(Mutahherun kimdir?)

Vakıa/75-80:

75.Artık hayır. Necmleri/her indirilmede gelen âyetlerin yerlerini/zamanlarını; inişini kanıt gösteririm ki –76.ve eğer bilirseniz bu büyük bir kanıt gösterimidir–, 77.hiç kuşkusuz o, şerefli Kur’ân’dır. 78.Saklanmış/korunmuş bir kitaptadır. 79.Ona zihinsel olarak temizlenmişlerden başkası temas edemez. 80.O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

Bu beş ayet tek bir kasem cümlesidir. O nedenle hepsini tek bir cümle olarak ifade etmek ayetlerin sağlıklı anlaşılmasını sağlayacaktır.

Şimdi de ayetleri tek tek inceleyelim:

75.Artık hayır. Necmleri/her indirilmede gelen âyetlerin yerlerini/zamanlarını; inişini kanıt gösteririm ki –76.ve eğer bilirseniz bu büyük bir kanıt gösterimidir–,

Ayette geçen “النّجوم Nücum/yıldızlar” sözcüğü ile ilgili geniş açıklamayı Necm suresinin tefsirinde vermiş idik. Kısaca buradaki “yıldızlar” ifadesi gökteki yıldızları değil “parça parça inmiş Kur’an ayetlerini” ifade ediyor. Ve Kur’an’n Allah tarafından indirildiğine, korunacağına/tahrif edilemeyeceğine yine onlar kanıt gösteriliyor. Hem de bilenler için büyük bir kanıt olmak üzere.

77.hiç kuşkusuz o, şerefli Kur’ân’dır.

Kur’an’a Rabbimizin Kerim/şerefli sıfatını verdiğini görüyoruz. Bunu bir çok yerde göreceğiz. Ayrıca Kur’an’a Rabb’imiz tarafından Aziz, Hakim, Mübin, Mecid gibi sıfatlar da verilmiştir.

78.Saklanmış/korunmuş bir kitaptadır.

Kur’an iyice korunmuş bir kitaptadır. Ki o kaybolmayacaktır, bozulmayacaktır. Bu Rabbimizin Kur’an’ı tabir caizse sigorta ettiğinin açıklanışıdır. Kur’an’ın korunduğunu, korunacağı başka yerlerde de açıklanmıştır. Örneğin: Hıcr suresi ayet 9: “Hiç şüphe yok ki o zikri biz indirdik biz. Mutlaka biz onu koruyacağız da.”, ayrıca Abese suresinde 11-16. ayetler: “Hayır… Hayır… Hiç de öyle değil! O, saygın güvenilir sefirlerin ellerinde, yüceltilmiş, tertemiz temizlenmiş değerli sayfalar içinde bir düşündürücüdür; dileyen onu düşünüp öğüt alır.”
Ayetteki, “كتاب kitab” sözcüğüne sıfat olan “مكنون Meknun” sözcüğü Kur’an’da dört yerde yer alır. Birisi konumuz olan ayettir. Diğerleri de, yine birisi Vakıa suresinin 23. ayeti, Tur suresinin 24. ve Saffat suresinin 49. ayetidir. Tur ile Vakıa suresindeki “meknun” sözcüğü “لؤلؤ inci” sözcüğüne ile sıfat tamlaması yapılmış “لؤلؤ مكنون saklanan, korunan inci” denilmiştir. Saffat suresinde ise ahirette müminlere verilecek eşlere sıfat olmuştur: “كانّهنّ بيض مكنون sanki onlar korunmuş yumurta/yumurta akı gibidirler” denilmiştir.

Bu ayetteki korunmuşluk Kur’an’ın Levh-ı Mahfuz’da saklanışı değildir. Dünyada koruma altına alınışıdır. Kur’an’ın korunması çelik kasalara saklanması, toprak altına gömülmesi suretiyle değildir. Bunun şeklini maddeler halinde veriyoruz:

Birincisi: Kur’an diğer kitaplardan farklıdır; Kur’an lafız, nazım ve içeriği itibariyle mu’cizedir. (Müddessir suresinde açıklanan 19 kodlamasını hatırlayınız) Kesinlikle sentez ve müdahale kabul etmez. O nedenle beşeri her türlü; eksiltme, artırma ve değiştirme gibi tüm müdahaleler avam tabiriyle sırıtırıverir. Hemen kendini gösteriverir. Onun mucize bir kitap oluşu şehri koruyan bir sur, bir kale mesabesinde olup onu her türlü beşeri müdaheleden korumaktadır.

