TERTÎL

TERTÎL

Ramazan ayı; Kur’an ayı gelirken televizyonlardan, radyolardan ve gazete ilanlarından tertîlli, tecvitli Kur’an öğrenme ve okuma kampanyaları izlemekteyiz. Programcılar, tertîlli Kur’an okumanın fazilet ve kerametlerinden bahsetmektedirler.

Onların anlayışına göre tertîl:

Anlamını düşünerek, harflerin çıkış yerlerine ve tecvide dikkat ederek, anlamına göre sesi yükseltip alçaltarak, bir hadiste belirtildiği gibi, hitap ifade eden yerlerde karşıdakine hitab eder gibi bir ses tonuyla, durulacak yerde durup, geçilecek yerde geçerek, ağır ağır, Kur’an’ın gerçek amacını hem duyup, hem de dinleyenlere duyurarak okumak”demekmiş.

“ ترتيلTertîl” kelimesinin gerçek anlamı ile alakası olmamasına rağmen ne yazık ki elde mevcut meal ve tefsirlerde  “ترتيلTertîl”, bu anlam ile gösterilmiştir. (Örnek 31 meal karşılaştırılması aşağıda gösterilmiştir).

Bunun gerekçesi “ترتيلTertîl” sözcüğünün, gerçekten Arap dilinde bu anlamda oluşu değil, falan filanların bu anlamı yüklemiş olmalarıdır.

Örneğin:

Ragıp el İsfehani:

“Sözlükte; sözü güzel, yerinde ve düzenli söylemek, bir şeyi doğru yapmak, düzenlemek, sıralamak, açık açık hakkını vererek açıklamak gibi anlamlara gelmektedir” demiş.

Kurtubi;

“Kıraatta tertîl”; yavaş yavaş, acele etmeden, harfleri ve hareketleri dizilmiş inci taneleri gibi açık bir şekilde, mana ve hikmeti düşünerek metni tâne tâne okumaktır” demiş.

İbni Küteybe:

“Bir metni okurken yavaş yavaş, acele etmeksizin, tâne tâne, her bir harfin edâsının, nazmının ve manasının hakkını vermek suretiyle okumaya da tertîl denmektedir. Kur’an okunuşuyla ilgili olarak, kelimeleri ağızdan kolaylıkla ve düzgün bir biçimde çıkarmak anlamındadır” demiş.  (İbn Kuteybe, Tefsîru Garîbi’l-Kur’an, 262).

Fahreddin Râzî:

“Kur’an’ı tertîl ile okumak; manasını anlayarak, ayetlerin içerdiği gerçekleri iyice düşünerek okumaktır. Allah’ın azametini belirten ayetleri, bu azameti gönlünde hissederek, tehdîd ve müjdeyi içeren ayetleri de, ümit ve korku duygularıyla dolup taşarak okumaktır” demiş.  (bkz. Râzî, Tefsîr, XXX, 174)

Sabuni:

“Tertîl” kavramı, hem Kur’an’ı kalbe iyice yerleştirmek amacıyla bölümlere ayırmak, açıklamaktır. Hem de onun manasını düşünmek, anlamak ve yaşamak amacına yönelik olarak ağır ağır, dura dura okumak anlamlarını ifâde etmektedir” demiş.  (bkz. Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsir, II, 573, (Bkz. Sâbûn, III, 728).

Görüldüğü üzere herkes Tertîl’in anlamına “okuma” olgusunu katmış bulunuyor. Razi, Kurtubi, Sabuni namuslu davranarak mutlak tertîli değil Kıratteki tertîli açıklamışlar.

Burada dikkat edilmesi gereken, Rabbimizin Müzzemmil/ 4’te  “  إقرأikra/  اتلütlü  القران بالترتيلelkur’an’e bittertîl (Kur’an’ı tertîl ile oku!)” buyurmayıp da “  رتل القران ترتيلاrettilil kur’ane tertîlen (Kur’an’ı tertîlle de tertîlle!)” buyurmuş olmasıdır.

