Nikâh/evlenmek konusunu işlerken değinmek zorunda olduğumuz ayrıntılardan birisi de Mut’a Nikâhı’dır. Zira tarih içinde unutulup gitmesi gereken İslâm öncesi bir uygulama olan Mut’a Nikâhı belirli çevrelerce güncelleştirildi. Müslümanlar ise bu konuda yeterince bilgili değillerdir. İslâm dinine akımın çoğaldığı dönemlerde İslâm’i hareketin önüne set çekmeye gücü yetmeyenler İslâm ilkelerini yozlaştırma yoluna başvururlar. Bu konuda çok mahirdirler. Çok da başarılı olmaktadırlar.
Tüm dünya insanlığının, kapitalizm, sosyalizm vs. gibi düzenler nedeniyle hüsranda, bunalımda olduğu çağımızda akıllı kimselerin özellikle de gençlerin İslâm’a duydukları meyli, yaklaşımı hazmedemeyen şeytanın avânesi ister istemez onlara İslâm diye İslâm olmayan nesneleri empoze etme yoluna gitmektedirler. Ve onları en can alıcı noktalarından vurmaktadırlar. O nokta da şehvet duygusu noktasıdır. Ki bu konu onların hoşlarına da gidip bu surette İslâm dışı öğretilerle sahte ve zararlı bir Müslüman tipi oluşmaktadır.

Güncelleşmiş bu konuyu öz olarak tanıtmayı burada uygun görüyoruz.

“Mut’a” sözcüğü, dilimizde “faydalanmak, kâr elde etmek, çıkar sağlamak” anlamında kullandığımız “temettu” sözcüğüyle aynı kökten türeyen ve aynı anlamı taşıyan bir sözcüktür.

“Mut’a Nikâhı” da kısaca “kâr, çıkar amacıyla yapılan nikâh anlamına gelir. Ama Fıkıh tabiriyle, “Ücret karşılığı bir süre için yapılan nikâhtır/evliliktir.” Şia’nın tabiriyle de “Belirli ücret karşılığı belirli süre için kadın kiralamaktır.” Hani “Rent a car = Araba kiralama” firmaları var ya işte öyle. Bu da “Rent a karı= Karı kiralama”(!)

Bu nikâhta normal nikâh şartları; mehir, nafaka, nesep, ünsiyet, veraset, talak/boşanma, iddet söz konusu olmaz. Süre biter her şey biter (sen sağ ben selamet). (Bu gün bunu kabul edecek herhangi akıllı bir kadının olabileceğini düşünemiyorum. O çağlardaki kadınlar bilgisiz, görgüsüz, aç ve sefil idiler. Bu gün bunu yapacak kadın çıkıyorsa ya aklı yoktur ya da birileri tarafından Allah Ve Rasülüllah malzeme yapılarak o kadının beyni yıkanmıştır.)

Mut’a Nikâhı İslâm öncesi Arap kültürüne ait bir nikâh çeşididir.

İslâm dininin niye geldiğini, Kur’ân’ın niye indiğini, Rasülüllah’ın niye gönderildiğini biliyorsunuz. İslam öncesi Arapların vahşetini, cehaletlerinin her alandaki boyutunu anlatmamızın gereği yok. Bunu çeşitli vesilelerle öğrenmiş idik. Arapların kadın hakları, âile düzenleri konularında da insanlığın aleyhine birçok uygulamaları var idi. Bu gayri insani, gayri vicdani uygulamalardan bir tanesi de Mut’a Nikâhı idi. Konuyu biraz derine indirelim.

Hz. Ayşe şöyle haber vermiştir:

“Cahiliyet zamanında nikâh dört çeşitti. Bunlardan birisi, bu gün insanların yapmakta oldukları nikâhtır. Şöyle ki: Erkek, diğer bir erkekten velâyetindeki kadını yahut kızını ister, akabinde o kadının mehrini tayin edip miktarını belirler. Sonra da o kadını nikâh eder.

Diğer bir nikâh şekli şudur: Erkek, kendi karısı hayızından temizlendiği zaman karısına: Kendini filan kimseye gönder de, ondan seninle cinsel ilişki yapmasını iste! Der. Ve kadının o cinsel ilişki yapmasını istediği erkekten gebe kaldığı anlaşılıncaya kadar, kocası asla kadınına dokunmayıp, ondan ayrı durur. Kadının gebeliği belirince, kendi kocası isterse o gebe kadınla cima eder. Kocası bu başka erkekle cinsel ilişki kurma işini ancak çocuğun necipliğine, asaletine rağbet ettiği için yapar. İşte bu nikâh, “Nikâh-ül İstibzâ’” (yani başkasından cinsi münasebet isteme) olur.