İslam ve Kur’an’ın bir numaralı hasımlarından ingiliz müşteşrik/oryantalist Sir William Miur Kur’an ile ilgili uzun uzun araştırmalar yapmış, Kur’an’a herhangi bir leke sürememiş, bilim adamı sıfatının verdiği sorumluluk neticesinde, “On iki asır metninin bütün satvetini bu kadar muhafaza edebilen başka bir kitap yoktur.” demek zorunda kalmıştır.

İkincisi: Kur’an miladi altıyüzon yılında indi. Bu çağ, diğer semavi kitapların indiği çağdan farklı bir çağdır. Kur’an’ın indiği çağ İran, Roma, Yunan, Çin, Hint, Mısır medeniyetlerinin zirvede olduğu bir çağdır. Ve bu çağda Kur’an’ı sahiplenenler Musa ve İsa As.’lar dönemindeki gibi, mağdur, mazlum, zavallı, garip bir azınlık değildirler. Dünya’nın kaderine hükmeden kitlelerdir.

Üçüncüsü: Kur’an dünyanın-insanlığın en yeni Din kitabıdır. İndiği çağ insanlığın, tarihin aydınlık bir dönemidir. Peygamberi de tarihi kayıtlara doğru dürüst olarak geçmiş tek peygamberdir. Varlığında, yaşamında, kişiliğinde hiç tereddüt yoktur ve karanlık nokta yoktur. (Zerdüşt, Musa ve İsa’nın varlığını, yaşamını çoğu tarihçiler kabul etmezler.)

Dördüncüsü: Kur’an indikten sonra tüm dünyada Kur’an eksenli öğretim ve eğitim başladı. Hala devam ediyor ve edecek.

Beşincisi: Eski semavi kitaplar bir yada birkaç nüshadan ibaret ve bir mabette ruhanilerin tekelinde iken Kur’an bir zümrenin, bir kurumun tekelinde ve birkaç nüshadan ibaret değildir. Her Müslümanın evinde işyerinde, mabetlerde, kütüphanelerde, kitabevlerinde milyarlarca nüshadır. Ve her Müslüman okumak, anlamak, incelemek ve de anlatmakla görevlidir.

Altıncısı: Diğer dinlerde dînî eğitim (Din kitapları okumak), ruhânilerin tekelindedir. Kur’an’ı ise köylü kentli herkes okur, araştırır. Kur’an’a yanaşmak için özel bir kimlik ( makam mevki, akademik unvan ) kesinlikle lâzım değildir.
Yedincisi: Eski semavi kitapların nüshalarının çoğaltılması tekniği ve metodu ile Kur’an çağının teksir metotları imkanları farklıdır. Eski metotlar tahrife elverişli iken Kur’an çağının metotları buna elverişli değildir.

Sekizincisi: Kur’an’ın lafızlarındaki senfonik özellik nedeniyle milyonlarca insan zevkle, aşkla, büyük bir hazla Kur’an’ı ezberine almıştır. Her dönemde daima, Kur’an’ın tüm nüshaları kaybolsa, ezberinden Kur’an’ı yeniden mushaflaştıracak on binlerce hâfız mevcut olmuştur. Tevrat’ı ezberlemiş bir haham, İncil’i ezberlemiş bir papaz ise bilinmez. Bırakın sıradan insanları.

Dokuzuncusu: Cenabı Hakk erken dönemlerde Kur’an metinlerinin toplanıp kitaplaşması hususunda zamanın Müslümanlarını harekete geçirip Kur’an’ın mushaf/kitap şeklini almasını sağlamıştır.

79.Ona zihinsel olarak temizlenmişlerden başkası temas edemez.

Bu ayet cümle olarak 77. ayetteki “Kur’an” sözcüğünün sıfatıdır. 78. ayetteki “كتاب kitap” sözcüğünün sıfatı değildir. “Ona” zamiri 77. ayetteki “Kur’an” sözcüğüne râcidir, 78. ayetteki “kitab” sözcüğüne değil. “مطهّرون Tertemiz temizlenmişler” sözcüğü ile şirk, fitne, fesat ve cehalet (cahili yobazlık, atalar kültü) gibi manevi kirlerden kendini arındırmışlar kastedilmiştir. Ki Kur’an’dan yararlanacak kimseler Bakara suresinde (1-5. ayetler) “متّقين muttakiler” olarak açıklanmıştır.