 ترتيلTertîl nedir?

Tertîl kelimesi, Arapça “ ر ت لrtl” kökünden “tef’îl” vezninde bir mastardır. ترتيلTertîl” sözcüğü; “Bir şeyin tertibinin güzelleştirilmesi” demektir. Bu sözcüğün kökü olan “rtl”,  bedevînin dilinde “Bir şeyden birinin diğerine karışmaması, tarak dişi gibi birbirine karışmamış, karışmayan” anlamına gelir.  Meselâ dişlerin “ritl”ii, “dişlerin seyrek bir şekilde düzene konulmuş, dizilmiş olması” demektir ve bu sözcük Arapçada “güzel dizilmiş dişler” manasında da kullanılır.[1]  Sözcüğün Tef’ıl babından ( رتل يُرتًل ترتيلاrettele, yürettilü, tertîlen) anlamı ise, geçişli anlam olarak “ritillemek (birbirine karıştırmamak)” demektir.

Bu durumda “rtl” sözcüğü, tam tamına “ شجرşecer (ağaç; girift” sözcüğünün karşıtıdır.

İlm-i vazı kuralları burada da geçerlidir.

Sosyal alanda “ترتيلtertîl” ise “konuşma esnasında sözün, yazarken ise kelimelerin, paragraf veya pasajların birbiri ardınca, tek tek, yavaş yavaş, ağır ağır, tane tane dizilmesi, birbirine karıştırılmaması” demektir. Buna göre Kur’an’ın tertîli, “Kur’an’ın indiği şekilde tertibinin korunması, bir necmin bir başka necme karıştırılmaması” anlamına gelmektedir.

Furkan suresinin 32. ayetinde de Rabbimiz Kur’an’ı tertîllediğini, yani her şeyi yerli yerinde, birbirine karıştırmadan, bir düzen içinde indirdiğini beyan etmektedir. Peygamberimize ilk gelen vahylerde de [Müzzemmil/ 4], Kur’an’ın tertîllenmesi, yani necmlerin gayet düzenli tutulması, birbirine karıştırılmaması emredilmiştir. Ama tüm bunlara rağmen maalesef elimizdeki mushaf tertîlli değildir. Biz, samimiyetle ve dürüstçe birçok kez dile getirdiğimiz bu hususta, Kur’an’a gönül verenlerin Kur’an ile derin çalışmalar yapıp Kur’an’ı necm necm dizmeleri ve onu bugünkü sure anlayışından öte, gerçek sureleriyle mushaflaştırmaları gerektiğine inanıyor ve bu gayreti onlardan bekliyoruz.

Kur’an’da geçen “ترتيلtertîl” ifadesi, “Kıratte tertîl”e indirgenebilir mi?

Bu sorunun cevab,  hem aklen; mantıksal olarak hem de naklen; Kur’an’a göre “Hayır”dır. Yani bu kesinlikle mümkün değildir. Nedenine gelince:

Kişi ne okuyorsa ne yazıyorsa ne söylüyorsa zaten harfleri, kelimeleri cümleleri birbirine karıştırmadan okuması, yazması ve söylemesi gerekir. Bu ihtimam kelamın levazımındandır; olmazsa olmazıdır. Bu sıradan bir yazışma ve söyleşide bile gerekli bir kural iken Kur’an’da ihmali, tembihlenmesi düşünülmez bile… Rasülüllah konuştuğunu, anlattığını birbirine karıştıran birisi olsa, toplumun alay ve istihzasına muhatap olacağından zaten vahy ile muhatap kılınmazdı.

Nakil; Kur’an boyutuna gelince:

Rabbimiz Tertîl sözcüğünü Müzzemmil ve Furkan surelerinde konu etmiştir.