Diğer bir nikâh şekli de şudur: On kişiden az bir cemaat toplanırlar da bunların hepsi bir kadının yanına giderler ve her biri ayrı ayrı kadınla cima eder. Neticede kadın bundan gebe kalıp da doğurduğu ve doğumdan birkaç gece geçtiği zaman o erkeklere haber gönderir. Artık o erkeklerden hiçbiri gelmemezlik edemez. Nihâyet hepsi kadının yanında toplanırlar. Kadın onlara hitaben:
-İşinizden meydana gelip de doğurmuş bulunduğum çocuğu tanıdınız. Bu çocuk, senin çocuğundur ey filan! der.

Ve kadın, onlardan arzu ettiği kimsenin adını söyler. Böylece kadının çocuğu, o adamın nesebine katılır. İsmini söylediği o erkek, bu çocuktan çekinmeye, yani onu kabul etmemeye muktedir olamaz.

Dördüncü nikâh çeşidi şöyledir: Birçok insanlar toplanırlar da bir kadının yanına girerler. O kadının yanına giren erkeklerden hiç biri çekinmez. Bu kadınlar bir takım fahişelerdir ki, bunlar kendi kapıları üzerine bir alamet olsun diye birer bayrak dikerlerdi. Artık kim isterse bu bayraklı kadınların yanına girer. Bunlardan biri gebe kalıp da çocuğu doğurduğu zaman, o erkekler kadın için toplanırlar ve kendileri için birkaç kâif, yani iz sürmekte hünerli kimseler çağırırlar. Sonra bu kâifler o kadının çocuğunu, karar verdikleri kimsenin nesebine katarlar. Böylece çocuk onun soyuna katılır ve o şahsın çocuğu diye çağrılır. O zat bundan çekinemez.

Nihâyet Muhammed hak ile peygamber gönderilince insanların bu günkü nikâhı müstesna olmak üzere, bu cahiliyet nikâhlarının hepsini kaldırdı.”
(Sahih-i Buhârî Nikâh 60, Ebu Davud Talak 33)

Ayşe validemizden gelen bu rivâyeti şerh eden şârihler ve tarih araştırmacıları İslâm öncesinde câhil Araplar arasında tam yedi çeşit nikâh olduğunu bildirmektedirler. (İbn-i Hacer, Fethu-l Bâri 11.88)

Bunlar:

1- Bu günkü uygulanan nikâha yakın, kadının velisinden istenmesiyle, karşılıklı rızadan sonra mehir ödenerek yapılan müebbed nikâh.

2- Mut’a Nikâhı (Yukarıda tarif etmiştik)

3- İstibza nikâhı: Daha asaletli bir nesil elde etmek için, erkeğin hanımını, hayız halinden çıkınca, hamile kalması için bir başka erkeğe göndermesidir. Kadın hamile kalıncaya kadar, kocası ona temasta bulunmazdı.

4- Bedel nikâhı: Bu, iki erkeğin hanımlarını karşılıklı olarak değiştirmeleridir.

5- Hıdn nikâhı: Bu, kadınların gizlice dost edinmeleri şeklinde hasıl olan nikâhtır. Kur’ân’ı Kerim bu çeşit haram münasebete Nisa suresinin 25. ve Maide suresinin 5. âyetinde değinir.

6- Fahişeliği meslek yapan ve bunu kapısına diktiği bayrakla ilan eden kadınların nikâhı: çocuk sahibi olduğu takdirde kendisine temas eden erkekleri toplar, getirilen bir Kâif’in hükmüyle onlardan birisini baba tayin ederdi. (Kâif: Nesep tespiti yapabilen bilirkişi demektir. Şimdiki DNA tespiti yapıldığı gibi, o zaman da bu işi alelusul yapanlar varmış.)

7- On kişiden az bir grup, kadınla, sırayla temasta bulunur, hamilelik halinde kadın bunları çağırır, en ziyade hoşuna gideni baba ilan eder, erkek buna itiraz edemezdi.

“Görüyorsunuz, insanlık neler yaşamış. Rasülünü bizlere gönderip de bu rezilliklerden, karanlıklardan bizleri izzetlere ve aydınlığa çıkaran yüce Rabbimize sonsuz hamd ve şükürler olsun!)

