Bilindiği gibi Nebe suresinin bu ayetleri çarpıtılmış, cennete müttekilere “tomurcuk memeli kızlar” verilecek diye yaygın ama Kur’an’a ters bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu yanlış anlayış Kur’an’a dolayısıyla da Allah’a mâledilmiştir. Bu anlayış, herkes tarafından eleştirilmektedir. O nedenle ayetleri tahlil ederek gerçeği paylaşma zarureti bir iman borcu olarak doğmuştur.
“tomurcuk memeli kızlar “diye çevrilen Nebe suresini 33. ayeti bir bağlaç ve iki sözcükten ibarettir:
وَكَوَاعِبَ اَتْرَاباًۙ
Bu sözcüklerde كَوَاعِبkevaib Kur’an’da tek burada yer alırken ikinci sözcük “ اَتْرَاباًۙ etraben” Sad/ 52, Vakıa/39’da da yer almaktadır.
Ayetlerin iniş sırasına göre takdim ve tahlili:
Sad suresi 52/
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ
49-52İşte bu, bir öğüttür/ şereftir/ hatırlatmadır. Şüphesiz ki Allah’ın koruması altına giren kimseler için güzel bir dönüş yeri; içlerinde yaslanarak birçok meyve ve içecekler istedikleri ve de yanlarında hepsi de aynı yaşta, gözleri karşılarındakinden başkasını görmeyen hizmetçilerin bulunduğu, kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
اترابETRÂB
“اترابEtrâb” sözcüğünün lügat anlamı “aynı zamanda doğmuş, birbirinden farkı olmayan” demektir.[1]
Ahiret aleminde cinsiyet söz konusu değildir. Burada Rabbimizin konu ettiği cennetteki ikram ettiği hizmetçilerdir. Bu ikramı Rahman/ 56, 70-74’te de görebiliriz.
56Oralarda, daha önce bildik, bilmedik, geçmiş, gelecek hiç kimse tarafından dokunulmamış; el ve göz değmemiş, bakışlarını dikenler vardır. (Rahman/ 56)
70O meyvelerin içlerinde iyilikler-güzellikler vardır.
71Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
72Çadırlara kapanmış parlak gözlüler vardır.
73Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
74Bunlardan önce onlara bildik-bilinmedik hiç kimse dokunmamıştır. (Rahman/ 70- 74)
اترابEtrab sözcüğünün geçtiği bir yer de Vakıa/ suresinin 35- 38. ayetlerden oluşan paragrafın 37. ayetidir.
Bu paragrafta görüleceği üzere sağın yaranına ahirette vereceği nimetleri ve nimetlerin niteliklerini açıklamaktadır.
وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ وَطَلْحٍ مَّنضُود وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ وَمَاء مَّسْكُوبٍ وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ لَّامَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ إِنَّا أَنشَأْنَاهُنَّ إِنشَاء فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا عُرُبًا أَتْرَابًا لِّأَصْحَابِ الْيَمِينِ
27–35. ayetler:
27-34Ve sağın yaranı, nedir o sağın yaranı! Onlar, dikensiz kirazlar, meyve dizili muzlar/akasyalar, uzamış gölgeler, fışkıran su, kesilmeyen; tükenmeyen ve yasaklanmayan birçok meyveler ve yükseltilmiş döşekler içindedirler.
35Şüphesiz Biz, kirazı, muzu, gölgeleri, fışkıran suyu öyle bir yaratışla yarattık. 36-38Ki onları, sağın ashâbı için albenili ve hepsi bir ayarda hiç dokunulmamışlar yaptık.
Bu ayetlerdeki ifadeler de maalesef gelenekçiler tarafından ayetlerde geçen niteliklerin “Müslüman hanımlar” veya “huriler” gibi ayetlerde bulunmayan öznelere gönderilmesi suretiyle çarpıtılmıştır. Yukarıda da ifade edildiği gibi, bu nitelikler cennette müminlere verilecek nimetlere izafe edilmiş niteliklerdir. Bu takdirde “ اترابetrâb” sözcüğünün anlamı da “hepsi bir ayarda, bir seviyede” demek olur ki, buradan da cennet nimetlerinin hepsinin kaliteli olduğu, içlerinde çürüğü, kokanı, hamı ve kusurlu olanının bulunmadığı anlaşılır.
