Nebi ile Resul kavramlarını açıklarken; resulün hem insandan hem de melekten olduğunu; ayetler ışığında açıklamış idik.
Burada Melek Elçi konusunu özel olarak ele alıyoruz:
75,76Allah, haberci ayetlerden (meleklerden) elçiler seçer, insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah, en iyi işiten, en iyi görendir, ellerinin arasında olanı ve arkalarında olanı bilir. Ve işler, yalnızca Allah’a döndürülür. (Hacc/75)
Burada melek elçi ile “Kur’an, kitap” kastedilmiştir:
1-7Küme küme/necm necm gönderilip de önüne gelenleri devirdikçe deviren; toplumları canlandırdıkça canlandıran; canlandırdıkça da hakkı bâtılı ayıran; özür veya uyarı olarak öğüt bırakan Kur’an ayetleri kanıttır ki kesinlikle tehdit olunduğunuz; korkutulduğunuz şey; kesinlikle meydana gelecektir. (Mürselât/1-7)
Mürselat suresinde “Öbek öbek gönderilmiş; elçi yapılmış olanlar Kur’an ayetleridir. Zikredilen nitelikler de Kur’an’ın/ vahyin yani elçi meleklerin nitelikleridir.
164-166Ve “Bizden her birimizin kesinlikle belli bir makamı vardır. Ve biz kesinlikle saf saf dizilenlerin/ dizenlerin ta kendisiyiz. Biz, Allah’ı noksanlıklardan arındıranların da ta kendisiyiz”. (Sâffât/ 164-166)
Sâffât suresinde de Saf saf dizilenler yine Kur’an necmleridir. Yani elçi meleklerdir.
10,11Allah, onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey kavrama yetenekleri olan iman etmiş kimseler! Allah’ın koruması altına girin. Kesinlikle Allah, iman etmiş ve düzeltmeye yönelik işler yapmış kimseleri, karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, size bir öğüt, size Allah’ın açık açık ayetlerini/ alâmetlerini/ göstergelerini okuyan bir elçi indirdi. Ve her kim, Allah’a inanır ve sâlihi işlerse, Allah onu, altlarından ırmaklar akan, içinde sonsuza dek kalacakları cennetlere girdirir. Allah, onun için rızkı güzelleştirmiştir. (Talâk/10-11)
Talak/10, 11. ayette indirilmiş Resul, elçi melek olan Kur’an ayetlerdir.
4Ve Biz onlara, açıkça ortaya koysun diye, her elçiyi yalnız kendi toplumunun diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini/ dileyeni saptırır, dilediğini/ dileyeni de doğru yola iletir. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır. (İbrahim/4)
İbrahim/4’te konu edilen elçi, Arapçadan başka dillere çevrilerek Arap toplumunun dışındaki toplumlara (Türk, Kürt, Rum, İngiliz vs.) gönderilen Kur’an mealleri olarak da anlaşılabilir.
Kur’an’daki birçok ayette konu edilen Resul sözcüğünün de vahyi/kitabı (melek elçiyi) gösterdiği herkes tarafından kabul edilebilir.
101Ve ne zaman Allah tarafından onlara, yanlarındaki kitapta, Kur’an’a muhalif olmayan şeyleri tasdik edici bir elçi geldi, daha önce kendilerine Kitap verilen kimselerden bir grup, sanki bilmezlermiş gibi Allah’ın kitabını sırtlarının arkasına attılar. (Bakara/101)
101Size Allah’ın ayetleri okunup dururken ve O’nun elçisi de aranızda iken nasıl olur da küfredersiniz; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddedip durursunuz? Kim de Allah’a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, dosdoğru kılavuzlanmıştır. (Al-i İmrân/ 101)
89Onlara Allah katından kendileri ile birlikte olan Kur’an’a muhalif olmayan şeyleri doğrulayan bir kitap; Kur’an gelince de –ki bunlar daha önceleri kâfirlere; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kimselere karşı zafer kazanmak istemişlerdi de o tanıdıkları kendilerine gelmişti– onu kendileri örttüler. Artık Allah’ın dışlaması/ rahmetinden mahrum bırakması, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini örtenler üzerinedir. (Bakara/89)
32De ki: “Allah’a ve Elçi’ye itaat edin!” Artık yüz çevirirlerse, biliniz ki, şüphesiz Allah, kâfirleri; Kendisinin ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kimseleri sevmez. (Âl-i İmran/ 32)
