ŞU‘ARÂ SÛRESİ
MEKKE DÖNEMİ
Necm: 132
1Tâ/9, Sîn/60, Mîm/40.[i]
2Bunlar, apaçık/açıklayıcı kitabın âyetleridir.
3Onlar; Hıcr 91Kur’ân’ı sihir, şiir, esatir (mitolojik söylentiler), uydurulmuş söz gibi birtakım parçalar, kötü sözler kabul eden kimseler, 3iman edenler olmuyorlar diye sen kendini yıkıma uğratacaksın!
4Eğer Biz dilersek, Hıcr 90o yemincilere[ii] indirdiğimiz şey gibi 4onlara gökten bir alâmet [gösterge; ışın, radyasyon ve meteorlar, tayfun, sel] indiririz de onların boyunları, ona boyun eğenler oluverirdi. 5Ve kendilerine Rahmân’dan [yarattığı bütün canlılara dünyada çokça merhamet eden Allah’tan] yeni bir öğüt geldi mi, kesinlikle ondan mesafeli duran kimseler oldular. 6Sonra da, kesinlikle yalanladılar. İşte alay edip durdukları şeyin haberleri yakında onlara gelecektir. Hıcr 92,93İşte, andolsun Rabbine ki, Biz, kesinlikle onların hepsini yaptıkları şeylerden hesaba çekeceğiz.
7Ve onlar yeryüzüne bakmadılar mı? Biz orada her güzel eşten nicelerini bitirdik. 8Şüphesiz ki bunda kesinlikle alâmet/gösterge vardır; ama onların çoğu iman edenler olmadılar. 9Ve şüphe yok ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/1-6+54/15, Hicr/90-93)+Şu‘arâ/7-9)
Necm: 133
10Bir vakit de Rabbin, Mûsâ’ya: “Git o yanlış; kendi zararlarına iş yapan topluma; 11Firavun toplumuna, hâlâ Allah’ın koruması altına girmeyecekler mi?” diye nida etmişti.
12Mûsâ: “Rabbim! Şüphesiz ben, beni yalanlamalarından korkarım. 13Göğsüm de daralır, dilim konuşmaz, onun için Hârûn’a da elçilik ver. 14Hem onlara ait benim üzerimde bir suç var. Ondan dolayı beni öldürmelerinden korkarım” dedi.
15Allah: “Kesinlikle senin düşündüğün gibi değil! Haydi, ikiniz alâmetlerimizle/göstergelerimizle gidin. Şüphesiz ki, Biz sizinle beraberiz, işitenleriz. 16,17Haydi, ikiniz Firavun’a gidin de ‘Biz kesinlikle, İsrâîloğulları’nı bizimle beraber gönderesin diye’ âlemlerin Rabbinin elçisiyiz deyin” dedi.
18Firavun: “Biz seni çocukken içimizde terbiye etmedik mi? Hayatından birçok yıllar içimizde kalmadın mı? 19Sonunda o yaptığın işi de yaptın. Sen nankörlerden birisin de…” dedi.
20-22Mûsâ: “Ben, o işi şaşkınlardan olduğum zaman yaptım. Sizden korkunca da hemen sizden kaçtım. Sonra Rabbim bana yasalar-ilkeler bahşetti ve beni elçilerden biri yaptı. O başıma kaktığın nimet de İsrâîloğulları’nı kendine köle edinmiş olmandır” dedi.
23Firavun: “Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir ki?” dedi.
24Mûsâ: “Eğer yakinen bilmiş olsanız, O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan şeylerin Rabbidir.”
25Firavun, yanı başında bulunanlara “İşitmiyor musunuz?” dedi.
26Mûsâ: “O, sizin Rabbiniz ve daha önceki atalarınızın da Rabbidir” dedi.
27Firavun: “Size gönderilen bu elçiniz kesinlikle gizli güçlerce desteklenen/delinin biridir” dedi.
28Mûsâ: “Şâyet aklınızı kullansanız, O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir” dedi.
29Firavun: “Benden başka ilâh edinirsen, andolsun ki seni zindana kapatılmışlardan yaparım” dedi.
