İnsan eğer sağın ashabından ise; artık ona  sağın ashabından selâm!

İman etmiş bir toplum Musa ve Firavun’un önemli haberlerini iyi öğrenmelidir.

Mealden yeni şekil

* Rabbimiz Allah,

-Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamayı,

ana babaya iyilik yapmayı- güzel davranmayı,

fakirlik endişesiyle / fakirleştiriliriz korkusuyla çocuklarını öldürmemeyi,

kötülüklerin açığına ve gizlisine yaklaşmamayı,

haksız yere, Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmemeyi, -İşte bunlar, insanlar aklını kullansın diye O’nun insanlara yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.- 

Yetimin malına da yaklaşmamayı, –Yalnız erginlik çağına erişinceye kadar en güzel biçimde yaklaşabilir ve uygun şekilde harcama yapabilir?.-

ölçüyü,  tartıyı hakkaniyetle tastamam yapmayı, -Biz kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile; kapasitesi dışındaki bir şeyle yükümlü tutmayız.-

söylendiği zaman da, yakınlar da olsa adil olmayı

ve Allah’a verilen sözü tastamam tutmayı  -İşte bunlar öğüt alıp düşünülsün diye Allah’ın insanlara yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.-” tabulaştırmıştır. Bu konular tartışılmaz bile. Bu ilkeler, dosdoğru olarak Allah’ın yoludur. Hemen ona uyulmalıdır. Bu ilkeler, Allah’ın koruması altına girerler diye Allah’ın insanlara yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.

Sonra da onlar: “Rabbimiz! Seferlerimizin arasını uzaklaştır!” dediler ve nefislerine yanlış işler yaparak haksızlık ettiler. Allah da onları efsaneler yaptı ve tamamen didik didik dağıttı. Şüphesiz ki bunda tüm kendisine verilen nimetlerin karşılığını çokça ödeyen sabreden için elbette alâmetler/göstergeler vardır.

İblis/düşünce yetisi onlar hakkındaki zannını tasdik etti de mü’minlerden ibaret bir kesimden başkası İblis’e uydular.

Hâlbuki İblis için onlar üzerinde hiçbir kudret yoktu. Fakat Allah âhirete imanı olanı, onun hakkında yeterli bilgisi olmayandan ayırt edecektik. Ve senin Rabbin her şeyi iyice koruyandır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve bir zaman Rabbin, doğadaki güçlere, “Şüphesiz Ben, yeryüzünde bir halife getiren Zatım” demişti. Doğadaki güçler, “Orada bozgunculuk yapan, kan döken birisini mi yapacaksın? Oysa biz, Senin övgünle birlikte Seni, tüm noksanlıklardan arındırıyoruz ve Senin tertemiz; her türlü kötülük ve eksiklikten uzak olduğunu haykırıyoruz” demişlerdi. Senin Rabbin, “Ben sizin bilmediğiniz şeyleri çok iyi bilirim” demişti.

Ve senin Rabbin, Âdem’e o isimlerin tümünü öğretti. Sonra hepsini doğadaki güçlere sundu ve “Hadi, haber verin Bana şunların isimlerini, eğer doğru kimseler iseniz” dedi.

Doğadaki güçler, dediler ki: “Sen her türlü noksanlıktan arınıksın! Senin, bize öğretmiş olduğunun dışında bizim için bilgi diye bir şey yoktur. Şüphesiz Sen, en iyi bilenin, en iyi yasa koyanın ta kendisisin.”

Senin Rabbin dedi ki: “Ey Âdem! Haber ver onlara, onların adlarını.” Sonra da Âdem onlara, onların adlarını haber verince, senin Rabbin, “Dememiş miydim Ben size! Şüphesiz Ben, göklerin ve yerin görülmeyenini, duyulmayanını, sezilmeyenini, geçmişi, geleceği bilirim. Ve Ben, sizin açığa vurduklarınızı ve sakladıklarınızı bilirim” dedi.

Ve hani Biz, doğadaki güçlere, “Âdem’e boyun eğip teslimiyet gösterin” demiştik de İblis/düşünce yetisi dışında doğadaki güçler hemen boyun eğip teslimiyet göstermişti. İblis yan çizdi, büyüklendi. Ve o, her şeyi örtenlerden idi.

Ve Biz, “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette iskân ediniz/burayı yurt tutunuz, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol nasiplenin ve mal/altın-gümüş tutkunu olmayın, yoksa kendi benliğine haksızlık edenlerden olursunuz” dedik.

Bunun üzerine şeytan; İblis/düşünce yetisi onları oradan kaydırdı, içinde bulundukları ortamdan çıkardı. Ve Biz, “Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir yararlanma vardır” dedik.

