İKİ BAHÇE SAHİBİ NANKÖR KİŞİ (KEHF/ 31- 44) Kalem suresindeki bahçe sahipleri, Sebe halkı, Nuh kavmi, Semud ve Medyen toplumları gibi zalimleri; Allah’ın bu dünyada bizzat Kendisinin cezalandırmadığına; öbür dünyaya ertelediğine; bu dünyada helâklerin kullar eliyle gerçekleştirildiğine dair örnekler bulunmaktadır. Bunun benzeri, Kehf/31-44. ayetlerde, iki bahçe sahibi kişi örneğinde de bulunmaktadır. Bu örnekte de maalesef ayetteki sözcüklerin öz anlamlarına dikkat edilmeden yapılan çevirilerde; müşrik kulu, Allah’ın bizzat Kendisinin cezalandırdığı ifade edilmektedir. Bu ifade ve “bela/ zarar, nokta atışı ile sadece bu adamın çiftliğine geldiği ve müşrik kişiden başka kimsenin çiftliğinin zarar görmediği” şeklinde ortaya çıkan bir anlayış yanlıştır. Bu yanılgı, sözcüklerin öz anlamlarına dikkat edilmeden yapılan ; Kalem ve Sebe sureleriyle ilgili çevirilerde de karşımıza çıkmaktadır. Dikkat etmeden ve pasajlardaki birkaç sözcüğün öz anlamlarını, cümlenin öğelerini dikkate almadan pasaj okunur ve sadece 37-41. ayetlerde mümin kulun müşrik kişiye öğütleri dikkate alınırsa; bu zengin kişiyi sanki bizzat Allah’ın cezalandırdığı şeklinde bir anlamla karşılaşılır. Oysa ki gerçek böyle değildir. Kalem suresi 17- 33. Ayetlerde de açıkladığımız gibi; bahçeye- çiftliğe tayfun geldiği ve bahçeyi -çiftliği işe yaramaz hale getirdiği şeklinde yanlış bir anlayışı vardır. Oysaki tayfun, şiddetli rüzgârları, ilginç bulut yapıları ve sellere yol açan yağmurlarıyla olağanüstü hava olaylarından biridir. Tayfun, nokta atışı ile bir parsele; bahçeye, bir tarlaya bir çiftliğe özgü olamaz. TAYFUN BÖLGESEL OLUR. O nedenle “ طائفtaif” sözcüğünü tayfun olarak değerlendirmek akla uygun değildir. Kehf/ 32- 41 32Ve onlara, iki adamı örnek ver: Biz bunlardan birine her türlü üzümlerden iki bağ verdik ve iki bağın etrafını hurmalarla donattık. Aralarında da bir ekinlik yaptık. 33Her iki bahçe de, hiçbir şeyi eksik bırakmaksızın, ürünlerini verdiler. Aralarında da ırmak yardık/akıttık. 34Bu iki bağın sahibi için ayrıca başka gelir de vardı. Bundan dolayı bu adam arkadaşına konuşarak: “Ben, malca senden daha çok, insan sayısı bakımından da senden daha güçlüyüm” dedi. 35,36Ve bu adam, kendine haksızlık ederek bağına girdi: “Ben, bunun hiçbir zaman yok olacağını sanmıyorum. Ben Saat'in kopacağını da zannetmiyorum. Var sayalım ki Rabbime geri götürüldüm, kesinlikle orada bundan daha iyi bir sonuç bulurum” dedi. 37-41Arkadaşı konuşarak ona, “Seni topraktan, sonra bir damla sudan oluşturan, daha sonra da seni olgun insan hâline getirene mi inanmıyorsun? Fakat ben; O, benim Rabbim Allah'tır. Ve ben Rabbime kimseyi ortak koşmam. Kendi bağına girdiğin zaman: “Maşallah, lâ kuvvete illa billâh” [Allah ne isterse o olur. Allah'tan başka hiçbir güç yoktur] deseydin ya! Sen her ne kadar beni, malca ve evlatça kendinden az görüyorsan da, belki Rabbim bana, senin bağından daha hayırlısını verir. Seninkinin üstüne de YAKIN ZAMANDA gökten felaketler gönderir de senin bağ, kaygan bir toprak hâline geliverir. Yahut YAKIN ZAMANDA bağının suyu yerin dibine çekilir de bir daha onu aramaya güç yetiremezsin” dedi. وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنفَقَ فِيهَاوَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّي أَحَدًا وَلَمْ تَكُن لَّهُ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا وَأُحِيطَ بِثَمَرِهِ فَأَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلَى مَا أَنفَقَ فِيهَ 42,43Ve o iki bağ sahibi kişi, birileri tarafından serveti ile kuşatma altına alındı/ bitirildi. Bunun üzerine bağında yaptığı harcamalara karşı HEMENCECİK ellerini ovuşturmaya başladı. اوَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا Bahçe, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, وَيَقُولُ يَا لَيْتَنِي لَمْ أُشْرِكْ بِرَبِّي أَحَدًا o da “Ah ne olaydım! Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım” diyordu. وَلَمْ تَكُن لَّهُ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا O kişi için Allah'ın astlarından DÜŞMANLARINA KARŞI yardım edecek bir topluluk olmadı. Ve kendisi de öç alacak/ kendi kendine yardım edecek; DÜŞMANLARINI ALT EDECEK biri değildi.” Pasajın doğru anlaşılması, yanılgıya düşülmemesi; 42, 43. ayetlerdeki “حيط احاطة ihata” ve “ نصرة nusret” sözcükleriyle ilgili öz anlamların dikkate alınmasına bağlıdır. احطة حيطİhata احاطة حيط İhata sözcüğü “bir şeyin çevresini sarma; duvar örme, kuşatma, çevreleme demektir. Özellikle de düşmanları, suçluları imha etmek amacıyla kuşatma anlamında kullanılır. Konumuz olan ayette bu fiil “وَأُحِيطَ uhıyta (kuşatıldı)” şeklinde meçhul kalıbıyla kullanılmıştır. Ayette çiftliği kimin kuşattığı belirtilmemiştir. Sözcüğün bu kalıbına göre çiftliği kuşatan Allah değildir. Kuşatan Allah olsaydı fiil “ احطت ehattü” veya الله محيط Allahü muhıytün” diye gelmesi gerekirdi. Ayette fiil hikâye, haber olarak; “başka birilerinin çiftliği kuşattığı” şeklinde verilmiştir. b) النصرة Nusret Ayetin bu bölümünde üzerinde durulması gereken “يَنصُرُونَهُ yensuru” ve “مُنتَصِرًا müntasır” sözcükleri bulunmaktadır. Bu sözcüklerin kökü “ ن ص ر- n s r olup öz anlamı, düşmanı, yenmek için, yardım etmek demektir. وَلَمْ تَكُن لَّهُ فِئَةٌ يَنصُرُونَهُ مِن دُونِ اللَّهِ وَمَا كَانَ مُنتَصِرًا 44. ayetin “Çok geçmeden adamın ürünleri (felâketlerle) kuşatıldı. Sahibi, çardakları yere çökmüş haldeki bağı uğruna yaptığı masraflardan ötürü çırpınmaya başladı. “Ah” diyordu, “Keşke ben rabbime hiçbir şeyi ortak koşmamış olsaydım!” Ona Allah’tan başka yardım edecek yandaşları da yoktu; kendisi de (bu felâkete) engel olamadı” şeklinde; çevrilmesi; “ نصرة nusret” (ayetteki يَنصُرُونَهُ ) sözcüğünün öz anlamı dikkate alınmadan bu sözcüğe sadece “yardım etmek” anlamının verilmesinden kaynaklanmaktadır. Arap dilinde yardım, “ اعانة عونiane” ve “ نصرة nusret” sözcükleriyle ifade edilir. “ اعانةİane” geniş anlamda yardım demek iken “ نصرة nusret” özel anlamda yardım ve güçlendirme demektir. Yani “Düşmanları, hasımları ve kavgacıları yenebilmek, helak edebilmek için yapılan yardım” demektir. (TÜM LÜGATLAR VE El furuku fi-l-lügat) Ayrıca 43. Ayetin “O kişi için Allah'ın astlarından DÜŞMANLARINA KARŞI yardım edecek bir topluluk olmadı. Ve kendisi de öç alacak/kendi kendine yardım edecek; DÜŞMANLARINI ALT EDECEK biri değildi.” ifadesinden çiftliği kuşatan düşmanlarına karşı yardım edecek kimsesinin de olmadığı, kendisinin buna gücünün olmayışı açıklamasından burada aç, fakir birçok insanın bu müşrik kişinin çiftliğini yağmaladığı anlaşılıyor. Surenin 34-36. ayetlerinden anlaşıldığına göre; bu adam mal-mülk düşkünü, sürekli servet yığan, şükretmeyen nankör biridir. Bu kişi, lüks ve ihtişam içinde yaşayan; infak yapmaktan kaçınan; yoksullardan uzak yaşamaya çalışan birisidir. Bu yaşam tarzı, çevredeki garibanları kıskançlığa ve düşmanlığa sevk etmiştir. Ve içlerinden bir gurup insan, o kişinin çok güvendiği, saklamaya çalıştığı ürünleri, kazançları yağmalayıp yok edivermiştir. Ayetteki “O kişi için Allah'ın astlarından DÜŞMANLARINA KARŞI yardım edecek bir topluluk olmadı.” ifadesinden çiftliği kuşatanların; yağmalayanların bir tek kişi değil onların da birçok kişi olduğu anlaşılmaktadır. Kehf/ 32- 44-, Kalem/17- 33 ve Sebe/15- 21. ayetlerin konuları birbirine benzemektedir. Her üçü de ŞÜKÜR VE NANKÖRLERİN cezalandırılışı, helaki eksenlidir. 42,43Ve o iki bağ sahibi kişi, birileri tarafından serveti ile kuşatma altına alındı/ bitirildi. Bunun üzerine bağında yaptığı harcamalara karşı HEMENCECİK ellerini ovuşturmaya başladı. Bahçe, çardakları üzerine yıkılmış kalmıştı, o da “Ah ne olaydım! Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmasaydım” diyordu. O kişi için Allah'ın astlarından yardım edecek bir topluluk olmadı. Kendisi de öç alacak/ kendi kendine yardım edecek; DÜŞMANLARINI ALT EDECEK biri değildi.” 44İşte burada egemenlik/yardımcılık, koruyuculuk, yol göstericilik ancak hak olan Allah'a aittir. O, ödüllendirme bakımından en iyi ve kovuşturma yönünden de en iyi olandır.