“ عفةİffet” sözcüğü, kadim lügatlerin hepsinde, “GÜZEL, HELAL OLMAYAN ve KENDİNE YARAŞMAYAN ŞEYLERDEN SAKINMAK” olarak açıklanır.

Özetle “haramdan uzak durmak, helâl, güzel olmayan söz ve davranışlardan sakınmak” diye ifade edilebilir. Tersten ifade etmek gerekirse “iffet, yeme içme ve cinsî arzu konusunda ölçülü olmak, aşırı istekleri bastırıp bu duyguları dinin ve aklın buyruğu altına sokmak suretiyle kazanılan erdemdir.” de denebilir.

Arapça olan ʿ عفةiffet sözcüğü Türkçemizde “Namus” diye bilinir.

Sözcük Kur’an’ımızda şu ayetlerde yer alır:

BAKARA/ 273

273Allah yolunda harcamanız, yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremeyen kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirler için olsun. İffetli davrandıklarından; hırsızlık ve dilencilikten kaçındıklarından, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. –Sen onları işaretlerinden tanırsın.– Yüzsüzlük ederek insanlardan istemezler. Ve siz, hayırdan neyi harcarsanız, biliniz ki, şüphesiz Allah, onu çok iyi bilendir.

NİSA/ 6

6Ve bu yetimlerinizi nikâha ulaşıncaya kadar sıkı bir eğitim vererek olgunlaştırınız. Sonra da eğer kendilerinde rüşt/erginlik çağına ulaşmışlık hissederseniz, mallarını kendilerine hemen teslim ediniz. Onlar büyüyecekler diye onların mallarını eksilterek; çalarak ve alel acele yemeyin de. Ve kim zengin ise artık o iffetli; nezih, sabırlı davransın; herhangi bir ücret almasın. Kim de fakir ise artık o da örfe uygun/ herkesçe kabul gören bir şekilde yesin. Sonra da yetimlerin mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman onlar üzerine şâhit tutunuz. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.

NUR/ 33

32Ve sizden eşi olmayanları, erkek kölelerinizden ve kadın kölelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer bunlar, fakir oluyorlarsa, Allah Kendi fazlından onları zenginleştirir. Şüphesiz ki Allah, bilgisi ve rahmeti geniş ve sınırsız olandır, en iyi bilendir.

33Ve evlenmeye imkân bulamayanlar; Allah, Kendi fazlından kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar; zina ve fuhuştan kaçınsınlar. Yasalar çerçevesinde himayenize verilmiş olanlardan özgürlük yazışması/ sözleşmesi yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir iyilik görüyorsanız, hemen yazışma/sözleşme yapın. Allah’ın size vermiş olduğu Allah’ın malından siz de onlara verin. Ve basit dünya hayatının genişliğini; geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, bağımsızlaşmak, evlenmek isteyen gençlerinizi taşkınlığa/ başkaldırmaya zorlamayın, onları kesinlikle özgürlüklerine kavuşturun. Kim onları buna zorlarsa, bilinmelidir ki hiç şüphesiz Allah, onların zorlanmalarından sonra çok bağışlayıcı ve merhametlidir.

Nur/ 60

60Ve nikâh ümidi kalmayan yaşlanmış kadınlar, artık zînetlerini dışa vurmadan dış elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir sakınca yoktur. Ve iffetli olmaları; zina ve fuhuştan kaçınmaları kendileri için daha hayırlıdır. Ve Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir.

عفةİffet sözcüğü, Nisa ve Nur suresindeki ayetlerde  إستفعالistif’al babından “   فليستعفف ,  يستعففن  ist’ifaf formlarıyla yer almıştır. Bu bab,  عفة iffet sözcüğüne istek ve tercih anlamı katmış; bu anlamı ile de işin zor bir iş olduğunu ve bu konuda  mücadele etmek gerektiğini ifade etmiştir.

 

Nisa/ 6’da açıkça, kamuda vekil, veli, idareci, memur, âmir vs. gibi görevlerde bulunanların zor da olsa iffetli/ namuslu davranması istenmektedir. Bu görevde bulunanlar eğer zengin; bu görevden alacakları ücrete, maaşa ihtiyaçları yoksa ücret ve maaş almamalıdırlar. İhtiyaçları varsa da ücret ve maaşları maruf ölçüde olmalıdır.  Ayete göre aksi davrananlar, kamu görevlerini RANT kapısı sayanlar iffetsiz/ namussuz sayılmaktadırlar. Müslüman ülkeler, yasalarına bu konuyu önemle yerleştirmeli, buna göre uygulama yapmalıdırlar. Yani kamu görevleri iffetli/ namuslu kişilere emanet edilmelidir.

Müslümanların tarihinden:

Ebubekir devlet başkanı olur. Kendiişlerini takip edemez olur. İhtiyaçlı duruma düşer.  Arkadaşlarını toparlar. Ne yapılması gerektiğini istişare ederler. Nisa/ 6. ayet hükmüne göre ihtiyacı kadar kamudan maaş alabileceğine hükmedilir ve o nispette de görev süresinde maaş alır. Kamu malı emanettir, yetim hakkıdır. Onu yiyen ateş yemiş olur.

Fakat Ebubekir hastalanıp, vefat edeceğini  anladığında; içinde bir huzursuzluk vardır.  Kamudan maaş almasının doğru olup olmadığını sorgular, vicdanı rahatsız olur. Sonra çoluğunu, çocuğunu toplar. Der ki, “benim kamudan aldığım para, maaş ne kadarmış bir bakın” der. Toplam ne kadar aldığına baktırır.  Yapılan hesap sonucunda, 8000 dirhem (gümüş para) aldığı anlaşılır. Ailesine bu parayı kendinden sonraki devlet başkanına (Hazineye) vermelerini vasiyet eder.

Halife Ömer’de de aynı davranışı görürüz. Yani o da devlet başkanlığı döneminde kamudan aldığı maaşı hazineye geri verdirmiştir. (İbn-i Küteybe; el İMAMET ve’s SİYASET.  C. 1 S. 70)