52,53Sonra İsa, onlardan küfrü: Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddetmeyi sezince: “Allah yolunda benim yardımcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Allah’ın yardımcıları biziz, biz Allah’a iman ettik, bizim şüphesiz Müslimler olduğumuza tanık ol. –Rabbimiz! Biz, senin indirdiğine iman ettik, elçiye de uyduk. Artık bizi şâhitlerle beraber yaz”– dediler. (Âl-i İmran- 53)
81Ve hani Allah, peygamberlerden: “Andolsun ki size kitaptan ve haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkelerden verdim, sonra yanınızda Benim vahyime muhalif olmayan şeyleri doğrulayıcı bir elçi geldiğinde ona kesinlikle inanacak ve ona yardım edeceksiniz!” sağlam sözünü almıştı. Allah, “Bunu ikrar edip de kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı/verdiğiniz sözü kesinlikle yerine getirecek misiniz?” dedi. Onlar: “İkrar ettik” dediler. Allah: “Öyleyse şâhit olun, Ben de sizinle beraber şâhit olanlardanım” dedi. (Âl-i İmran- 81)
3Rabbinizden size indirilene uyun ve O’nun astlarından, yol gösteren, yardım eden ve koruyan sözde yakınlara uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz/hatırlıyorsunuz! (A’râf/3)
153Ve şüphesiz ki, bu, dosdoğru olarak Benim yolumdur. Hemen ona uyun. Ve başka yollara uymayın da sizi O’nun yolundan ayırmasın. İşte bunlar, Allah’ın koruması altına girersiniz diye Allah’ın size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.
154Sonra Biz, Rablerine kavuşacaklarına inansınlar diye iyilik-güzellik üretenlere tamam olarak, her şeyi genişçe açıklamak ve kılavuz ve rahmet olmak üzere Mûsâ’ya kitabı verdik.
155-157Ve Kur’an, kiminiz, “Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa; Yahudi ve Hristiyanlara indirildi; biz ise, o kitapları okuyamıyor ve dillerini anlayamıyorduk”; kiminiz de “Eğer bize kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk” demeyesiniz diye; Bizim indirdiğimiz bereketli bir kitaptır. O nedenle, rahmet olunmanız için ona uyun ve Allah’ın koruması altına girin. İşte size de Rabbinizden açık delil, kılavuz ve rahmet gelmiştir. Öyleyse Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha yanlış, kendi zararlarına iş yapan kim olabilir? Ayetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmeleri sebebiyle azabın kötüsüyle cezalandıracağız. (En-âm/153-157)
Bu ayetlerden başka Tekvir ve Hakka surelerindeki pasajlar da Melek elçiye delalet eder.
Tekvir/ 19’da “إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيم gavl -ü rasülin … ” diye izafetle okunmuş ve pasajdaki kerim, zü kuvvet, mutta’ ve emiyn ifadeleri de muzafun ileyh kabul edilen resul sözcüğünün sıfatı yapılarak mecrur (i sesiyle resulin- رَسُولٍ) okunmuştur. Ve sonuçta “Kur’an, ELÇİ SÖZÜ” dür manası elde edilmiştir.
“…kuşkusuz bu, güçlü, Arş’ın/ en büyük tahtın sahibinin nezdinde çok değer verilen, itaat edilen, güvenilen değerli olan bir elçi sözüdür.”
Yine Hakka/ 40. ayetteki “gavl, resul” ifadesi de yine izafet yapılmış “إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيم gavlü rasülin kerimin” diye okunmuş ve böylece “Kur’an, ELÇİ SÖZÜ” dür manası elde edilmiştir. (“… Şüphesiz Kur’an, şerefli bir elçi sözüdür… Tekvîr/19”)
Oysa bu sözcüklerin (güçlü, değer verilen, itaat edilen, güvenilen, değerli olan) izafet olarak kullanılması durumunda anlam maalesef çok daralmaktadır. Zira izafet kuralı gereği muzafun ileyh: (izafet terkibinin ikinci ismi) harfi tarifsiz gelirse; aşağıdaki örneklerde görüldüğü gibi belirsiz isim tamlaması olur.
قلمُ حِيبرٍ Kalemü hıybrin (herhangi bir) dolma kalem
خاتمُ فضّةٍ Hatemü fizzatin (herhangi bir) gümüş yüzük
إمامُ مسجدٍ imamü mescidin (herhangi bir) mescid imamı
ساعة ذهبٍ Saatü zehebin (herhangi bir) altın saat
Bu genel kurala göre,, buradaki “resul” ifadesi nekre yani belgisiz (harfi tarifsiz) geldiğinden Kur’an, “herhangi bir elçi sözü” olarak nitelenmiş olur. Arkadaki sıfatlar elçiyi belirtili hale getirmez.
