Dikkat! Dikkat! Dikkat! Dikkat!
İşte bunlar, Kitab’ın âyetleridir. Size Rabbinden indirilen şey haktır/gerçektir. Lâkin insanların çoğu inanmıyorlar. 
Allah, gökleri gördüğünüz şekilde, direkler olmadan yükselten, sonra en büyük taht üzerinde egemenlik kuran, güneşe ve aya boyun eğdiren/varlıkların yararlanacağı özelliklerde yaratan Zat’tır. –Hepsi adı konmuş bir süre sonuna akıp gidiyor.– O, işi yönetir, Rabbinize kavuşacağınız güne kani olursunuz diye âyetleri ayrıntılı olarak açıklar. Ve O, arzı uzatan, orada sabit dağlar ve ırmaklar oluşturandır. Ve O, orada bütün meyvelerden iki eş yarattı. O, geceyi gündüzün üzerine örtüyor. Şüphesiz bunda iyiden iyiye düşünen bir toplum için alâmetler/ göstergeler vardır. Ve O, yeryüzünde bir tek su ile sulanan birbirine komşu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar oluşturandır. Ve Biz, meyvelerinde, kokularında, tatlarında onların bazısını bazısı üzerine fazlalıklı kılıyoruz. Şüphesiz aklını kullanan bir toplum için bunda birtakım alâmetler/ göstergeler vardır.
(96/13, Ra‘d/1-4)
-588-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
Ve eğer siz şaşıyorsan, asıl şaşırtıcı olan, onların: “Biz toprak olunca mı, biz gerçekten yeni bir yaratılışta mıyız?” sözleridir. İşte bunlar, Rablerine inanmamış kimselerdir. Ve işte bunlar, boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Ve işte bunlar, Ateş’in yâranıdırlar, onlar orada sürekli kalıcıdırlar.
Ve onlar sizden, iyilikten önce kötülüğü çabuklaştırmanı isterler. Hâlbuki onlardan önce onlara iz bırakan cezalar gelip geçmiştir. Ve gerçekten sizin Rabbiniz, yanlış işlerine karşılık insanlar için cidden bağışlama sahibidir. Ve kesinlikle sizin Rabbiniz, azabı/ kovuşturması cidden çok çetin olandır. Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örten/inanmayan şu kimseler: “Rabblerinden o’na bir alâmet/gösterge indirilmeli değil miydi?” diyorlar. Siz ancak bir uyarıcısınız. Ve her toplum için bir yol gösteren vardır.
(96/13, Ra‘d/5-7)
-589-