Müzzemmil/ 4:

1-4Ey evine kapanan kişi! Geceleyin –kısa bir süre hariç; gecenin yarısı veya bundan biraz eksilt ya da buna biraz ekle– kalk görev yap. Kendine indirilmekte olan Kur’ân’ı da tebliğ ederken düzgünce düzene koy! 5Şüphesiz Biz, senin üzerine çok ağır bir söz/Kur’ân’ı bırakacağız.

Furkan 32, 33:

32Kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenkimseler; “Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz, onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz, onu tane tane/ birbirine karıştırmadan vahyettik.

33Onların sana getirdikleri her bir sorunda Biz kesinlikle sana hakkı ve en güzel açıklamayı getirmişizdir.

Bu ayette iki noktaya dikkat çekeceğiz:

a)  Rabbimizin tertîllediği nedir?

Furkan suresindeki ayetlerden açıkça anlıyoruz ki tertîllenen, Kur’an’ın parça parça inen bölümleridir; necmlerdir.

b) Rabbimizin Kur’an’ı tertîlle okuması, Anlamını düşünerek, harflerin çıkış yerlerine ve tecvide dikkat ederek, anlamına göre sesi yükseltip alçaltarak, hitap ifade eden yerlerde karşıdakine hitab eder gibi bir ses tonuyla, durulacak yerde durup, geçilecek yerde geçerek, ağır ağır, Kur’an’ın gerçek amacını hem duyup, hem de dinleyenlere duyurarak okumaktır, Tertîl, acele etmeden, dura dura, usulüne uygun ve anlayarak okuması (!)” tarifiylenasıl izah edilebilir?

Bu durumda Müzzemmil/ 4’te Rasülüllah’a “Kendine indirilmekte olan Kur’ân’ı da tebliğ ederken düzgünce düzene koy!” diye verilen görev, inen Kur’an necmlerini bir birine karıştırmaması, hepsini tek tek, ayrı ayrı biriktirmesi, okuması, tebliğ etmesidir.

Kur’an’ın nasıl indirildiği ve nasıl okunması gerektiği Kur’an’da şöyle açıklanmıştır:

105Ve Biz Kur’ân’ı sadece hak ile indirdik, o da sadece hak ile indi. Ve Biz seni yalnızca müjdeci ve uyarıcı olarak elçi yaptık.

106Ve Kur’ân’ı, Biz onu insanlara beklentilere göre öğrenip öğretesin diye parça parça ayırdık ve Biz onu indirdikçe indirdik!

                                                                                  (İsra/ 105, 106)

Bu ayetlerde konu yine Kur’an’a getirilmiş ve Kur’an’ın Allah tarafından hakk ile indirildiği bildirilmiştir. “Hakk ile indirdik” ifadesi, Kur’an’da herhangi bir eksiklik veya fazlalık olmadığı, yani Kur’an’ın içine Allah’tan olmayan bir şeyin karışmasına izin verilmediği, Kur’an’ın korunduğu ve korunacağı anlamına gelmektedir.

Kur’an’ın Allah’ın indirmesi olduğu, Nisa suresinde şöyle ifade edilmiştir:

166Fakat Allah, sana indirdiğine –ki onu Kendi bilgisiyle indirmiştir– şâhitlik eder. Tüm âyetler de şâhitlik ederler. Şâhit olarak da Allah yeter.

                                                                                                  (Nisa/ 166)

Bu bildirimden sonra elçiye dönülmüş ve kendisinin yalnızca “müjdeci” ve “uyarıcı” olarak elçi yapıldığı hatırlatılarak ona Kur’an’ı nasıl tanıtması gerektiği öğretilmiştir. Buna göre, Kur’an, beklentiler doğrultusunda nasıl parça parça [necm, necm] indirildiyse, yararlı olabilmesi için yine parça parça [necm necm], karıştırılmadan, indirildiği sıra ile okunması ve anlatılması gerekmektedir.

32Kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenkimseler: “Kur’ân ona bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz, onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz, onu tane tane/ birbirine karıştırmadan vahyettik.

                                                                                                          (Furkan/32)

Demek ki Kur’an, konularına göre, necmlere göre, iniş sırasına göre bir tertip ve tasnif yapılmak suretiyle okunmalı ve okutulmalıdır.