Bizim kanaatimize göre ise, ayetlerde izafet olmayıp sıfat tamlamaları söz konusudur. Ve kıraat, le GAVLÜN RASÜLÜN …. şeklinde olmalıdır.
Tekvir/ 19- 21 إِنَّهُ لَقَوْلٌ رَسُولٌ كَرِيمٌ ذُو قُوَّةٍ عِندَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٌ مُطَاعٌ ثَمَّ أَمِينٌ
“… kuşkusuz bu, şerefli, Arş’ın/ en büyük tahtın sahibinin nezdinde güçlü, çok değer verilen, itaat edilen, bir de güvenilen elçi olan bir SÖZ’ dür.”
Hakka/ 40 إِنَّهُ لَقَوْلٌ رَسُولٌ كَرِيمٌ
“… Şüphesiz Kur’an, şerefli, elçi olan bir SÖZ’ dür.”
Yalnız bu durumda ortada görünürde bir sorun oluşmaktadır. Resmi Mushaf’ta Tekvir/20’daki “ذِي قُوَّة zi Kuvetin” ifadesi, izafete göre uygun olup sıfat tamlamasına uymayacaktır. Sıfat olma şartlarına göre “ذُو قُوَّةٍ zü kuvvetin” formunda olması gerekecektir.
Biz Mushaf kopyalamalarında birtakım lahnlar (kâtip hataları) olduğunu biliyoruz. Bunların yüzlercesi de kitaplarda yer almış ve asırlarca bilinmektedir.
Eski tespitlerde yer almamış olsa da biz burada “ ذُو zü” şeklinde olması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Nitekim Rahman/ 78’deki “ذِي الْجَلَال zi-l celali” ifadesi Şam nüshasında “ذُو الْجَلَال zü-l celali” şeklindedir. Ze Mahşeri, Keşşaf da bu şekilde beyan etmiştir.
Sözcükleri sıfat tamlaması olarak kabul ettiğimizde; burada konu edilen “SÖZ ’ün, Zümer/ 17, 18’de konu edilen “SÖZLERİN EN GÜZELİ” olduğunu da en iyi şekilde öğrenmiş oluruz:
17,18Ve tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a yönelen kimseler, kendileri için müjde olanlardır. Haydi, müjdele, sözü dinleyip de en güzeline uyan kullarımı! İşte onlar, Allah’ın kendilerine doğru yol kılavuzu verdiği kimselerdir. Ve işte onlar, kavrama yeteneği/temiz akıl sahibi olanların ta kendileridir. (Zümer/ 17, 18)
Sözlerin en güzeli:
Şerefli söz,
Arş’ın/ en büyük tahtın sahibinin (Allah’ın) nezdindeki güçlü söz,
Çok değer verilen söz,
İtaat edilen söz,
Bir de güvenilen söz,
Elçi olan Söz’ dür. Bu da Allah’ın sözü ve mesajlardır. Diğer bir ifadeyle MELEK ELÇİLERDİR. Bu nitelikler zaten hep vahyin/ Kur’an’ın niteliğidir. Kur’an’ın değişik ayetlerinde hepsi yer almıştır.
Bu duruma göre ayetlerin meali şöyle olacaktır:
15-23Kur’an’ı dinlememek için saklananların, kaçanların durumunu; gerçeği örtbas etmenin-cehaletin gidişini; aydınlığın- reşitliğin gelişini kanıt gösteririm ki kuşkusuz bu, şerefli, Arş’in/ en büyük tahtın sahibinin nezdinde güçlü, çok değer verilen, itaat edilen, bir de güvenilen elçi olan bir Söz’ dür. 22Arkadaşınız, gizli güçlerce desteklenen/ deli bir kişi değildir. 23Andolsun, gördüklerini kendisi apaçık ufukta iken; gönlü yalanlamadan, gözü şaşmadan ve azmadan gördü. (Tekvir/ 18- 23)
38-43Artık gördüklerinize ve görmediklerinize kasem olsun ki şüphesiz Kur’an, şerefli, elçi olan bir SÖZ’dür. Ve o, herhangi bir şair sözü değildir. –Siz ne az inanıyorsunuz!– Herhangi bir kâhin sözü de değildir. –Siz ne az düşünüyorsunuz/ öğütleniyorsunuz!– Kur’an, âlemlerin Rabbinden indirilmedir. (Hakka/ 38-43)