80-O, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

80. ayette Kur’an’ın Allah tarafından indirildiği/hulul ettirildiği vurgulanmaktadır. Yani Kur’an Allah tarafından bağışlanmaktadır. Bunda peygamberin herhangi bir rolü yoktur. Kur’an’ın Allah tarafından indirilmiş olduğu Peygamberin ise onu sadece tebliğci olduğu birçok ayette vurgulanır. Bu noktaya çok yakın benzerliği olması nedeniyle aşağıdaki pasajlara yer vermekte yarar var:

Hakka/ 38-47:

38-43.Artık gördüklerinize ve görmediklerinize kasem olsun ki şüphesiz Kur’ân, şerefli bir Elçi sözüdür. Ve o, bir şair sözü değildir. –Siz ne az inanıyorsunuz!– Bir kâhin sözü de değildir. –Siz ne az düşünüyorsunuz/öğütleniyorsunuz!– Kur’ân, âlemlerin Rabbinden indirilmedir.

44-47.Eğer Elçi/Muhammed, bazı sözleri Bizim sözlerimiz olarak ortaya sürseydi, kesinlikle O’ndan tüm gücünü alırdık. Sonra O’ndan can damarını kesinlikle keserdik. Artık sizden hiç biriniz O’na siper de olamazdınız.

Tekvir/ 15-25:

15-21.Kur’ân’ı dinlememek için saklananların, kaçanların durumunu, gerçeği örtbas etmenin-cehaletin gidişini, aydınlığın- reşitliğin gelişini kanıt gösteririm ki kuşkusuz bu, güçlü, Arş’ın/en büyük tahtın sahibi’nin yanında çok değer verilen, itaat edilen, güvenilen değerli bir elçi sözüdür. 22.Arkadaşınız delirmiş/ gizli güçler tarafından desteklenen biri değildir. 23.Andolsun O, O’nu açık ufukta gördü. 24.O kimsenin görmediği, duymadığı, sezmediği, kendisine verilen vahiyler hakkında cimri de değildir. 25.Bu, kendi düşünce yetisinin ürünü olan söz de değildir.

Bunlardan başka Kur’an’ın Allah tarafından vahyedildiğini, indirildiğini/hulul ettirtildiğini açıklayan onlarca ayet mevcuttur.

Görülüyor ki piyasadaki meal ve tefsirlerde Vakıa suresinin bu pasajı özellikle de 79. ayet ile ilgili hem meal ve tefsir hatalı yapılmıştır. Bu hatalardan yola çıkarak, Kur’an’a temizlenmemişlerin (abdestsizlerin, cünüplerin, hayızlı kadınların) el süremeyeceği yani ellerine alıp okuyamayacakları fetvaları hükme bağlanmıştır. Bu fetvalar gereği olarak Müslümanlar dinlerinin kitabından uzaklaşmışlardır. Müslümanların bir cep kitabı, başucu kitabı olarak değerlendirmeleri gereken, her türlü koşullar altında yararlanmaları gereken Kur’an maalesef bir mistik ayin malzemesi durumuna getirilmiştir. Özel zamanlarda belli koşullarda belirli kişilerce okunur hale gelmiştir. Kur’an’ı, dinlerinin kitabı sayanların yüzde doksandokuzu kitaplarının içinde ne yazdığını bilmez olmuşlardır. Bunların bedeli ise bu gün çok ağır ödenmektedir.

Bu kadar çok önemi haiz olması nedeniyle 79. ayet ile ilgili hem teknik yönünden hem de Kur’an ile açıklanması açısından biraz detaya girmek zorunluluğunu görüyoruz. Şöyle ki:

-79. ayet müstekıl bir cümle değildir. 77. ayetteki “Kur’an” sözcüğünün sıfatıdır.

-Cümle emir ve yasak ifade eden “İnşa Cümlesi” değil bilgi veren “Haber Cümlesi’dir.