Görülüyor ki “Tertîl” sözcüğünün gerçek anlamı tahrif edilmiştir; merkezden başka yana kaydırılmıştır.

Daha evvel birçok yazımızda, sohbetimizde belirtmiştik ki;  “Dil bozulursa din bozulur”.

Burada şu ayetleri hatırdan çıkarmamak gerekir.

 Fussılet/ 26

26Ve kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenkimseler, “Üstün gelmeniz için bu Kur’ân’ı dinlemeyin, onun içinde anlamsız şeyler yapın/ anlaşılmasını her türlü yolla engelleyin” dediler.

Nisa/ 46

46Yahudileşmişlerden bir kısmı kelimelerin yerlerini/ öz anlamlarını değiştirirler, dillerini eğerek-bükerek ve dine saldırarak Peygamber’e karşı, “İşittik ve karşı geldik/ iyice sarıldık”, “Dinle, dinlemez olası”, “raina” [güdüşelim, bizim çobanımız] derler. Eğer onlar, “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha sağlam/ doğru olacaktı; fakat bile bile gerçeği kabul etmemeleri sebebiyle Allah, onları dışlayıp gözden çıkarmıştır. Artık pek az inanırlar.

Maide/ 13

13Sonra da sözlerini bozmaları sebebiyle onları dışladık ve kalplerine katılık koyduk. Onlar kelimeyi/ sözcüğü yerlerinden/ öz anlamlarından değiştirirler. Öğütlendiklerinin önemli bir bölümünü de terk ettiler. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen, onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik-güzellik üretenleri sever.

Maide/ 41

41Ey Elçi! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık” diyen kimseler ve Yahudileşmişlerden, durmadan yalana kulak veren ve sana gelmeyen kimseler için dinleyen/ casusluk eden, küfür; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedişiçinde koşuşan şu kimseler seni üzmesin. Onlar, kelimeyi yerlerinden kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah, bir kimseyi dinden çıkma ateşine düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve âhirette onlara çok büyük bir azap vardır.

 Bakara/ 75-78

75Peki siz, onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysaki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmına kulak verirler, sonra, onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu değiştirip bozarlar.

76Ve onlar, iman etmiş kimselere rastladıklarında, “İnandık” derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman da, “Allah’ın sizin aleyhinizde hüküm verdiği şeyleri Rabbinizin nezdinde aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi onlara söylüyorsunuz? Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” dediler.

77Onlar, şüphesiz Allah’ın, kendilerinin sır olarak sakladıkları şeyleri ve açığa vurdukları şeyleri bildiğini bilmiyorlar mı?

78Bunlardan bir kısmı da, kuruntu dışında Kitab’ı bilmeyen, okuma-yazma bilmeyen/ analarından doğdukları gibi kalmış kimselerdir. Bunlar, sadece zannediyorlar.

Âl-i Imran/ 77-78

77Şüphesiz Allah’ın ahdini/ Allah’a verdikleri sözleri ve yeminlerini az bir paraya satan şu kimseler; işte onlar, âhirette kendilerine hiçbir pay olmayanlardır. Ve Allah kıyâmet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Çok acıklı azap da onlar içindir.

78Ve Kitap Ehlinden, bazı söz ve ilkeleri, kitaptan olmamasına rağmen, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip büken akılsız, serseri bir gurup vardır. O, Allah katından olmadığı hâlde, “Bu, Allah katındandır” derler. Kendileri bilip dururken, Allah’a karşı yalan da söylerler.

Bu tahrifleri salât, zekât, kıble, hac, şükür gibi İslam’ın temel kavramlarında da görmekteyiz.

Sonuç ise Fussılet/ 26’da işaret edilen Müslümanların yenilgisinden başka bir şey değildir.