30Mûsâ: “Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?” dedi.
31Firavun: “Haydi hemen getir onu, eğer doğrulardan isen” dedi.
32Bunun üzerine Mûsâ, birikimini[iii] ortaya koyuverdi; bir de bakmışsın ki Mûsâ’nın birikimi, apaçık bir “silip süpüren”dir.[iv]
33Gücünü de çekti çıkardı; bir de bakmışsın ki o güç, izleyenlere çok mükemmel, hiç kusursuzdur.[v]
34,35Firavun, yanı başındaki ileri gelenlere: “Şüphesiz bu, kesinlikle çok bilgili bir etkin bilgin! Sizi etkin bilgisiyle topraklarınızdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz?” dedi.
36,37İleri gelenler dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere de toplayıcılar gönder. Bütün büyük ve çok etkin bilginleri sana getirsinler.”
38Böylece, etkin bilginler belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
39İnsanlara da, “Siz toplanıyor musunuz?” denildi.
–“40Bizim etkin bilginlere uymamız için, kendilerinin galip gelen kimseler olmaları gerekir!”–
41Etkin bilginler geldiklerinde Firavun’a: “Şâyet biz üstün gelirsek, kesinlikle bize bir ücret var mı?” dediler.
42Firavun: “Evet, o takdirde siz, hiç şüphe yok ki, yakınlardan olacaksınız” dedi.
43Mûsâ onlara, “Ortaya koyun ne koyacaksanız!” dedi.
44Bunun üzerine onlar, birikimlerini, eski inanç ve tezlerini/çer-çöplerini; eften püften bilgilerini[vi] ortaya koydular ve “Firavun’un gücü hakkı için şüphesiz elbette bizler galip olanlarız” dediler.
45Sonra Mûsâ birikimini ortaya koydu; bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor da yutuyor!
46-48Sonra etkin bilginler boyun eğip teslimiyet gösterenler olarak bırakıldılar:
“Biz, Âlemlerin Rabbine; Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine iman ettik” dediler.
49Firavun dedi ki: “Ben size izin vermeden o’na iman mı ettiniz? Şüphesiz ki o, elbette size sihri öğreten büyüğünüzdür! Peki, yakında bileceksiniz! Andolsun, sözleşmelerden; taahhütlerden ilişkinizi kestireceğim ve kesinlikle hepinizi rahat ortamdan; kentteki işinizden, memuriyetinizden çıkarıp hurma tarlalarında tarım işçiliği yaptıracağım, taş ocaklarında çalıştıracağım, zorlu işlerde çalıştırarak yağınızı çıkaracağım; iliğinizi sömüreceğim!”
50,51Etkin bilginler: “Zararı yok, şüphesiz biz Rabbimize dönenleriz. Biz mü’minlerin ilkleri olduğumuzdan dolayı, Rabbimizin bize hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz” dediler.
63Sonra Mûsâ’ya: “Vur birikimini o bol suya/nehire!” diye vahyettik. Sonra o bol su/nehir yarıldı/barajlar yapıldı da, her bir parça baraj, ulular ulusu bir dağ gibi oluverdi.[vii]
52Ve Biz, Mûsâ’ya: “Kullarımı geceleyin yola çıkar, şüphesiz siz takip edilenlersiniz” diye vahyettik.
53-56Derken Firavun da şehirlere toplayıcıları gönderdi: “Şüphesiz bunlar, sayıları azar azar, bölük pörçük bir topluluktur. Ve onlar bizim için elbette öfkelidirler. Biz ise, elbette hazırlıklı, tedbirli bekleyen bir cemaatiz.” 60Sonra Firavun ve adamları güneş doğarken onların ardına düştüler.
61İki topluluk birbirini görünce, Mûsâ’nın ashâbı “Şüphesiz biz, kesinlikle kıstırıldık” dediler.
62Mûsâ: “Kesinlikle sizin düşündüğünüz gibi değil! Şüphesiz Rabbim benimledir, bana yol gösterecektir” dedi.
64Ötekilerini de oraya yaklaştırdık.
65,66Ve Mûsâ ve beraberindekilerin hepsini kurtardık, sonra da ötekileri suda boğduk.