Netice “ اترابEtrab” sözcüğünün anlamı ““aynı zamanda doğmuş, birbirinden farkı olmayan” demektir.
Gelelim Nebe’ suresindeki paragrafa:
إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا وَكَأْسًا دِهَاقًا لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا جَزَاء مِّن رَّبِّكَ عَطَاء حِسَابًا رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرحْمَنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا
31-37Kesinlikle Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden; Rahmân’dan [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah’tan] bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar/ kurtuluş mekânları; sulak bağlar-bahçeler, üzümler, hepsi bir seviyede tomurcuklar; çiçek bahçeleri, dolu dolu su kapları vardır. Onlar, orada boş bir söz ve yalan duymazlar. –Onlar, O’nun huzurunda söz söylemeye güç yetiremezler.–
Bu paragrafta Yüce Allah Kendisinin koruması altına girmiş kulları için hazırladığı meknı; parkları, bahçeleri açıklıyor. Tabiri caizse bu mekânın peyzajını, alt yapısını bildiriyor. Bu mekânlarda; sulak bağlar-bahçeler, üzümler, hepsi bir seviyede tomurcuklar; çiçek bahçeleri, dolu dolu su kapları varmış.
Paragrafın 33. ayetinde “ كواعبkevaıb ve اتراب etrab” sözcükleri yer alıyor. Yukarıda “ اترابetrab” sözcüğünün “aynı zamanda doğmuş, birbirinden farkı olmayan ” demek olduğunu açıklamış idik.
“ كواعبKevaıb” sözcüğü ise;
Bu sözcüğün “كعبka’b” kalıbının öz anlamı bildiğiniz “ayak topuğu” demektir. Ki Maide/6’da “ الى الكعبينilel kabeyn…. (ayakları da topuklara kadar yıkayın)” ifadesi yer alır. Ayrıca sütün yüzeyinde oluşan tereyağı topaklarına da “ كعبka’b” denir كعبة Ka’be sözcüğü de aynı kökün türevlerindendir. Araplar Ka’be’yi, su baskınlarına karşı korumak için küçük de olsa bir tümseğe yaptıkları ve biraz da yüksekçe yaptıkları için ona كعبةKa’be (Yüksekteki yüksek bina) adını vermişlerdir. Ayrıca Yüksek çardaklara da “ كعبةKa’be” denir. (Tüm Lügatler) Buradan anlaşılıyor ki Araplar her tümseğe bu kökten bir sözcük üretmişlerdir. Geometride Küp anlamında kullandığımız “mikap” sözcüğü de bu kökün türevlerindendir. Araplar, genç kızların yeni oluşan, yumrulaşan memeleri için fiil ve özneli olarak “ كعبت الجاريةKEABET el CARİYETÜ (kızın memeleri yumrulaştı, tomurcuklaştı); veya sıfatlı olarak “ جارية كعبCARİYETÜN KA’ABÜN VE كاعب KÂIBÜN (tomurcuklaşmış kız)” derler. Bu aşamada kızların memeleri topuğa benzediği için bu tabiri kullanırlar. Ama sözcük her tomurcuk, her gonca için de kullanılır.
Konumuz ayette zikredilen “ كواعبkevaib sözcüğü “ كاعبKaıb” sözcüğünün çoğuludur. Ve “Topaklananlar, tomurcuklananlar” anlamındadır. (Tüm Lügatler)
Konumuz olan paragrafta bir mekânın özellikleri anlatılmıştır. Erkek- dişi herhangi bir insan özellikleri anlatılmamıştır. Zaten ahiret hayatında cinsiyet de yoktur. Bu durumda sözcüklerin “hepsi bir seviyede tomurcuklar; çiçek bahçeleri,” şeklinde anlaşılması gerekmektedir.
Sözcüğü yeni gelişmekte olan memeler anlamında alacak olursak, konumuz ayette özne veya sıfat olarak “kız/kızlar” sözcüğü olmadığına göre Allah’ın o kurtuluş mekânlarına, bahçelere ve parklara köstebek yuvası (köstebek tepesi, tümseği) gibi (Öznesi veya sıfatı olmadan; kadını- kızı olmadan) sıra sıra hepsi bir seviyede meme heykelleri, meme maketleri yerleştireceği anlaşılır. Bu da her halde çok gülünç olsa gerekir.