Ey insanlar!
Allah, “Her dişinin neyi taşıdığını ve rahimler neyi eksiltir ve neyi artırır” bilir. Ve her şey, O’nun katında bir ölçü iledir.
Allah, görülmeyeni, duyulmayanı, sezilmeyeni, geçmişi, geleceği ve açıkta olanı bilendir, pek büyüktür, yüceler yücesidir.
Sizden, sözü gizleyen kimse ve onu açığa vuran kimse, gece gizlenenle gündüz açığa çıkan kimse eşittir.
Her kişi için, iki elinin arasından ve arkasından –Allah’ın işinden olarak–, onu gözetip koruyan izleyiciler vardır. Gerçekte, bir halk, kendi benliklerinde olanı değiştirmedikçe, Allah hiçbir şeyi değiştirmez. Ve Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onun geri çevrilmesi söz konusu değildir. Onlar için O’nun astlarından bir yardım eden, koruyan, yol gösteren bir yakın da yoktur.
O, size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren ve o yağmur yüklü bulutları ortaya çıkarandır.
Gök gürültüsü, O’nun övgüsüyle birlikte, doğal güçler de O’nun korkusundan dolayı O’nu noksan sıfatlardan arındırırlar. Ve O, yıldırımlar gönderir de onunla dilediğini çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücâdele edip duruyorlar. Oysa Allah, çarpması pek çetin olandır.
Gerçeğin daveti yalnızca O’nadır. Ortak koşanların, O’nun astlarından yalvarıp durdukları kimseler; onlar, kendilerine hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar, ancak ağzına gelmemesine rağmen ağzına su gelsin diye iki avucunu açan gibidir. Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlerin duası sadece bir sapıklık içindedir.
Ve yerde ve göklerde olan kimseler ve gölgeleri, ister istemez her zaman yalnızca Allah’a boyun eğip teslimiyet gösterirler.
(96/13, Ra‘d/8-15)
-590-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
Deyin ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” Deyin ki: “Allah’tır.”
Deyin ki: “Allah’ın astlarından o kendi kendilerine yarar sağlamaya ve zarar vermeye gücü olmayanları yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar mı ediniyorsunuz?” Deyin ki: “Hiç kör ile gören bir olur mu? Ya da karanlıklarla aydınlık bir olur mu?”
Ya da Allah’a, O’nun gibi yaratan birtakım ortaklar buldular da, bu yaratış kendilerince birbirine benzer mi göründü? Deyin ki: “Allah, her şeyin yaratıcısıdır. Ve O, birdir, her şeye üstün ve kahredicidir.”
Allah, gökten bir su indirdi de vadiler, kendi ölçüsünde sel olup aktılar. Sonra da sel, suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir zînet eşyası veya bir yarar sağlamak için, ateşte erittiklerinin üzerinde de benzeri bir köpük vardır. –Allah, hak ve bâtılı böyle örnekler.– Sonra köpük atılır gider, insanlara yararı olan ise yerde kalır. İşte Allah, örnekleri böyle verir.
Rablerine uyanlar için “en güzel” vardır. O’na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunan ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha kendilerinin olsa, onu kurtuluş fidyesi olarak verirlerdi. İşte onlar, hesabın kötüsü kendileri için olanlardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası da ne fena yataktır!
Peki, şüphesiz Rabbinizden Elçi Muhammed’e indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, kör olan kimse gibi midir? Şüphesiz ancak kavrama yetenekleri olan kişiler;
Allah’a verdiği sözleri yerine getiren ve antlaşmayı bozmayan,
Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi; iman ve ameli birleştiren,
Rablerine saygıyla, sevgiyle, bilgiyle ürperti duyan ve hesabın kötülüğünden korkan kişiler,
Rablerinin rızasını kazanmak arzusuyla sabretmiş,
salâtı ikame etmiş [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturmuş, ayakta tutmuş],
kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık Allah yolunda harcamış
ve çirkinlikleri güzelliklerle ortadan kaldıran kişiler öğüt alıp düşünürler. İşte onlar, bu yurdun âkıbeti; adn cennetleri kendilerinin olanlardır. Onlar, atalarından, eşlerinden ve soylarından sâlih olanlar Adn cennetlerine gireceklerdir. Görevli güçler/ haberci âyetler de her kapıdan yanlarına girerler: “Sabretmiş olduğunuz şeylere karşılık size selâm olsun! Bu yurdun sonu ne güzeldir!”
Allah’a yeminle kesin söz verdikten sonra bozan ve Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri; iman ve ameli kesen/ birbirinden ayıran ve yeryüzünde kargaşa çıkaran kimseler; işte onlar, dışlanma kendileri için olanlardır. Yurdun kötüsü de onlar içindir.
Ve Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de ölçülendirir de. Onlar ise basit dünya hayatı ile ferahladılar. Oysa basit dünya hayatı, âhirette sadece bir kazanımdır.
Yine Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan o kimseler: “Ona Rabbinden bir alâmet/gösterge indirilmeli değil miydi, eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur’ân olsaydı…” diyorlar. Deyin ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtır ve gönülden bağlanan kimseleri; inanan ve kalpleri Allah’ı anmakla zihnindeki tüm soru işaretlerini gidererek rahata kavuşmuş kişileri Kendisine kılavuzlar.” 
Gözünüzü açın! Kalpler, yalnız ve yalnız Allah’ı anmakla; zihnindeki tüm soru işaretlerini gidermekle rahata kavuşur. İman etmiş ve düzeltmeye yönelik işler yapmış kimseler; tuba; güzellikler, müjdeler ve güzel dönüş yeri sadece onlar içindir. Aslında emrin tümü Allah’ındır. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki eğer Allah dilemiş olsaydı, kesinlikle insanların tümüne kılavuzluk ederdi. İnkâr eden kimseler, Allah’ın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez/miadını şaşırmaz. 
(96/13, Ra‘d/16-29, 31)
-591-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

