yalanladılar. Artık geri çevirmeye ve bir yardıma güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim şirk koşarak yanlış iş yaparsa, Biz ona büyük bir azabı tattıracağız.
Biz Muhammed’den evvel de sadece, kesinlikle yemek yiyen, çarşılarda yürüyen elçilerden gönderdik. Ve Biz sizin bir kısmınızı bir kısmınız için saflaştırmak için sıkıntı malzemesi yaptık. –Sabrediyor musunuz!– Ve senin Rabbin çok iyi görendir.
(42/25, Furkân,1-20)
-97-

Ey Kur’an ile uyarı yapanlar!
Bize kavuşmayı ummayanlar da, “Bizim üzerimize melekler/ doğal güçler indirilmeliydi” ya da “Rabbimizi görmeli değil miydik?” dediler. Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklüklerine inandılar ve büyük bir azgınlık yapmak sûretiyle azgınlaştıkça azgınlaştılar.
Herkes aklını başına alsın!
Melekleri görecekleri gün; işte o gün, günahkârlara hiçbir müjde; sevinçli haber yoktur. Ve o kavuşmayı ummayanlar “Yasak edilmiştir, yasak!” derler.
Ve Biz, Bize kavuşmayı ummayanların amelden her yaptıklarının önüne geçtik de onu saçılmış toz zerreleri durumuna getiriverdik.
Cennet ashâbı o gün kalacak yer açısından çok iyi, dinlenecek yer bakımından da daha güzeldir.
Ve o gün gökyüzü bulutlar ile yarılır ve melekler [ışın, radyasyon ve meteorlar] ardı arkasına indirilir.
İşte o gün gerçek hükümranlık, Rahmân’a [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'a] özgüdür. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler için ise o, pek çetin bir gün olmuştur.
Ve o gün, şirk koşmak sûretiyle yanlış yapan o kimse ellerini ısırarak; “Eyvah, keşke elçi ile beraber bir yol tutsaydım! Eyvah, keşke falancayı iz bırakan bir önder edinmeseydim. Hiç şüphesiz bana geldikten sonra, beni Öğüt’ten/Kitap’tan o saptırdı. Ve şeytan insan için bir rezil edenmiş!” der.
Elçi de: “Ey Rabbim! Hiç şüphesiz benim toplumum şu Kur’ân’ı mehcur/ terk edilmiş bir şey edindiler” diye şikayette bulunur.
Ve işte böyle, Biz her peygamber için günahkârlardan bir düşman kılmışızdır. Ve yol gösteren ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

Ey Kur’an ile uyarıda bulunanlar!
Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten kimseler: “Kur’ân o’na bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz onu tane tane/ birbirine karıştırmadan vahyettik.
Onların sana getirdikleri her bir sorunda Biz kesinlikle sana hakkı ve en güzel açıklamayı getirmişizdir.
O yüzleri üstü cehenneme toplanacak olanlar; işte onlar, yerce en kötü, yolca da en sapık olanlardır.
(42/25, Furkân/21-34)
-98-

Ey insanlık! Ey kur’an’a karşı tavır almaya çalışanlar! Yine tarihi bir hatırlayın!
Ve andolsun ki Mûsâ’ya Kitab’ı verdik, kardeşi Hârûn’u da o’nunla birlikte vezir [yardımcı, destekçi] verdik.
Sonra da, “Haydi âyetlerimizi yalanlayan o topluma gidin!” dedik. Sonunda da onları parçalayıp yok ettik.
Biz Nûh toplumunu da elçileri yalanladıklarında suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir alâmet/gösterge yaptık. Ve Biz şirk koşarak yanlış yapanlar için çok acı veren bir azabı hazırladık.
Âd’ı, Semûd’u, Ress ashâbını ve bunlar arasında daha birçok kuşakları da.
Ve Biz onların hepsine örnekler verdik ve hepsini kırdık geçirdik.
Daha sonraki; roma, Bizans ….. gibi medeniyetleri de hatırlayın. Onların akıbeti nasıl oldu? Neden tarihten silindiler? Onları da inceleyip ders çıkarın.

Ve andolsun bunlar, belâ ve fenalık yağmuruna tutulmuş olan beldeye gittiler. Peki, onu da görmüyorlar mıydı? Tam tersi, bunlar öldükten sonra dirilmeyi ummamaktaydılar. 
(42/25, Furkân/35-40) 
-99-

Ey kur’an ile uyarıda bulunanlar! Uyarı yaptığınız kimselerden bazıları,
Size karşı tavır alacaklar ve sizi gördükleri zaman da, “Bu mu Allah’ın elçi olarak gönderdiği, kitap olarak indirdiği? Şâyet tanrılarımıza inanmakta direnmeseydik, gerçekten de bizi neredeyse tanrılarımızdan saptıracaktı” diye sizi alaya alacaklar. Ve onlar yakında azabı gördükleri zaman, kimin yolca daha sapık olduğunu bilecekler!
Kötü duygularını, tutkularını kendine tanrı edinen kişiyi gördünüz mü/hiç düşündünüz mü? Peki, onların üzerine siz mi vekil oluyorsunuz?
Yoksa siz, onların çoğunun gerçekten vahye kulak vereceğini yahut akıllarını kullanacaklarını mı sanıyorsunuz? Onlar ancak hayvanlar gibidir. Aslında yol bakımından daha sapıktırlar/şaşkındırlar/aşağıdırlar. 
(42/25, Furkân/41-44)