57-59Sonunda Biz, Firavun ve toplumunu bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden ve şerefli makamdan çıkardık. İşte böyle! Ve sonra onlara İsrâîloğulları’nı mirasçı/son sahip yaptık. 67Şüphesiz bunda kesinlikle bir alâmet/gösterge vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdi. 68Ve şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle en üstün olanın, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.[viii]
(47/26, Şu‘arâ/10-51, 63, 52-56, 60-66, 57-59, 67-68)
Necm: 134
69Ve onlara İbrâhîm’in haberini oku!
70Hani o, babasına ve toplumuna “Siz neye kulluk[ix] ediyorsunuz?” demişti.
71Onlar: “Birtakım putlara kulluk ediyoruz. Onlara kulluk etmeye devam edeceğiz” dediler.
72-74İbrâhîm: “Yalvarıp yakardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı veya size yarar sağlıyorlar mı yahut zarar veriyorlar mı?” dedi. Onlar, “Tam tersi, biz atalarımızı böyle yapar bulduk” dediler.
75, 76İbrâhîm: “Peki, siz ve en eski atalarınızın nelere tapmış olduğunuzu hiç düşündünüz mü? 77İşte onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi ayrı. 78-82O, beni oluşturandır. Ve bana doğru yolu O gösterir. Ve O, beni yedirenin, içirenin ta kendisidir. Hastalandığım zaman O bana şifa verir. Ve O, beni öldürecek, sonra beni diriltecektir. Ve O, din günü, kusurumu bağışlayacağını umduğumdur. 83Rabbim! Bana ‘hüküm’ ver ve beni iyilere kat! 84Ve beni, sonra gelecekler için doğrulukla anılanlardan kıl! 85Ve beni nimeti bol cennetin mirasçılarından kıl! 86Ve babamı da bağışla, şüphesiz o sapıklardan oldu. 87-91Ve yeniden diriltilen gün; mal ve oğulların sağlam bir kalple/gerçek imanla Allah’a gelenlerden başkasına yarar sağlamadığı ve cennetin Allah’ın koruması altına girenlere yaklaştırıldığı, azgınlar için de cehennemin açılıp gösterildiği gün beni rezil etme!” dedi.
(47/26, Şu‘arâ/69-91)
Necm: 135
92,93Ve onlara: “Allah’ın astlarından taptığınız şeyler nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerine yardımları dokunuyor mu?” denilmiştir.
94,95Sonra da putlar ve azgınlar ve İblisin/düşünce yetisinin askerleri; iyiden iyiye düşünmeden hareket edenler toptan cehennemin içine fırlatılmışlardır.
96-102Onlar, onun içinde birbirleriyle çekişirlerken dediler ki: “Vallahi biz, gerçekten apaçık bir sapıklık içinde idik. Çünkü biz sizi, âlemlerin Rabbi ile bir seviyede tutuyorduk. Ve bizi yalnızca o günahkârlar saptırdı. Artık bizim için yardımcılardan, torpilcilerden hiçbir kimse ve candan bir yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakın yoktur. Ah keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da biz de mü’minlerden olsaydık!”
103Şüphesiz bunda bir alâmet/gösterge vardır. Ama onların çoğu iman edenler değillerdi.
104Ve şüphe yok ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/92-104)
Necm: 136
105Nûh toplumu gönderilmişleri [elçileri, mesajları] yalanladı.
106-110Bir zamanlar kardeşleri Nûh onlara demişti ki: “Siz Allah’ın koruması altına girmez misiniz? Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir elçiyim. Artık, Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Ve buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi üzerinedir. Artık, Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin!”
111Onlar: “Sana çok düşük kimseler uyarken, biz sana inanır mıyız?” dediler.
112-115Nûh dedi ki: “Onların yaptıklarına dair bir bilgim yoktur. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Eğer düşünürseniz! Ve ben iman edenleri kovucu değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”
116Onlar dediler ki: “Ey Nûh! Eğer vazgeçmezsen, iyi bil ki, kesinlikle sen taşlanarak öldürülenlerden olacaksın!”
