Türkçemizde kullandığımız musibet ve isabet sözcükleri Arapça kaynaklı olup değme, dokunma anlamındaki “ ص و بSVB” kökünden gelir.

“ صَوْب Savb”, “yağmurun inmesi; bir yere dokunması” anlamından çıkarılmıştır. Aslında sözcük, insana dokunan iyi- kötü her şeyi kapsar.  Ayetlerde geçen “ مصيبةmusibet” sözcüğünü dünya ve ahiretteki musibetlerin tümü olarak anlamak mümkündür.

Musibet sözcüğü yaygın olarak insana dokunan kötü şeyler, yeryüzünde düzensizlikler için kullanılır olmuştur. Bunlar, ağrılar, acılar, hastalıklar, kıtlıklar, açlıklar, iş kazaları, trafik kazaları, boğulmalar, yıldırım çarpması, sakat kalmalar, kuraklıklar, iklim bozulması, mallara, ürünlere gelen zararlar vs. kısaca hoşa gitmeyen her şey dünyadaki musibetlerdendir.

Aşağıdaki ayetler bunu açıkça ortaya koymaktadır:

30Ve size musibetten isabet eden şeyler, işte kendi ellerinizle kazandıklarınız yüzündendir. O da çoğunu affediyor.

31Ve siz yeryüzünde âciz bırakıcılar değilsiniz. Ve sizin, Allah’ın astlarından, bir yakınınız yoktur, yardımcınız da yoktur. (Zümer/30, 31)

41İnsanlar dönerler; Allah’ın ilkelerine uygun hareket ederler diye; kendilerinin elleriyle kazandıkları şeyler yüzünden, yaptıklarının bir kısmını onlara tattırmak için karada ve denizde kargaşa ortaya çıktı.    (Rum/41)

79Sana iyilikten-güzellikten isabet etmiş olan şeyler, işte Allah’tandır. Sana kötülükten isabet etmiş olan şeyler de senin kendindendir. Ve Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik. İyi bir tanık olarak da Allah yeter. (Nisa/ 79)

155,156Ve de kesinlikle Biz, korkudan, açlıktan bir şeylerle ve mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiklik ile sizi zayıf düşüreceğiz/ imtihan edeceğiz. Kendilerine bir musibet geldiği zaman, “Biz şüphesiz Allah’a aitiz ve yalnız O’na döneceğiz; sadece O’nun ilkelerini uygulayacağız” diyen şu sabredenlere de müjdele!

157İşte onlar; Rablerinden, birtakım destekler ve rahmet kendilerinedir. İşte onlar, kılavuzlandıkları doğru yolu bulanların da ta kendisidir. (Bakara/ 155- 157)

Bu ayet gurubunda insanların, özellikle de müminlerin “korku, açlık, mal, can ve üründen eksiklik” ile yıpratılacakları bildirilmekte ve sabretmeleri istenmekte, sabrın karşılığının nasıl olacağı da, Rabb’lerinden, birtakım destekler ve rahmet kendilerinedir. İşte onlar, hidayete erenlerin de ta kendisidir ifadeleriyle beyan edilmektedir.

Ayette bahsedilen korkuyu, “düşman ve savaş korkusu”; açlığı, “kâfirlerle mücadele ederken sıkıntıya düşmek, kıtlık, kuraklık gibi nedenlerle ürünsüz kalmak”; mallardan eksiliği, fakir bir ortamda doğmuş olma, yetim, kardeşsiz veya çocuksuz olma veya vücut fonksiyonlarının ve organlarının; doğuştan körlük, sağırlık, kısırlık, ,vs.”; ürünlerden eksikliği, “meyve ve ürünlerin verimsizliği… Ya da bir başkasının fiili nedeniyle kazaya uğrayıp candan, maldan ve üründen mahrum kalma” olarak anlamak mümkündür.

. Bu musibetlerin insana amellerinin tam karşılığı olarak verilmiş cezalar olduğu düşünülmemelidir.

MUSİBETE KARŞI SABIR

Bakara/155- 157. ayetlerden öğrendiğimize göre kendimize, toplumumuza isabet eden musibetlere sabretmemiz öneriliyor.

Tam bu noktada sabrın anlamı ve önemi öne çıkıyor. Esas anlamı “hapsetmek, içerde tutmak” olan sabır, “aklın ve dinin gösterdiği yolda sebat etmek, kararlı olmak, gevşememek”; yani “insanın elinde olmadan başına gelen ve ona büyük üzüntüler veren musibetlere karşı koymak, direnç göstermek; onların üstesinden gelmek için mücadele etmektir.

Rabbimiz, sabrı Âl-i Imran/ 146’da “Nice peygamberler de vardı ki kendileriyle beraber birçok Allah erleri savaştılar; Allah yolunda kendilerine isabet eden şeylerden gevşemediler, zaafa düşmediler ve boyun eğmediler. Ve Allah, sabredenleri sever.” şeklinde beyan buyurmuştur.

İnsanın kendi gücü ve iradesiyle üstesinden gelebileceği kötülüklere katlanması ya da karşılayabileceği ihtiyaçları temin etme konusunda gevşeklik göstermesi sabır değil, acizlik, tembellik ve korkaklıktır. Tüm peygamberlerin de ortak özelliği olan sabrın, İslâm’da çok önemli bir yeri vardır. Bunu tek kelimeyle veya birkaç sözcükle ifadeye çalışmak sözcüğün anlamını yansıtmamaktadır. O nedenle sözcüğü Arapçadan Türkçe’ye geliş şekliyle bırakıyoruz. Okurlarımız “sabır” sözcüğünün anlamını iyi bilmelidirler.

ZAFER SABIRA BAĞLIDIR.

200Ey iman etmiş kimseler! Kurtulmanız, başarı kazanmanız için sabredin ve birbirinizin sabırlı olmasını sağlayın, birbirinize bağlanın ve Allah’ın koruması altına girin. (Al-i Imran/ 200)

1-3Yaşadığınız çağın insanlık hâli kanıttır ki iman eden, düzeltmeye yönelik işler yapan, hakkı tavsiyeleşen; birbirinin olmazsa olmazı sayan/ öğütleşen ve sabrı tavsiyeleşenlerin; birbirinin olmazsa olmazı sayanların / öğütleşenlerin dışındaki tüm insanlar, kesinlikle tam bir kayıp, zarar, bunalım, acı içindedir. (Asr suresi)