– Ayetteki “لايمسّه layemessühü” olumsuz fiiline “el süremez, dokunamaz” şeklinde bileşik fiil manası vermek yanlıştır. (“süremez”in aslı “sürebilmez”; “dokunamaz”ın aslı da “dokunabilmez”dir.) “Nefy-i istikbal” kalıbının böyle bir anlamı olmaz. Doğru anlam “dokunmaz, el sürmez” şeklinde olmalıdır. Piyasadaki meallerdeki “dokunamaz, el süremez” ifadeleri yanlıştır.
-”المطهّرون Mutahherun” ile “abdest almışlar”, “dokunmak” ile de “el ile dokunma, ele alma” kastedilmemiştir.

Bu ayetin iki sözcüğü üzerinde iyice durulması gerekir. Birincisi; “لايمسّه La yemessühü’ ikincisi de “المطهّرون Mutahherun” sözcüğüdür.

Birinci sözcük: مسّ Mess; لايمسّه layemessühü:

“مسّ Mess” sözcüğünün lügat anlamı, “değmek, dokunmak ve yapışmak” demektir. Bu sözcük istiare yoluyla “جنون delilik” anlamında (Bakara 275; Kamer 48) ve “cinsel ilişki” anlamında (Bakara 236, 237; Ahzab 49; Al-i Imran 47, Meryem 20, Mücadele 3,4) da kullanılmıştır.

Kur’an’da “Mess” ve türevlerinin kullanımına bakacak olursak el ile dokunma olarak değil soyut olarak yapışmak, ilişki kurmak, kuşatmak anlamlarıyla kullanıldığını görürüz. Bu sözcüğün farklı türevleriyle geçtiği birçok ayet vardır. Biz bunların bazılarını burada mealden gösterelim diğerlerinin de yerlerini belirtiyoruz ki dileyen tetkik etsin.

Ali ımran/ 140.

140,141.Eğer size bir yara değmişse, o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. Ve işte o günler; Biz onları, Allah’ın sizden iman eden kimseleri bilmesi ve sizden şâhitler edinmesi, Allah’ın iman eden kimseleri arındırması, kâfirleri; Kendisinin ilâhlığını, rabliğini bilerek reddedenleride mahvetmesi için insanlar arasında döndürür dururuz. Ve Allah, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanları sevmez.

A’raf/ 95:

94,95.Biz hangi kente bir peygamber gönderdiysek, onun halkını kesinlikle yalvarıp yakarsınlar diye yoksulluk ve darlıkla yakaladık. Sonra kötülüğün yerini iyiliğe değiştirdik; sonunda çoğaldılar ve “Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu” dediler. Bunun üzerine onları hemen, onlar hiç farkında değillerken ansızın yakalayıverdik.

Yunus/12:

12.Ve insana sıkıntı dokunduğu zaman, yan yatarken, otururken, dikilirken Bize kesinlikle yalvarır. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi de sanki kendisine dokunan o sıkıntı için Bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçip gider. Sınırı aşanlara yaptıkları şeyler işte böyle süslenmiştir.

Bakara/ 214:

214.Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hâli size gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara yoksulluklar, sıkıntılar dokundu ve sarsıldılar; hatta elçi ve beraberinde iman edenler, “Allah’ın yardımı ne zaman?” derlerdi. –Dikkat edin! Gerçekten Allah’ın yardımı pek yakındır.–

Yusuf/ 88:

88.Sonra Yûsuf’un huzuruna girince, dediler ki: “Ey Aziz! Bize ve ehlimize sıkıntı dokundu. Ve biz az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek ver. Ve bize sadaka da ver. Şüphesiz Allah sadaka verenlere karşılıklar verir.”

Hıcr/ 54.

İsra/ 83:

Meariç/ 20, 21:

Ali Imran/ 120:

120.Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider ve eğer size bir kötülük isabet etse onunla sevinirler. Ve eğer sabreder ve Allah’ın koruması altına girerseniz, onların hileleri size hiçbir şekilde zarar vermez. Şüphesiz Allah onları kendi yaptıkları şeylerle kuşatmıştır

Hud/ 113:

En’am/ 17:

17.Ve eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa, onu Kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer O, sana bir hayır dokundursa da kuşkusuz O, her şeye gücü yetendir

Ya Sin/ 18:

En’am/ 49:

49.Âyetlerimizi yalanlayanlara da, yapmakta oldukları hak yoldan çıkışlar yüzünden azap dokunacaktır.