117,118Nûh: “Rabbim! Toplumum beni yalanladı. Artık benim aramla onların arasında sen hükmet. Ve beni ve mü’minlerden benimle beraber olan kimseleri kurtar!” dedi.
119,120Bunun üzerine Biz de o’nu ve beraberindekileri, o gerekli teçhizatın; donatılarının hepsi, eksiksiz ve mükemmel olarak donatılmış geminin içinde; TEVHİD- İSLAM DİNİNDE kurtardık. Sonra da arkalarından arta kalanları BÜYÜK belalara batırıp perişan ettik!
121Şüphesiz ki bunda kesinlikle bir alâmet/gösterge vardır. Ama onların çoğu iman ediciler değillerdi. 122Ve şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/105-122)
Necm: 137
123Âd, gönderilmişleri [elçileri, mesajları] yalanladı.
124-135Hani kardeşleri Hûd onlara demişti ki: “Siz Allah’ın koruması altına girmez misiniz? Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Ve buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbi üzerinedir. Her yüksek tepeye, alâmet bir bina kurarak mı eğleniyorsunuz? Sonsuzlaşmanız için/sanki sonsuzlaşacakmışsınız gibi sanayi üreten yerler [fabrikalar/kaleler] mi edinirsiniz? YAKALADIĞINIZ VAKIT DE ZORBACA MI YAKALADINIZ? Artık Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Size o bildiğiniz şeyleri verenin [davarlar, oğullar, bağlar, bahçeler, pınarlar verenin] koruması altına girin. Şüphesiz ki ben, sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.”
136-138Onlar dediler ki: “Sen, öğüt versen de yahut öğüt verenlerden olmasan da bizim için değişmez. Bu, sadece öncekilerin hayat tarzlarıdır. Ve biz azaba uğratılacaklar değiliz.”
139Bunun üzerine o’nu yalanladılar da Biz kendilerini değişime/yıkıma uğrattık. Şüphesiz ki bunda kesinlikle mutlak bir alâmet/gösterge vardır, ama onların çoğu iman ediciler değillerdi.
140Ve şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/123-140)
Necm: 138
141Semûd, gönderilmişleri [elçileri, mesajları] yalanladı.
142-152Hani kardeşleri Sâlih, onlara demişti ki: “Allah’ın koruması altına girmez misiniz? Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir elçiyim. Artık Allah’ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum da. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi üzerinedir. Siz burada; bahçelerde, pınarlarda ve ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakılacak mısınız? Ve siz, dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz. Artık Allah’ın koruması altına girin ve benim dediklerimi yapın. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah etmeyen o gerçeği eksik gösteren kimselerin emrine uymayın.”
153,154Onlar dediler ki: “Sen, kesinlikle büyülenmişlerdensin! Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir alâmet/gösterge getir.”
155,156Sâlih: “İşte bu Destek Kurumu’dur, onun yaşaması için desteklenmesi gerekir; kazancınızın bir bölümü onun için ayrılmalıdır. Onu ayakta tutun. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir” dedi.
157Buna rağmen onlar Destek Kurumu’nu, gelir kaynaklarını kurutarak yok ettiler de pişman olanlar olarak sabahladılar.[x]
158Bunun üzerine onları azap yakalayıverdi. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır, ama onların çoğu iman etmediler.
159Ve Şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhametlinin ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/141-159)
Necm: 139
160Lût’un toplumu, gönderilmişleri [elçileri, mesajları] yalanladı.
161-166Hani kardeşleri Lût onlara demişti ki: “Siz Allah’ın koruması altına girmez misiniz? Şüphesiz ki, ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Gelin artık, Allah’ın koruması altına girin ve benim dediklerimi yapın. Ve buna karşılık ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak âlemlerin Rabbi üzerinedir. Rabbinizin sizler için oluşturduğu eşlerinizi bırakarak âlemler içinden erkeklere mi gidiyorsunuz? İşin aslı siz sınırı aşan bir toplumsunuz.”
167Onlar: “Ey Lût! Vazgeçmezsen, kesinlikle çıkarılanlardan olacaksın” dediler.