Sonra da Âdem, Rabbinden birtakım kelimeler aldı/kendine vahyedildi; Biz dedik ki: “Hepiniz oradan inin. Artık size Benim tarafımdan bir kılavuz geldiğinde, kim kılavuzuma uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur; onlar mahzun da olmayacaklardır. Ve Allah’ın ilâhlığını, rabliğini örtmüş ve ayetlerimizi yalanlamış kimseler; işte onlar, ateşin ashabıdır. Onlar, orada temelli kalıcıdırlar.” Sonra da Allah, onun tövbesini kabul etti. Kesinlikle O, tövbeleri çokça kabul eden, çok tövbe fırsatı verenin, çok merhametli olanın ta kendisidir.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

insanlara yarayan şeylerle denizde akıp giden gemide,

Allah’ın semadan bir su indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde,

yeryüzünde her deprenen canlılardan yaymasında,

rüzgârları evirip çevirmesinde,

gök ile yeryüzü arasında emre hazır olan bulutta, akıllarını çalıştıran bir toplum için elbette alâmetler/göstergeler vardır. İnsanlar bundan Rablerini kolayca tanıyabilirler.

*  Allah, kitabı hak ile indirdiği için, Allah’ın kitaptan indirdiği bir şeyi gizleyen ve gizlediği şeyi çok az bir bedelle satanlar,  karınlarına ateşten başka bir şey doldurmazlar. Ve kıyamet günü Allah, onlara konuşmaz ve kendilerini temize çıkarmaz ve onlara acı veren bir azap vardır. İşte onlar, doğru yol karşılığı sapıklığı, bağışlanma karşılığı azap satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ve siz, Allah’ın bilgisi ile düşmanlarınızı doğrarken Allah, size olan vaadini doğru olarak gerçekleştirdi. Allah size sevdiğiniz şeyleri gösterdikten sonra zaafa düştünüz, o iş hakkında çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden kimi dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve kesinlikle sizi bağışladı. Ve Allah müminlere karşı çok armağan sahibidir.

Ve hani siz yukarı kaçıyordunuz hiç kimseye bakmıyordunuz. Elçi de ötenizden sizi çağırıyordu. Bundan dolayı Allah, elinizden gidene ve kendinize isabet edene üzülmeyesiniz diye size keder üstüne keder ile karşılık verdi. Allah, yaptıklarınıza haberdardır.

Sonra Allah, o kederin ardından üzerinize bir güven, sizden bir grubu örtüp bürüyen bir uyku indirdi. Bir grup da nefislerinin sevdasına düştü; Allah’a karşı gerçek dışı cahiliyet zannı olarak, zan üretiyorlardı. Onlar, “Bu işten bize bir şey var mı?” diyorlardı. –De ki: “Bütün iş Allah’a aittir.– Onlar, sana açıklamayacakları şeyleri içlerinde saklıyorlardı. Onlar, “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik” diyorlardı. De ki: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülme yazılmış olanlar kesinlikle yan gelip yatacakları [öldürülecekleri] yerlere çıkıp gidecekti.” Ve o, Allah’ın göğüslerinizdekini sınaması ve kalplerinizdekini temizlemesi içindir. Ve Allah, göğüslerinizdekini çok iyi bilendir.

Şüphesiz iki toplumun karşılaştığı gün, sizden yüz çevirip giden kimseler, şeytan onların kazandıkları şeylerin acısıyla ayaklarını kaydırmak istedi. Yine de Allah onları kesinlikle affetti. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok yumuşak davranandır.

Ey iman etmiş kişiler! Allah’ın ilâhlığını, rabliğini tanımayan ve yeryüzünde dolaşan yahut gazaya çıkan kardeşleri için “Yanımızda olsalardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi” diyen şu kişiler gibi olmayın. –Kesinlikle Allah, bunu, onların kalplerinde bir yara yapacaktır.– Ve Allah hayat verir ve öldürür. Ve Allah yaptıklarınızı en iyi görendir.

Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz de, Allah’tan bir bağışlanma ve rahmet, kesinlikle onların topladıklarından daha hayırlıdır. Andolsun, ölseniz veya öldürülseniz de kesinlikle Allah’a toplanacaksınız.

İşte sen, sırf Allah’ın rahmeti sebebiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları bağışla, onlar için bağışlanma dile. İşlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah’a işin sonucunu havale et. Şüphesiz Allah, işin sonucunu Kendisine havale edenleri sever.

Allah size yardım ederse, sizi yenecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Öyleyse müminler işin sonucunu sadece Allah’a havale etsinler.

Ve hiçbir peygamber için, hıyanet olur şey değildir. Ve kim ihanette bulunursa kıyamet günü hainlik ettiği şey ile gelir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir. Ve onlar, haksızlığa uğramazlar.