Örnek mealler:

İmam İskender Ali Mihr : Veya onu daha arttır. Ve Kur’ân’ı tane tane güzel bir şekilde oku.
Diyanet İşleri : Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.
Abdulbaki Gölpınarlı : Yahut biraz önce ve oku Kur’ân’ı, harfleri sayılırcasına, tâne tâne ve yavaş yavaş.
Adem Uğur : Ya da bunu çoğalt ve Kur’an’ı tane tane oku.
Ahmed Hulusi : Yahut onu arttır ve Kurân’ı üstünde tefekkür ederek oku!
Ahmet Tekin : Yahut yarıdan biraz çoğalt. Kur’ân’ı yüksek sesle, tane tane, tertîl üzere oku.
Ahmet Varol : Yahut bunu artır ve Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku.
Ali Bulaç : Veya üzerine ilave et. Ve Kur’an’ı belli bir düzen içinde (tertîl üzere) oku.
Ali Fikri Yavuz : Yahut o yarının üzerine ilâve et. Kur’an’ı da yavaş ve açık olarak güzelce oku.
Bekir Sadak : (1-4) Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
Celal Yıldırım : (3-4) Gecenin yarısı veya ondan biraz eksilt ya da üzerine biraz artır. Kur’ân’ı güzel ahenkli tane tane oku.
Diyanet İşleri (eski) : (1-4) Ey örtünüp bürünen! Gecenin yarısında, istersen biraz sonra, istersen biraz önce bir müddet için kalk ve ağır ağır Kuran oku.
Diyanet Vakfi : (2-4) Birazı hariç, geceleri kalk namaz kıl. (Gecenin) yarısını (kıl). Yahut bunu biraz azalt, ya da çoğalt ve Kur’an’ı tane tane oku.
Edip Yüksel : Yahut yarısından biraz sonra… Kuran’ı da özenle düşüne düşüne oku.
Elmalılı Hamdi Yazır : Yâhud artır ve Kur’an oku, tertîl ile yavaş yavaş güzel güzel
Elmalılı (sadeleştirilmiş) : veya artır (buna ilave et, yarısından ziyade kıl) ve Kur’an’ı ağır ağır, güzel güzel oku!
Elmalılı (sadeleştirilmiş – 2) : Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’ân oku.
Fizilal-il Kuran : Ya da artır da ağır ağır Kur’an oku.
Gültekin Onan : Veya üzerine ilave et. Ve Kuran’ı belli bir düzen içinde (tertîl üzere) oku.
Hasan Basri Çantay : Yahud (o yarının) üzerine (ilâve edib) artır. Kur’ânı da açık açık, tane tane oku.
Hayrat Neşriyat : (3-4) (Gecenin) yarısı kadar (namaz kıl) veya bundan (yarısından) biraz eksilt yâhut onu artır (serbestsin), Kur’ân’ı da tâne tâne oku!
İbni Kesir : Yahut biraz artır ve Kur’an’ı yavaş yavaş oku.
Muhammed Esed : ya da sonra- (kalk) ve ağır ağır, duyarak Kur’an oku.
Ömer Nasuhi Bilmen : Veya onun üzerine artır ve Kur’an’ı güzelce tertîl ile açıkça oku.
Ömer Öngüt : Veyahut üzerine biraz artır. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane, tertîl üzere oku!
Şaban Piriş : Ya da biraz sonra… Ve ağır ağır Kur’an oku!
Suat Yıldırım : (3-4) Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur’ân’ı tertîl ile, düşünerek oku.
Süleyman Ateş : Veya bunu artır ve ağır ağır Kur’ân oku.
Tefhim-ul Kuran : Veya üzerine ilave et. Ve Kur’an’ı da belli bir düzen içinde (tertîl üzere) oku.
Ümit Şimşek : Yahut biraz daha arttır. Ve Kur’ân’ı tane tane oku.
Yaşar Nuri Öztürk : Yahut buna biraz ekle! Ve Kur’an’ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!

[1] Lisanü’l Arab, “rtl” mad.

2018-02-13T20:46:13+00:00