168Lût: “Şüphesiz ben, sizin işiniz için buğz edenlerdenim” dedi.
–169Rabbim! Beni ve ailemi onların yapageldiklerinden kurtar!–
170-172Bunun üzerine Biz de o’nu ve ailesinin –geride kalanların içindeki zavallı karı hariç– tamamını kurtardık, sonra da geridekilerin hepsini değişime/yıkıma uğrattık. 173Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki! Bak işte uyarılanların yağmuru ne kötüdür!
174Şüphesiz ki bunda bir alâmet/gösterge vardır. Ama onların çoğu iman ediciler değillerdi.
175Ve şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhamet sahibinin ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/160-175)
Necm: 140
176Eyke Ashâbı,[xi] gönderilmişleri [elçileri, mesajları] yalanladı.
177-184Hani Şu‘ayb onlara demişti ki: “Siz Allah’ın koruması altına girmeyecek misiniz? Şüphesiz ki, ben sizin için güvenilir bir elçiyim. Bu nedenle Allah’ın koruması altına girin ve benim dediklerimi yapın. Buna karşılık ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi üzerinedir. Ölçeği tam ölçün ve hak yiyenlerden olmayın. Ve doğru terazi ile tartın. Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Ve, sizi ve sizden önceki nesilleri oluşturan o Zat’ın koruması altına girin.”
185-187Onlar: “Sen, kesinlikle büyülenmişlerden birisin. Sen de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsin. Biz senin kesinlikle yalancılardan biri olduğundan eminiz. Şâyet doğrulardan isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver!” dediler.
188Şu‘ayb: “Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir” dedi.
189Bunun üzerine o’nu yalanladılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. Şüphesiz o büyük bir günün azabı idi.
190Şüphesiz bunda bir alâmet/gösterge vardır. Ama onların çoğu iman ediciler değillerdi.
191Ve şüphesiz Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhametli olanın ta kendisidir.
(47/26, Şu‘arâ/176-191)
Necm: 141
192Ve şüphesiz ki bu apaçık kitap, kesinlikle âlemlerin Rabbinin indirmesidir. 193-195O apaçık kitapla, uyarıcılardan olasın diye apaçık bir Arapça lisan ile senin kalbine Güvenilir Canı [ilâhi mesajları, güvenilir bilgiyi] indirdi. 196Ve şüphesiz Güvenilir Can [güvenilir bilgi], kesinlikle öncekilerin kitaplarında da vardı.
197Ve İsrâîloğulları bilginlerinin kendi kitaplarında güvenilir bilginin varlığını bilmesi, onlar için bir alâmet/gösterge olmadı mı?
198,199Ve Biz apaçık kitabı yabancılardan/Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o, onlara okusaydı, onlar, buna iman ediciler değillerdi.
200,201Böylece onu günahkârların kalplerine soktuk. Onlar acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
(47/26, Şu‘arâ/192-201)
Necm: 142
202İşte bu onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
203Sonra da onlar, “Biz süre tanınanlardan mıyız?” diyeceklerdir.
204Onlar, Bizim azabımızı oldukça çabuklaştırmak mı istiyorlar?
205-207Gördün mü/hiç düşündün mü, onlara senelerce kazanç sağlatsak, sonra kendilerine vaat edilen gelip çatıverse, o kazandıkları şeylerin kendilerine hiçbir yararı olmayacaktır.
208Ve Biz, sadece kendileri için uyarıcılar olan kenti değişime/yıkıma uğrattık.
209Öğüt! Ve Biz, haksızlık edenler değiliz.
210Ve apaçık, açıklayıcı kitabı şeytanlar senin kalbine sokmadı.
211Bu onlara yaraşmaz, onlar güç yetiremezler de.
212Şüphesiz onlar duyumdan/vahiyden kesinlikle uzak tutulmuşlardır.