Peki, Allah’ın rızasına uyan kimse, Allah’ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? O, ne kötü dönüş yeridir!

Onlar, Allah nezdinde derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir.”

 

İki katını isabet ettirdiğiniz bir musibet, kendinize isabet edince mi, “Bu hezimet nereden!” dediniz? De ki: “Başınıza gelen bu hezimet, kendi sapık inancınızdandır.” Şüphesiz Allah, her şeye en iyi güç yetirendir.

İki topluluğun karşılaştığı günde size dokunan şeyler de Allah’ın izniyledir/ bilgisiyledir. Ve müminleri bilsin ve münafıklık yapan kimseleri –kendileri oturup dururken kardeşleri için: “Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi” diyen kimseleri– bilsin diyedir. Ve onlara: “Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya savunma yapınız” denilmişti. Onlar: “Biz savaşı bilseydik kesinlikle size uyardık” dediler. Onlar o gün, imandan çok Allah’ın ilâhlığını, rabliğini örmeye yakındılar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, gizledikleri şeyleri daha iyi bilendir. De ki: “Eğer doğru kimseler iseniz, haydi kendinizden ölümü uzaklaştırınız.”

Kendilerine yara dokunduktan sonra Allah ve elçinin davetine katılan kimseler; insanlar kendilerine: “Şüphesiz insanlar size karşı birlik oldular, onlardan ürperin” dediklerinde, bunun, kendilerini inanç yönünden artırdığı ve: “Allah bize yeter. O, ne güzel tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayandır!” diyen kimseler; onlardan iyileştiren, güzelleştiren ve Allah’ın koruması altına girmiş kimselere büyük bir ödül vardır.

Sonra da onlar, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan Allah’ın nimeti ve armağanıyla geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Ve Allah, çok büyük lütfün sahibidir.

 

 

 

 

Bunun üzerine Rableri iyiden iyiye düşünen kavrama yetenekleri olanlara şöyle karşılık verir: “Şüphesiz Ben, sizden erkek olsun, kadın olsun –ki hepiniz aynısınızdır– çalışanın amelini kaybetmem. O nedenle, göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, Benim yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler; elbette onlardan kötülüklerini örteceğim ve Allah katından bir sevap olarak, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Ve Allah, sevabın güzeli Kendi katında olandır.”

 

 

Onlarda müminler için; Allah’ı ve ahret gününü uman kimseler için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah, zenginin, övgüye layık olanın ta kendisidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Allah’a verdiği sözleri yerine getiren ve antlaşmayı bozmayan,

Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi; iman ve ameli birleştiren,

Rablerine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan ve hesabın kötülüğünden korkan kişiler,

Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabretmiş,

salâtı ikame etmiş [mali yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturmuş, ayakta tutmuş],

kendilerine verilen rızıklardan gizli ve açık Allah yolunda harcamış

ve çirkinlikleri güzelliklerle ortadan kaldıran kişilerdir-  öğüt alıp düşünürler. Bu kişiler, bu yurdun akıbeti; Aden cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar, atalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanlar Aden cennetlerine gireceklerdir. Görevli güçler/ haberci ayetler de her kapıdan yanlarına girerler: “Sabretmiş olduğunuz şeylere karşılık size selâm olsun! Bu yurdun sonu ne güzeldir!” deyip onları sevindirirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

eğer göklerin ve yerin kenarlarından aşıp geçmeye güç yetirebilirse, hemen aşmalı, ancak üstün bir güç olmadan aşamazlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sonra da sözlerini bozmaları sebebiyle onları dışladı ve kalplerine katılık koydu. Onlar kelimeyi/ sözcüğü yerlerinden/ öz anlamlarından değiştirdiler. Öğütlendiklerinin önemli bir bölümünü de terk ettiler. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görüldü. Yine de onları affedildiler ve aldırış edilmediler. Şüphesiz Allah, iyilik-güzellik üretenleri sever.

 

Allah, kitap ehline şu mesajı göndermiştir:

 


[1] “Mecelle”,  bazılarına göre İbraniceden arapçaya gelmiş bir sözcük olarak kabul edilse de “cll” kökünden türemiş bir sözcüktür. Sözcüğün kökü olan “celale”, “nitelik olarak büyüklük” demektir. Bazılarına göre genel anlamda “kitap, sayfa” demek olsa da genel kabule göre “hikmet  (yasa, ilke) içeren kitap/ sayfa” demektir. Sözcüğün kök anlamı dikkate alındığında “içinde zulüm ve fesadı engelleyen, adalet ve saadeti sağlayan ilkeler bulunan çok değerli kitap” demektir. (LİSAN ve TAC)