İşte böyle, sizi, onlar Rahmân’a [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah’a] inanmazlarken, elçimiz Muhammed’e vahyettiklerimizi onlara okuyasınız diye, kendilerinden önce nice önderli toplumlar gelip geçmiş olan bir önderli toplum içinde elçi yaptık. Deyin ki: “Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], benim Rabbimdir, O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Ben yalnızca O’na işin sonucunu havale ettim, dönüşüm de yalnızca O’nadır.”
Andolsun ki sizden önceki elçilerle de alay edildi. Ve Ben, Benim ilâhlığımı ve rabliğimi örten/inanmayan kişilere süre verdim. Sonra da onları yakalayıverdim, haydin bakalım Benim azabım nasılmış!
Andolsun ki Biz muhammed’den önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve nesil [oğlan-kız çocuklar] verdik. Hiç bir peygamber için Allah’ın izni/ bilgisi olmadan herhangi bir alâmet/ gösterge getirmek de yoktur. Her süre sonu için bir yazı vardır.
Allah dilediğini imha eder, dilediğini de yerinde bırakır. Kitabın anası da yalnızca O’nun katındadır. 
(96/13, Ra‘d/30, 32, 38-39)
-592-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Peki, o, kazandığı şeyler ile birlikte her bir kişinin üzerinde dikilen/görüp gözeten kimdir? 
Onlar ise Allah’a ortaklar edindiler. Deyin ki: “Onları isimlendirin! Yoksa siz O’na yeryüzünde bilmediği bir şey mi ya da sözden açık olanı mı haber vereceksiniz? Aslında Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan şu kişilere plânları güzel gösterildi de Yol’dan saptırıldılar. Allah kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren kimse yoktur.
Onlar için şu basit dünya hayatında bir azap vardır. Âhiret azabı ise kesinlikle daha ezicidir. Onları Allah’tan koruyacak biri de yoktur.
(96/13, Ra‘d/33-34)
-593-

Ey insanlar!
Allah’ın koruması altına girmiş kişilere söz verilen cennetin örneği şöyledir: Onun altından ırmaklar akar, nasiplikleri; meyveleri, renkleri, tatları ve gölgeleri süreklidir. İşte bu, Allah’ın koruması altına girmiş kişilerin âkıbetidir. Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenlerin âkıbeti de Ateş’tir.
(96/13, Ra‘d/35)
-594-

Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!

Ve kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, elçimiz Muhammed’e indirilen ile sevinirler. Karşıt grup oluşturanlardan, onların bir kısmını tanınmaz hâle getiren kişiler de vardır. Deyin ki: “Biz ancak Allah’a kulluk etmekle ve O’na ortak kabul etmemekle emrolunduk. Biz yalnızca O’na davet ediyoruz, dönüşümüz de yalnız O’nadır.”
Ve Biz böylece Kur’ân’ı Arapça; mükemmel bir yasa olarak indirdik. Ve eğer size gelen bilgiden sonra onların boş-iğreti arzularına uyarsanız, Allah’tan size “bir yardımcı, yol gösterici yakın ve bir koruyucu” yoktur.
Ve onlara vaat ettiğimizin bir bölümünü size göstersek yahut size geçmişte yaptıklarını ve yapman gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlattırsak, şüphesiz yine de size düşen sadece tebliğ etmektir. Bize düşen de hesap görmektir. 
(96/13, Ra‘d/36-37, 40)
-595-
Ey elçi/ Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!
Ve onlar, şüphesiz Bizim yeryüzüne geldiğimizi, onu etrafından noksanlaştırdığımızı görmediler mi? Allah hükmeder. O’nun hükmünü engelleyecek hiçbir kimse yoktur. Ve O, hesabı çok hızlı görendir.
Onlardan önceki kimseler de hileler yapmışlardı. Fakat bütün hileleri bozup cezalandırmak Allah’a aittir. O, her kişinin ne kazandığını bilir. Bu yurdun âkıbetinin kim için olduğunu, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler de yakında bilecekler.
Ve Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtmüş olan şu kişiler: “Muhammed elçi değildir” diyorlar. Deyin ki: “Bizimle sizin aranızda en iyi tanık olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kişi yeter.”
(96/13, Ra‘d/41-43)
RAHMÂN SÛRESİ
MEDÎNE DÖNEMİ
-596-

Ey insanlar!

Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, ona hayır ve şerri, iyiyi, kötüyü ayırmayı öğretti.
Güneş ve ay bir hesap ile akıp gitmektedir.
Gövdesiz bitkiler ve ağaçlar da boyun eğip teslimiyet göstermektedirler.
Ve semayı da yarattı, onu yükseltti ve terazide/ölçüde/dengede taşkınlık etmeyesiniz diye teraziyi/ölçüyü/dengeyi koydu.
Ölçüyü hakkaniyetle dikin/ayakta tutun, teraziye/ölçüye/dengeye zarar vermeyin.
(97/55, Rahmân/1-9)
-597-
Ey cin ve ins toplulukları! 
Eğer göklerin ve yerin kenarlarından aşıp geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın, ancak üstün bir güç olmadan aşamazsınız.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Ey iki grup! Yakında sizin hesabınıza bakacağız.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkinizin de üzerine ateşten alev ve duman gönderilir de siz yardımlanamazsınız.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Ve kendisinde, meyvelar ve salkımlı hurma ağaçları, yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler olan yeryüzünü yarattı, onu oranın yaratıkları için alçalttı.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
O, görünen, bilinen varlıkları pişmiş çamur gibi kuru balçıktan/değişken bir maddeden yarattı. Görünmez varlıkları, güçleri de ateşin dumansızından/enerjiden yarattı.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Rahmân [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah], iki doğunun Rabbi ve iki batının Rabbidir.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıverdi. Aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkisinden inci ve mercan çıkar.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Denizde koca dağlar gibi yükseltilen gemiler de O’nundur.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Yeryüzünün üzerindeki her kişi gelip geçicidir. Ve o celal ve ikram sahibi Rabbinin bizzat Kendisi baki kalır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Göklerde ve yerde bulunan kimseler, O’ndan istekte bulunurlar. O, her an bir iştedir.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Sonra da gök yarılıp zeytinyağı gibi bir gül olduğu zaman…
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Artık işte o gün, bildik-bilmedik, gelmiş-gelecek hiç kimse, bir başkasının günahından sorumlu tutulmaz.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Suçlular nişanlarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından tutuluverirler.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir. Onlar, onunla kaynar su arasında dolaşır dururlar.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Ve Rabbinin makamından korkan kimseler için iki cennet vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkisinin de dalları vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkisinde de akıp giden iki pınar vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkisinde de her meyvedan çift çift vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Astarları kalın ipekten/atlastan yataklara yaslanmış kimseler olarak, iki cennetin de devşirmesi yakındır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Oralarda, daha önce bildik, bilmedik, geçmiş, gelecek hiç kimse tarafından dokunulmamış; el ve göz değmemiş, bakışlarını dikenler vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İyilileştirmenin-güzelleştirmenin karşılığı, iyileştirme-güzelleştirmeden başka olabilir mi?
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Bu ikisinin astından iki cennet daha vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Bunlar yemyeşildirler.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkisinde durmaksızın coşan iki pınar vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
İkisinde de meyve, hurma ve nar vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
O meyvelerin içlerinde iyilikler-güzellikler vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Çadırlara kapanmış parlak gözlüler vardır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Bunlardan önce onlara bildik-bilinmedik hiç kimse dokunmamıştır.
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Yeşil yastıklara ve “Abkari” sergilere/hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslananlar olarak…
Peki siz ikiniz, Rabbinizin güç yetirdiklerinin; eşsiz gücünün, eşsiz nimetlerinin hangisini yalanlıyorsunuz?
Azamet ve büyüklük sahibi, emir ve yasak koyma hakkına sahip, saygınlaştırma sahibi Rabbinin adı, ne cömerttir! 
(97/55, Rahmân/33-34, 31-32, 35-36, 10-30, 37-78)