Peygamberimiz Mut’a Nikâhı’na izin verdi mi?

Evet, Peygamberimiz iki defa bu nikâha izin vermiştir. Rivâyetleri sunuyoruz:

Rivâyet 1:

İbn-ü Mes’ûd anlatıyor:

“Biz Rasülüllah ile birlikte gazveye çıkmıştık. Beraberimizde kadın yoktu. “Husyelerimizi aldırmayalım mı?” diye sorduk. Bizi bundan yasakladı, sonra da muvakkat istifade hususunda bize ruhsat tanıdı. Herhangi birimiz, bir elbise mukabilinde kadınla, bir müddet için nikâh yapıyorduk.”
(Buhârî,Tefsir, Maide 9, Nikâh 6, 8)

Rivâyet 2:

Seleme İbn-ül Ekvâ anlatıyor:

“Rasülüllah Evtas Gazvesi yılında Mut’a’ya ruhsat verdi. Sonra da onu yasakladı.”

(Buhârî, Nikâh 31)

Rivâyet 3:

İbn-ü Abbas anlatıyor:

“İslam’ın evvelinde Mut’a vardı. Kişi yabancı bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikâh yapardı. Kadın böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: “Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar” (Mü’minun suresi âyet 6) âyeti ininceye kadar devam etti. Bu âyet gelince Mut’a haram ilan edildi”

                                                                     (Tirmizi, Nikâh 28)

Rivâyet 4:

Muhammed İbn-ül Hanefiyye anlatıyor:

“Hz. Ali, İbn-ü Abbas’a dedi ki: “Rasülüllah Hayber gazvesi günü, kadınlarla Mut’a’yı, ehli eşek etlerinin yenmesini yasakladı.”

(Buhârî Nikâh 31)

Rivâyetleri gördünüz. Buna benzer daha birçok rivâyet söz konusu. Olay sabit. Rasülüllah efendimiz Mut’a Nikâhı’nın uygulanmasına iki sefer fırsat vermiş. Peki sonrası?

Mut’a Nikâhı’nın yasaklanması:

Kur’ân’ımızın defaten bir kerede toplu olarak inmediğini ve bunun için de dinimizdeki haram-helal hükümlerin hepsinin bir kerede ortaya konulmadığını biliyorsunuz. Bu husus Kur’ân’ımızda şöyle yer alır.

Furkan/ 32, 33:

32.Kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Kur’ân o’na bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz, onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz, onu tane tane/ birbirine karıştırmadan vahyettik.

33.Onların sana getirdikleri her bir sorunda Biz kesinlikle sana hakkı ve en güzel açıklamayı getirmişizdir.

Görüyorsunuz Allah’ın hükümleri birer birer gönüllere yerleşsin, gönüllerde tek tek pekleşsin diye ve de çıkan her problem tek tek çözülsün diye Kur’ân tam yirmi üç senede parça parça inmiştir.

Hakkında henüz vahy gelmeyen konularda, eski kültürel uygulamalar Allah nimetini tamamlayana kadar devam etmiştir. Bazı yerlerde Rasülüllah haram etti-helal etti gibi ifadeler görüyorsak da bunlar kesinlikle doğru değildir. Rasülüllah’ın teşri/yasama yetkisi yoktur, icra/yürütme yetkisi vardır. O, hiçbir şeyi haram yada helal edemez. Ancak Allah’ın haram veya helal ettiğini uygular ve tebliğ eder.
İşte Rasülüllah’ın izin verdiği bu Mut’a Nikâhları da henüz İslâmî ilkeler oluşmadan evvel cereyan etmiştir. Yapacağı bir şey yoktu. Bunun daha başka örnekleri de vardır. Zina hükümlerini düzenleyen Nur suresinin 2. ve 3. âyetleri gelip, zina cezası belirlenmeden evvel Ehlikitap kültürüne göre zinaya recm uygulamıştır. Vahy geldikten sonra vahydeki ilkeler uygulanmaya başlamıştır. 
İşte Mut’a Nikâhı’na izin verme olayı da bunlar gibi bir uygulamalardır. Cahili kültürün henüz temizlenmediği bir zamanda uygulanmıştır.