Diğerleri: Rum 33; Zümer 8, 49; Hud 10, 47, 64; Fussılet 49-51; Yunus 21; Enbiya 46; Enfal 68; Nahl 53; İsra 68; Nur 14, 35: Araf 188; Enbiya 83; Sad 41; Yunus 12, 107; Araf 73, 201; Bakara 80; Al-i Imran 24, 174; Şuara 156; Meryem 45; Maide 73; Fatır 35; Hıcr 48; Zümer 61.

Ayetlerde altı çizili sözcüklere dikkat edersek bunların anlamlarının “el dokunması” olarak ifadesi imkansızdır. Bu dokunuş Yani; azabın, yaranın, sevincin, sıkıntının, ihtiyarlığın, hayrın, iyiliğin, ayetin dokunması el ile dokunma değildir. Mecazi dokunmadır; bulaşmaktır, ilişki kurmaktır, içine düşmektir….
Konumuz ayetteki “?/dokunmazlar” ifadesinden de “el sürmezler” anlamını değil; “münasebet kurmazlar, ilişkiye geçmezler, istifade etmezler, ulaşmazlar” anlamını çıkarmamız gerekir.

İkinci sözcük: المطهّرون Mutahherun.

Ayetteki “المطهّرون mutahherun” sözcüğü “طهر tahr, tuhr” sözcüklerinin mezidatındandır. Sözcüğün sülasi/üç harfli kök anlamı “temiz olmak” demektir. Bizim konumuz olan sözcük “طهر thr” sözcüğünün ortadaki harfi tekrar edilmek suretiyle dört harf haline getirilmiş bir sözcüktür. Biz buna Arapça dil bilgisinde “تفعيل Tef’îl Bab’ı” diyoruz. İşte konumuz olan “Mutahherun” sözcüğü “تطهير Tethîr” kökünden türetilmiş İsm-i meful kalıbıdır. Çoğuldur ve müzekker/erildir. “تطهير Tethîr” sözcüğünün anlamı “iyice arıtmak ve iyice temizlemek yani tertemiz yapmak” demektir. Konumuz olan “mutahherun” sözcüğünün anlamı ise “iyice arınmış olanlar, tertemiz temizlenmiş olanlar” demektir.

Kur’an’a baktığımız “thr” sözcüğünün Tefîl babı türevlerinin hepsini (on yedi kez) maddi kirlerden temizleme anlamında değil de tenezzüh, tenzih etme; “manevi kirlerden arıtma ve tertemiz etme” anlamında kullanıldığını görüyoruz. (“طهر الاطّهار Tahr, Tuhr ve el ittihar” köklerinden gelen sözcükler maddi temizlik anlamındadır.)

Taharet ile ilgili Tef’îl babından gelen sözcüklerin yer aldığı ayetler:

Tevbe/ 103:

103.Onların mallarından sadaka al ki, sadaka ile kendilerini temizlersin ve arındırırsın. Bir de onlara destek ol. Şüphesiz senin desteğin onlar için bir huzurdur. Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir.

Maide/ 6:

6.Ey iman etmiş kişiler! Salâta [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumlarına] doğru kalktığınız/toplum içine çıktığınız zaman, hemen yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı ve iki topuğa kadar ayaklarınızı el ile silin. Ve eğer cünüp/aşırı şehvet nedeniyle aklınız başında olmayacak durumda iseniz temizlik üstüne temizlik yapın [cinsel ilişkiye girin, orgazm olun ve yıkanın]. Ve eğer hasta iseniz yahut yolculukta iseniz yahut sizden birisi tuvaletten gelmişse yahut kadınlarla temaslaştıysanız/cinsel ilişkiye girdiyseniz, sonra da su bulamamışsanız, hemen temiz bir toprağa yönelin. Sonra da temiz topraktan yüzlerinizi ve ellerinizi el ile silin. Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez, fakat sizi temizlemek ve kendinize verilen nimetlerin karşılığını ödemeniz için üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister.

Maide/ 41:

41.Ey Elçi! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık” diyen kimseler ve Yahudileşmişlerden, durmadan yalana kulak veren ve sana gelmeyen kimseler için dinleyen/ casusluk eden, küfür; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedişiçinde koşuşan şu kimseler seni üzmesin. Onlar, kelimeyi yerlerinden kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah, bir kimseyi dinden çıkma ateşine düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve âhirette onlara çok büyük bir azap vardır.