213O hâlde sakın Allah ile beraber başka ilâha yalvarma, sonra azaplandırılmışlardan olursun. 214Ve en yakın oymağını uyar. 215Ve mü’minlerden sana uyan kimselere kanadını indir. 216Şâyet sana isyan ederlerse, “Şüphesiz ben sizin yaptıklarınızdan kesinlikle uzağım” de. 217-219Ve sen kalktığın/elçilik görevini yapmak için ortaya çıktığın ve boyun eğip teslimiyet gösterenler arasında dolaştığın zaman seni gören en üstün, en güçlü, en şerefli, yenilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olan, engin merhamet sahibine sonucu havale et. 220Şüphesiz ki O, en iyi işiten, en iyi bilendir.
221Şeytanların kime inip durduğunu/kimlerin kafasına bir şeyler soktuğunu size haber vereyim mi? 222Şeytanlar, tüm iftiracı zaman kaybına uğrayan/ hayırda ağırda alan/ zarar veren/ kusur oluşturan kimselere iner dururlar/onların kafasına bir şeyler sokarlar. 223Onlar, duyum bırakırlar, hâlbuki onların çoğu yalancıdır. –Neml 6Şüphesiz bu Kur’ân ise sana, yasalar koyan ve en iyi bilen Allah tarafından senin içine işletilmektedir.–[xii]
224Ve şu şairler, şüphesiz onlara azgın sapıklar uyar.
225,226Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekten yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmedin mi/hiç düşünmedin mi? 227Ancak iman edenler ve düzeltmeye yönelik işler yapanlar, Allah’ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna. Haksızlık edenler, hangi dönüşüme döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
(47/26, Şu‘arâ/202-223+48/27, Neml/6+Şu‘arâ/224-227)
[i] Bkz. 8 nolu not.
[ii] Buradaki “yeminciler”, 6 numaralı necmdeki (2/68, Kalem/17-33) yemincilerdir. Resmi Mushaf: Hıcr/90-93. âyetleri, teknik ve anlam olarak, bulundukları yer ile alakalı değildirler. Bu âyetlerin bulunması gereken yerin, Şu‘arâ sûresi’nin giriş paragrafı olduğu, uzun araştırmalarımız sonucunda âcizâne tarafımızdan tesbit edilmiştir. Dolayısıyla bu âyetleri Şu‘arâ sûresi’nin ilk paragrafı içinde değerlendirdik.
[iii] Bkz. 105 nolu not.
[iv] Bkz. 106 nolu not.
[v] Bkz. 109 nolu not.
[vi] Bkz. 147 nolu not.
[vii] Burada; Mûsâ’ya nehir üzerinde, ileride yıkılarak Firavun ve askerlerini boğacak barajlar kurmasının vahyedildiği açıklanmaktadır. Bu âyetlerde Mûsâ’ya, bilgi birikimini kullanarak Nil nehri üzerinde barajlar kurmasının vahyedildiği, sonra da suyun dağlar gibi parçalara ayrıldığı; yani yüksek barajların yapıldığı açıklanmaktadır. Bilinen en eski baraj, İ.Ö. 2900-2750 yılları arasında Nil nehri üzerinde kurulmuş 15 m. yüksekliğindeki “Sadd el-Kafara” denilen barajdır. Kur’ân’ın açık ifadesine göre baraj, birden çoktur.
Barajın yıkılması ve Firavun’un boğulma sahneleri de Resmi Mushaf: Duhân/23-24, Kasas/40, Zâriyât/40’da yer almaktadır.
[viii] Resmi Mushaf’taki 52-67. âyetlerin bulunduğu pasajda sorun vardır. Biz pasajın âyetlerini, “63, 52-56, 60-66, 57-59, 67” şeklinde tertip ettik.
[ix] Bkz. 24 nolu not.
[x] Paragraftaki 155-157. âyetlerin lâfzî manası, O [Sâlih]: “İşte bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme hakkı da sizindir, ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir” dedi. Buna rağmen onlar deveyi inciklerini kesip öldürdüler de pişman olanlar olarak sabahladılar şeklindedir. Burada, salât ve zekât, sembolik ifadeler ile yer almıştır. 63 numaralı nota da bakılmalıdır.
[xi] Bkz. 85 nolu not.
[xii] Resmi Mushaf’taki Neml/6. âyeti, aidiyeti gereği bu pasajda 223. âyet ile 224. âyetin arasında tertip edilmiştir.