Şimdi yukarıda izin konusundaki şu rivâyete tekrar bir göz atalım:

İbn-ü Abbas anlatıyor:

“İslam’ın evvelinde Mut’a vardı. Kişi yabancı bir beldeye gelince, oradan yerli bir kadınla, orada kalacağını tahmin ettiği müddet miktarınca nikâh yapardı. Kadın böylece onun eşyasını muhafaza eder, gerekli işlerini görürdü. Bu hal: “Onlar namuslarını korurlar. Ancak hanımlarına ve cariyelerine karşı müstesna, bunlarla olan yakınlıklarından dolayı kınanmazlar” (Mü’minun suresi âyet 6) âyeti ininceye kadar devam etti. Bu âyet gelince mut’a haram ilan edildi”

(Tirmizi, Nikâh 28)

Sebre İbn-ü Ma’bed el Cühenî anlatıyor:

“Rasülüllah şöyle buyurdular: “Ey insanlar! Ben sizin kadınlarla Mut’a yapmanıza izin vermiştim. Şimdi Allah Teâlâ hazretleri, onu kıyamet gününe kadar haram etmiş bulunmaktadır. Öyleyse, kimin yanında böyle nikâhlı bir kadın varsa, artık ona yol versin. Onlara ücret olarak verdiklerinizden herhangi bir şey geri almayın.”
(Müslim, Nikâh 21)

Ebu Hüreyre anlatıyor:

“Mut’a’yı talak, iddet ve miras (ile ilgili ilahi hükümler) haram kılmıştır.”

(Darukutni, 3,259.)

İbn-i Mes’ud şöyle demiştir:

“Mut’a mensuhtur. Onu İslâm’ın getirdiği talak, mehir, iddet ve miras hükümleri neshetmiştir.”
(Beyhaki, es- Sünen-ü Kübra 7/207)

İbn-i Hibban bu rivâyeti İbn-i Mes’ud’un değil direkt Rasülülah’ın sözü olarak nakleder.

Bu rivâyetler hiçbir yoruma ve açıklamaya meydan vermeden konumuzu aydınlatır sanıyorum.

Mut’a Nikâhı’nın sakıncaları:

Mut’a Nikâhı, kadının cinsiyetine, cibilliyetine, kişiliğine, duygularına ve onuruna yapılan bir saldırıdır. Onu insanlıktan alıp alınan satılan, kiralanan bir meta durumuna düşürmektedir. İslam böyle bir rezilliğe hem cevaz hem de fırsat vermez.
Zaten aklı başında olan bir kimse özellikle de kadın böyle bir rezaletin parçası olmaz.

Dinimiz çocukları değerli birer emanet olarak görür. Onlara ihanet edilmemesini, onların sağlıklı, eğitimli olarak yetiştirmeyi emreder. Mut’a Nikâhı’ndan doğan çocukların heder olması; sağlıklı büyümeleri, öğretim ve eğitimlerinin sağlanması mümkün olmaz. Çünkü kiralık kadından doğan çocuğa kimse sahip çıkmaz. Doğurana ve topluma bela olurlar. Hele bir de çocukların kız olduğunu farz edersek onların akıbetlerinin ne olabileceğini siz düşünün artık.

Mut’a Nikâhı sonrasında dinimizde haram edilen, nikâhla ilgili birçok mahzurun doğması muhtemeldir. Mesela: birisi gidip babasının Mut’a Nikâhı yaptığıyla evlenebilir. Kız kardeşiyle evlenebilir, halasıyla, teyzesiyle evlenebilir. Bu olasılıkları uzatabiliriz.

Mut’a Nikâhı sonrasında miras hukuku uygulanamaz. Varis ve muris tespiti mümkün olmaz.

Mut’a Nikâhına cevaz verenlerin delilleri:

Açıkça iyi niyetli olmadıklarını söyleyebileceğimiz birileri geçmişten bu yana Mut’a Nikâhı ile İslâm ümmeti arasına fitne çıkarabilmenin yollarını aramışlardır. Tabii sömürüldükten sonra aklı başına gelenler suçu İslâm dinine yükleyeceklerdi. Böylece akılları sıra İslâm dinini, böyle insanlıkla ve insanlık onuru ile ilgisi olmayan uygulama yüzünden gözden düşürmek mümkün olabilirdi.

İşte bunların kullandığı delilleri burada kısaca açıklamakta fayda var.

1-İbni Mes’ud’a nispet edilen bir kıraatte Nisa suresinin 24. âyetinin “femastemte’tüm bihi minhünne fâtühünne ücürehünne… O halde onlardan nimetlendiklerinizin mehirlerini onlara verin. …” âyetinde “ila ecelin= belirlenen müddet kadar” ibaresi de varmış. Ve bu Mut’a Nikâhı’nı ifade etmekteymiş.