Enfal/ 11:

11.Hani Rabbiniz, yine Kendi katından bir güven olarak bir uyku sardırıyordu. Sizi kendisiyle temizlemek, kötü niyetli kişinin pisliğini/zararını sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize bir su indiriyordu

Ahzap/ 33:

32-34.Ey Peygamber’in kadınları! Siz kadınlardan herhangi biri değilsiniz; eğer Allah’ın koruması altına giriyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki sonra kalbinde hastalık bulunan; zihniyeti bozuk kimse tamah eder. Sözü örfe uygun/ herkesçe kabul gören bir şekilde söyleyin. Evlerinizde vakarlı olun, ilk cahiliyet gösterişi hâlinde gösteriş yapmayın, salâtı ikame edin [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun-ayakta tutun], zekâtı/vergiyi verin, Allah’a ve Elçisi’ne itaat edin. –Ey ehli beyt! Gerçekten Allah, sizden kiri gidermek ve sizi temizlemek ister.– Ve evlerinizde okunmakta olan Allah’ın âyetlerini ve haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri hatırlayın. Hiç şüphesiz Allah, çok lütfedicidir, gizliyi bilendir, her şeyin iç yüzünü, gizli taraflarını da iyi bilendir.

Hacc/ 26:

26-29.Ve hani Biz bir zamanlar, “Sakın Bana hiçbir şeyi ortak koşma; dolaşanlar, orada haksızlığa baş kaldıranlar, Allah’ı birleyenler, boyun eğip teslimiyet gösterenler için evimi tertemiz et, kendilerine ait birtakım menfaatlere tanık olmaları ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerinde, belli günlerde O’nun adını anmaları için insanlar arasında ilâhiyat eğitim-öğretimi verileceğini duyur. Yürüyerek veya yorgun düşmüş binekler üstünde her derin vadiyi aşarak sana gelsinler! Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Eski evde/özgür evde/Ka‘be’de dolaşsınlar” diye, o evin/Ka‘be’nin yerini, İbrâhîm için hazırlamıştık. –Siz de onlardan yiyin ve zorluk çeken fakiri doyurun.–

Müddessir/ 4:

4.kişiliğini lekeleme; temiz tut, şaibeden hemen uzaklaş,

Bakara/ 125:

125.Ve Biz, bir zaman bu Beyt’i/ilk yapılan okulu, insanlar için bir sevap kazanma/ dönüş yeri ve bir güven yeri yapmıştık. –Siz de İbrâhîm’in görev yaptığı yerden bir salât yeri [mâlî yönden ve zihinsel açıdan desteğin; toplumun aydınlatılmasının gerçekleştirileceği bir yer] edinin.– Ve Biz, İbrâhîm ile İsmâîl’e, “Beytimi, dolaşanlar, ibâdete kapananlar ve boyun eğip teslimiyet gösterenler, Allah’ı birleyenler için tertemiz tutun” diye ahit almıştık.

Al-i Imran/ 55:

55-57.Hani Allah: “Ey Îsâ! Şüphesiz ki Ben seni geçmişte yaptıklarını ve yapman gerekirken yapmadıklarını bir bir hatırlattırıcıyım/öldürücüyüm, seni Kendime yükselticiyim ve seni kâfirlerden; Benim ilâhlığımı ve rabliğimi bilerek reddedenkimselerden temizleyiciyim. Ve de sana uyan kimseleri, kıyâmete kadar kâfirlerin; Benim ilâhlığımı, rabliğimi bilerek reddedeno kişilerin üstünde tutucuyum. Sonra dönüşünüz yalnızca Bana’dır. Sonra da ayrılığa düştüğünüz şeylerde aranızda hükmedeceğim. Kâfirlere; Benim ilâhlığımı ve rabliğimi bilerek reddedenşu kimselere gelince de, onlara dünyada ve âhirette şiddetli bir azapla azap edeceğim. Onlar için yardımcılardan bir şey de olmayacaktır. İman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimselere gelince de, Allah, onların ödüllerini tastamam ödeyecektir. Ve Allah, şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapanları sevmez” demişti.

Bakara/ 25:

25.İnanmış ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimselere de, “Şüphesiz kendileri için altlarından ırmaklar akan cennetlerin olduğunu” müjdele. Onlar, oradaki herhangi bir meyveden her rızıklandırılışlarında, “Bu, bizim daha önce rızıklandığımız şeydir” derler. Ve onlara onun benzeşenleri verildi. Orada çok temiz eşler de yalnızca onlarındır. Ve onlar, orada sürekli kalanlardır.

