“ مقتصد Müktesıd” sözcüğü, “ قصدKasd” sözcüğünün iftiâl babından ism-i fail olup “ifrat ve tefriten; her türlü aşırılıktan uzaklaşan; orta yolu tutan kişi” anlamındadır. Kur’an’da 3 kez yer alır.
Sözcüğün kökü “ قصدkasd’ın anlamı “…un doğrusu, yolu doğrultmak, bir şeyin iyisini amaçlamak, aşırılıktan kaçmak” demektir. Sözcüğün اقتصاد iktisad mastarının anlamı, “savurganlıktan ve cimrilikten kaçıp orta yolu izlemek” demektir. (Lisan, Tac, Müfredat)
مقتصد Müktesıd kalıbının anlamı ise “orta yolu tutan kişi” demektir. Bu sözcüğün Kastetmek, maksat, iktisat gibi bazı türevleri Türkçeleşmiştir.
32,33Sonra Biz, Kitab’ı kullarımızdan, süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Şimdi de onlardan bazıları kendilerine haksızlık eden, bazıları orta yolu tutan/ikili oynayan, bazıları da Allah’ın izniyle/ bilgisiyle hayırlarda önde gidenlerdir. İşte bu, büyük armağanın; Adn cennetlerinin ta kendisidir. Onlar oraya gireceklerdir. Orada altın bileziklerle ve incilerle süsleneceklerdir. Oradaki elbiseleri ipektir. 34,35Onlar orada, “Tüm övgüler, bizden o üzüntüyü gideren ve bizi armağanlarından, kendisinde bize yorgunluk gelmeyen, kendisinde bizim için usanç olmayan, durulacak bu yurda girdiren Allah’a özgüdür; başkası övülemez. Gerçekten Rabbimiz çok bağışlayıcı ve çok karşılık vericidir” derler. (Fatır/32- 35)
32Ve gölgeler gibi bir dalga onları bürüdüğünde, O’nun için dini arındırarak Allah’a yalvarırlar. Ama ne zaman ki karaya çıkararak kurtardı, onlardan bir kısmı orta yolu tutar [iman ile Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetme arasında bir yol tutar, ikili oynar]. Ve bizim âyetlerimizi ancak, tam hain ve tam nankör olan kimseler bile bile inkâr eder.
(Lokman/ 32) 32. ayetin bildirdiği bir diğer husus da insanların hepsinin aynı olmadığıdır. Ayete göre insanların bir kısmı “zalim”ler [kâfirler, müşrikler], bir kısmı “muktesit”ler [orta yol tutanlar; iman ile küfür arasında bir yol tutanlar; hem inanmış hem inanmamış olanlar; münafıklar] ve bir kısmı da “hayırlarda önde giden”lerdir [iyiler; müminler; müttekiler]. Bu sınıflama içinde yer alan “muktesit”lerden başka ayetlerde de söz edilmiştir:
“Muktesit”lerin kimler oldukları ise Nisa ve Mâide surelerinde net olarak açıklanmıştır:
66Ve hiç kuşkusuz eğer onlar Tevrât’ı, İncîl’i ve kendilerine Rablerinden indirilen Kur’ân’ı ayakta tutsalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından [her yönden] besleneceklerdi. Onlardan bir kısmı orta yol tutan; bazısına inanıp bazısına inanmayan, inanmadığı hâlde inanmış gözüken önderli bir toplumdur. Ve onlardan çoğunun yapmakta oldukları ne kötüdür!
(Maide/ 66)
150,151Allah’a ve elçilerine inanmayarak küfreden; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden, “Biz, bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız” diyerek Allah ve Elçilerinin arasını ayırmayı isteyen ve böylece imanla küfür; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetme arasında bir yol tutmaya çalışan kimseler; işte onlar, kâfirlerin; gerçek Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenlerin ta kendileridir. Ve Biz, kâfirlere; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden o kimselere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa/ 150–151)
Dikkat edilirse bu sınıflamada kâfirler “ ظالمzalim” ve “ مقتصد muktesit” olarak iki grupta toplanmış, müminler ise “hayırlarda önde giden” nitelemesi ile tek grup olarak gösterilmiştir. Bu sınıflamaya göre iman konusunda orta yol, ılımlılık yoktur; iman uç noktadır ve sentez kabul etmez.
Buradaki sınıflama ile insanların ahiretteki durumlarına göre sınıflandığı Vakıa suresindeki sınıflama birbirine karıştırılmamalıdır. Vakıa suresinde sınıflananlar ahiretteki insanlardır. Kâfirler ahirette “solun ashabı” diye nitelenerek tek sınıf halinde gösterilirken, müminler “önde olanlar” ve “sağın ashabı” diye nitelenerek iki sınıf halinde gruplanmıştır.
Bu ayetlerde Rabbimiz sonsuz gücünü sergilemeye devam etmektedir. Gökteki güneş ve ay gibi, denizdeki gemi de Allah’ın kudretiyle akıp gitmektedir. Hepsi de O’nun koyduğu yasalara göre hareket etmektedir. Allah’ın güç ve kudretini gösteren bu ayetlerde insanlar için nice ibretler vardır.
- ayette geçen “bir kısmı orta yolu tutar [iman küfür arasında bir yol tutar]” şeklindeki ifadenin bel kemiği “مقتصد muktesıt” sözcüğüdür. Bu sözcük daha evvel Fatır suresinde yer almış ve meseleyi orada detaylandırmıştık. Ancak önemine binaen kısaca tekrar ediyoruz:
- ayette bildirilen “muktesit”ler, orta yolu tutanlar; iman ile küfür arasında bir yol tutanlar; hem inanmış hem inanmamış olanlardır.
Görüldüğü gibi, Nisa/150-151’deki sınıflamada da kâfirler “zalim” ve “muktesit bir kısmına inanan bir kısmına inanmayan” olarak iki grupta toplanmış, müminler ise “hayırlarda önde giden” nitelemesi ile tek grup olarak gösterilmiştir. Bu sınıflamaya göre iman konusunda orta yol, ılımlılık yoktur; iman uç noktadır ve sentez kabul etmez.
Mekke döneminde mü’minlere bu uyarının yapılması, kafirlerin muktesıtliği ile ilgili bilgi verilmesi dikkat çekicidir. Yani Rasülüllah’ın yakın çevresinde bunlardan birinin varlığı haber verilmektedir. Bu hainlerin ektiği tohumlar, asırlardır Müslümanların maddi ve manevi felaketlerine sebep olup durmaktadır.