Böyle bir ifade ve nakil hiçbir Sünnî kaynakta yoktur. Ayrıca böyle bir ibarenin varlığı âyetin cümle yapısını etkiler. Âyette anlam bozuklukları meydana getirir (Ayrıntı tefsirlerde olduğu gibi isteyen olursa kendilerine teknik bilgi veririz. Burada teknik ayrıntı yersiz olur.).

Böyle bir delil ile ortaya çıkıp İslâm’da Mut’a Nikâhı vardır demek Kur’ân’nın nikâh, miras, iddet ve talak hükümlerine yüz dönmektir.
2-Sahabeden gelen eksik nakiller: Sahabe ve tabiinden herkes gördüklerini duyduklarını imkanları ölçülerinde başkalarına aktarmışlar. Bunlar aktardıklarının dini bir kaynak olacağını bilemezlerdi. O nedenle nakillerinde konunun ayrıntılarına girmemişlerdir. Bu yüzden de birbiriyle çelişen nakilleri söz konusudur. Mesela, İbn-i Abbas ile ilgili bir konuda üç-beş rivâyet söz konusu olabilmektedir. Mut’a ile ilgili de tutarsız birçok rivâyet vardır. Araştırmacılar, bunların krıtiğini yapan bilginler bu konudan yeterli derecede haberlerinin olmadığından kaynaklanmış olduğunu bildirirler. O günkü iletişim araçları bu günkü gibi hızlı ve yaygın olmadığından sahabenin birçoğunun İslâmi hükümleri yıllar sonra öğrenmiş olduğunu açıklar ve bunu örneklendirirler.

1-Mut’a Nikâhı’nın Allah tarafından değil de Halife Ömer tarafından yasaklandığı iddiası:

Bazı rivâyetlerde  Halife  Ömer Mut’a Nikâhı’nı yasakladı” gibi nakiller vardır. Mesela:

…. Cabir anlatıyor:

“Rasülüllah ve Hz. Ebu Bekr zamanlarında bir avuç hurma ve un mukabilinde birkaç gün boyu devam eden Mut’a Nikâhı yapardık bu hal Hz. Ömer’in Amr İbn-ü Hureys hadisesi vesilesiyle Mut’a’yı yasaklamasına kadar devam etti.”
(Müslim, Nikâh 16)

Şimdi bu nakildeki olayı açıklamakta fayda var. Halifr Ömer bu yasaklama olayını halifeliğinin ortalarında yapmış. Demek oluyor ki o zamana kadar, Mut’a Nikâhı’nın haramlığını bilmeyenler, duymayanlar dolayısıyla kıyıda köşede, taşrada Mut’a Nikâhı yapanlar varmış. O sıralarda Kûfe’ye gelen Amr İbn-ü Hureys, bir cariye ile Mutâ Nikâhı yapar ve cariye hamile kalır. Gelip durumu Halife  Ömer’e anlatır. Halife bu vesile ile yasağın bütün müminlerce henüz bilinmediğini anlar. Ve konuyu bir hutbe konusu yaparak genelge yayınlar. Ve bu hutbesinde Mut’a’nın haram olduğunu, işleyenin zina cezasıyla cezalandırılacağını bildirir. Ve Müslümanların hiç birinden Ömer’e karşı tepki gelmez (Geniş bilgi İbn-i Mace, Nikâh ,44 ve Muvatta, Nikâh 41′de).

Kaynaklarda da görüyoruz ki Mut’a’nın yasaklanması Halife  Ömer’in içtihadı değildir. Ki karşı bir içtihat yapılsın.

Şia bu konuya Halife Ömer’in içtihadı olarak bakar. Ve mezhep taassubu ve Halife Ömer’e duydukları kin yüzünden Mut’a’yı sahiplenirler. Çünkü, Halife Ömer’in beyaz dediğine onlar siyah derler.

Bir de Şîa objektif, tarafsız nakillere itibar etmeyip hep Şiî kökenli nakilleri dikkate alır. O nakiller de belirttiğimiz gibi tarafsız değildir.

Şia Mut’a’yı caiz görse de mezhep ileri gelenleri, üst düzey Şîîler (havass) tasvip etmezler, çirkin bulurlar. Mut’a’yı (avam) alt tabakaya reva görürler. (Tûsî)

 Hakkı Yılmaz