Ayetin anlamını tefsirciler bozmuştur. Vakıa suresinde ve bu surenin bu paragraflarında gördüğümüz sözcükler hep çoğul kalıbıyla gelmiştir. Kullanılan zamirler de hep dişil yapıdadır.
Birçok dil gibi, Arapça da sözcüklerinde müzekker [eril] ve müennes [dişil] ayrımı olan bir dildir. Meselâ Türkçe’de, ister kadın ister erkek olsun, üçüncü kişiler sadece “o” zamiri ile ifade edilirken, sözcüklerinde eril ve dişil ayrımı olan Arapçada üçüncü şahıs zamiri olarak erkekler için “هوhüve\ هُم”, kadınlar için “ هىhiye\ هُنّ” sözcükleri kullanılır. Sözcüklerdeki eril dişil ayrımı Arapçada sadece şahıs zamirlerine mahsus olmayıp isim, fiil ve edat cinsinden tüm sözcüklerin yapısında görülmektedir. Ayrıca Arapçada eril dişil ayrımlı sözcükler kapsamında ele alınabilecek başka genel ilkeler de mevcuttur. Bu ilkeler şunlardır:
– Tüm çoğul sözcükler dişil yapı ile ifade edilirler.
– Cansız nesneler genellikle mecazen dişil kalıpla ifade edilirler.
Konumuz olan ayetlerin anlamlarının saptırılması da yine yukarıda belirttiğimiz kurallardan birinin bilinmemesinden ya da art niyetle ihmal edilmesinden kaynaklanmaktadır. Sözünü ettiğimiz bu kural, çoğul sözcüklerin dişil yapıyla ifade edilmesi kuralıdır. Konumuz olan ayetlerdeki anlamsal saptırma, sözünü ettiğimiz kuralın bir gereği olarak dişil yapıda kullanılmış olan sözcüklerin anlamlarının da dişilleştirilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. Oysa ayetlerdeki sözcüklerin kural gereği olarak dişil yapıda olmaları onların gerçekte de dişil oldukları anlamına gelmemektedir. Bu çoğul sözcüklerin, görünüşteki dişillikleri dışında, anlam olarak dişillikle hiçbir alâkaları yoktur. Meselâ, Rahman suresinin aşağıdaki ayetlerinde sözü edilen eşler her ne kadar dişil sözcüklerle ifade edilmişlerse de gerçekte cinsiyeti kadın olan eşler oldukları anlamına gelmemektedirler:
Bu eşlerin ne cinsiyetle ne de cinsellikle alâkası vardır. Ayetlerde geçen “dokunulmamış” sıfatından, Rabbimizin cennete girmeye hak kazananları ahirette kimsenin bilmediği yeni yaratılmış eşlerle eşleştireceği anlaşılmaktadır. Bu eşlerin insan tarafından bilinmeyen cinsten oldukları söylendiğine göre, “dişi” olarak nitelenmeleri de doğru bir yaklaşım değildir.
Arapçanın yukarıda açıkladığımız “çoğul sözcüklerin dişil yapı ile ifade edilmesi” kuralının bir gereğidir.
Hâlbuki kadınların da Allah’ın emir ve yasaklarına muhatap oldukları ve mükellefiyetlerinin gereğini yerine getirmekten sorumlu tutulacakları tartışmasızdır. Bunun gibi, cennet de ödül olarak kadın ve erkek ayrımı olmadan Rabbimiz tarafından tüm hak edenler için hazırlanmıştır. Buna aykırı görüş ve kanaatlere sapmak, koyu bir cehaletten ve iz’anını kaybetmiş bir mantıktan başka bir şeyle açıklanamaz. Bu cehalet ve çarpık mantığın yol açabileceği en rezil sonuç ise, birilerinin çıkıp “Allah da erkektir” diyebilmesidir. Zira Yüce Rabbimizi tanıtan ayetler de eril sözcüklerle ifade edilmiştir ve cehaletin karanlığında oluşmuş bir mantığın Kur’an’daki eril sözcüklere bakarak böyle bir batağa saplanması çok uzak bir ihtimal değildir.
[1] (Lisanü’l-Arab; c:1, s:600)