-100-

Ey insanlar sizi gözlem yapmaya davet ediyoruz.
Rabbininizin o gölgeyi nasıl uzatmış olduğuna bakmadınız mı? Dileseydi onu elbet hareketsiz de yapardı. Sonra Biz güneşi, ona delil yaptık. Sonra da onu kolay bir çekişle Kendimize doğru çektik.
Ve O, sizin için geceyi elbise, uykuyu da rahatlık yapandır. Ve O, gündüzü yayılış yapandır.
Ve O, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderendir. Ve Biz ölü bir beldeye can verelim, yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su sağlayalım diye gökten tertemiz bir su indirdik. 
(42/25, Furkân/45-49)
-101-

Ey insanlar!
Ve andolsun Biz, öğüt almanız için her şeyi, çeşit çeşit şekillerde anlattık, ama insanların çoğu sadece iyilikbilmezlikte dayattılar.
Şâyet dileseydik Biz elbette her kente bir uyarıcı gönderirdik.

Ey uyarı görevinde bulunanlar!
Öyleyse Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlere itaat etmeyin ve Furkân ile onlara karşı olanca gücünle büyük bir cihat yapın!
Ve O, iki denizi salıverendir; şu su, tatlı ve susuzluğu giderici, şu da tuzlu ve acıdır. Ve O, aralarına bir engel ve yasak koyandır.
Ve O, sudan, bir beşer yaratıp sonra ona bir soy ve evlilik sebebiyle akrabalık oluşturandır. Ve senin Rabbin her şeye güç yetirendir. 
Onlar da Allah’ın astlarından kendisine yarar sağlamayan ve zarar vermeyen şeylere tapıyorlar. Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten o kişi, Rabbinin aleyhine arka çıkandır/kullarını saptırmak için çalışandır.
Ve Biz Elçiyi ve elçiden sonra onun misyonunu sürdürenleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere gönderdik.
Deyin ki: “Biz, buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyoruz. Sadece ve sadece Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler istiyoruz.”
Ve siz, ölmeyen daima diri olana güvenip dayanın ve O’nun övgüsü ile birlikte tüm noksanlıklardan arındırın. Kullarının günahlarından haberdar olarak O ölmeyen, daima diri olan yeter.
O daima diri olan, gökleri, yeryüzünü ve ikisinin arasındakileri altı evrede yaratan, sonra en büyük taht üzerinde egemenlik kurandır, yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet edendir. Haydi, siz bunu çok iyi bilene sorun. 
Ve onlara “Rahmân’a [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'a] boyun eğip teslimiyet gösterin!” dendiği zaman, “yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah da neymiş? Sizin bize emrettiğin şey için mi boyun eğip teslimiyet göstereceğiz?” demektedirler. Ve bu boyun eğip teslimiyet gösterme emri, onların nefretlerini artırdı. 
(42/25, Furkân/50-60)
-102-

Ey insanlar bir düşünün!
Gökte burçlar yapan, onların içinde bir kandil ve aydınlatıcı bir ay oluşturan Zat ne cömerttir!
Ve O, öğüt almayı veya kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödemeyi dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir.
Ve Rahmân’ın; yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah’ın kulları öyle kimselerdir ki onlar, yeryüzünde alçakgönüllülükle yürürler ve cahil kimseler kendilerine lâf attığı zaman “Selâm!” derler.
Rahmân’ın [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'ın] kulları, Rablerine teslimiyet göstererek ve kulluk görevlerini yerine getirerek gecelerler.
Ve Rahmân’ın [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah'ın] kulları, “Rabbimiz! Cehennem azabını bizden sav! Doğrusu onun azabı daimî bir değişim ve yıkıma uğramaktır. Orası cidden ne kötü bir karargâh, ne kötü bir ikametgâhtır!” derler.
Ve Rahmân’ın kulları, harcadıklarında savurganlık etmezler, sıkılık da etmezler ve bu ikisi arasında bir denge olmuştur.
Ve işte Rahmân’ın kulları, Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarmazlar. Allah’ın haram ettiği canı öldürmezler. –Ancak hak ile öldürürler.– Zina da etmezler. –Ve kim bunları yaparsa, günahla karşılaşır. Kıyâmet günü azabı kat kat olur ve orada, alçaltılarak sürekli olarak kalır. Ancak tevbe eden, iman eden ve sâlihi işleyenler bunun dışındadır. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Ve Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir. Ve her kim tevbe eder ve sâlihi işlerse, kesinlikle o, tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döner.–
Ve Rahmân’ın kulları, yalan yere tanıklık etmezler, boş bir şeye rastladıkları zaman saygın bir şekilde geçerler.
Ve Rahmân’ın kulları, kendilerine Rablerinin alâmetleri/ göstergeleri hatırlatıldığında ise, onlar üzerine sağırca ve körce davranmazlar.
Ve Rahmân’ın kulları, “Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve bizden sonraki kuşaklarımızdan göz aydınlığı olacak kimseler hibe et/ bağışla. Ve bizi Allah’ın koruması altına girmiş kişilere önder kıl!” derler.
İşte Rahmân’ın kulları, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamlarında, orada sonsuz olarak kalacaklar olarak ödüllendirilecekler, orada hürmet ve selâmla karşılanacaklardır. –Orası ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir ikametgâhtır!–

Ey Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
Deyin ki: “Yakarışınız olmasa, Rabbim size değer verir mi ki de siz, kesinkes yakarmadınız, yalanladınız? Artık yakarmama, yalanlama sizin ayrılmazınız olacaktır; kendinizi bu durumdan kurtaramayacaksınız.”
  (42/25, Furkân/61-77)