Al-i Imran/ 16:

15-17.De ki: “Size bundan daha hayırlı olanı bildireyim mi? Allah’ın koruması altına girmiş; “Rabbimiz! Şüphesiz biz inandık, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi Ateş’in azabından koru!” diyen, sabreden; direnç gösteren, doğru olan, sürekli saygıda duran, Allah yolunda harcamada bulunan ve seherlerde bağışlanma dileyen kişiler için Rablerinin katında, içinde temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler, tertemiz eşler ve Allah’tan hoşnutluk vardır. Ve Allah, kulları en iyi görendir.

Nisa/ 57:

57.Ve iman eden ve düzeltmeye yönelik işler yapanları, içinde sonsuz olarak kalmak üzere, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz [kin gütmeyen, kıskançlık duymayan] eşler vardır. Ve onları, koyu bir gölgeliğe girdireceğiz.

Al-i Imran/ 42:

42,43.Ve hani haberci âyetler. “Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni tertemiz biri yaptı ve seni âlemlerin kadınlarına seçti. Ey Meryem! Rabbine saygılı ol, O’na boyun eğip teslimiyet göster ve Allah’ı birleyen erkeklerle beraber sen de Allah’ı birle!” demişlerdi.

Abese/ 14:

11-16.Kesinlikle onların düşündüğü gibi değil! Kur’ân, değerli sayfalar içinde, yüceltilmiş, tertemiz temizlenmiş, saygın, iyi yazıcıların ellerinde bir düşündürücüdür. Dileyen onu düşünüp öğüt alır.

Beyyine/ 2:

1-3.Kitap Ehlinden ve ortak koşanlardan küfretmiş; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan şu kimseler, kendilerine açık delil; içinde tertemiz/sapasağlam yazgılar bulunan, tertemiz sayfaları okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir elçi gelinceye kadar serbest bırakılmadılar, gözden çıkarılmadılar.

Görüldüğü gibi bu ayetledeki “تطهير tertemiz temizlemek”, “مطهّر tertemiz temizlenmiş” ifadelerinin hiç birisi maddi kirlerden temizleme anlamında değil, şirk, küfür ve günah gibi manevi kirlerden temizleme ve temizlenmedir. Zaten Rabb’imiz müşrikleri neces/pislik olarak nitelemiyor mu? Aklını kullanmayanları pislik içinde bırakacağını, imanlarını kirletmeyenlerin kurtuluşa ereceklerini bildirmiyor mu?

Tevbe/ 28:

28.Ey iman eden kimseler! Ortak koşan bu kimseler sadece bir pisliktirler. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan/onların uzaklaşmasıyla kazanç kaybına uğramaktan korktuysanız da Allah sizi dilediğinde armağanlar ile yakında zenginleştirecektir. Şüphesiz Allah en iyi bilen, en iyi yasa koyandır.

Yunus/ 100:

100.Allah’ın izni/ bilgisi olmaksızın, hiç kimse için iman etme yoktur. Ve Allah, kirliliği/azabı aklını kullanmayanların üzerine bırakır.

En’am/ 82:

82.Şu iman edenler ve imanlarına yanlış; kendi zararlarına olan iş giydirmeyenler/ ortak koşma inancı karıştırmayanlar, işte onlar, güven kendilerinin olanlardır. Kılavuzlandıkları doğru yolu bulanlar da onlardır.

Bu ayetler ışığında anlıyoruz ki, Vakıa suresi 79. ayette yer alan “Dokunma”, “el sürmek” değil “ilişki kurmak, yararlanmaktır”, “tertemiz temizlenmişler”, de manevi kirlerden; “şirkten, cehaletten, tutuculuktan temizlenmiş” olanlardır.

Meşhur Kur’an ıstılahları uzmanı Ragıb el İsfehani Müfredat adlı ünlü eserinde konumuz olan ayeti “Thr” maddesinde aynen şu ibare ile açıklamıştır: “اى إنّه لايبلغ حقائق معرفته إلا من طهّر نفسه وتنقّى من درن الفساد” Anlamı: ” Kesinlikle, Kur’an marifetinin/malumatlarının gerçeklerine ancak nefsini iyice temizleyen ve fesat kirlerini paklayan kişi ulaşır.” . (Müfredat Darülmarifet/Beyrut; S. 307-308)

 Hakkı YILMAZ