Bu aciz ve fakir kuluna bu hizmeti lütfeden âlemlerin Rabbi Allah’a sonsuz övgüler olsun!
Değerli okurlarım!
Yüce Rabbimiz, Kur’ân’dan önce gönderdiği kitapları, mesajını iletmek istediği muhatap toplumların diliyle gönderdiği gibi, peygamberleri de yine mesajını iletmek istediği muhatap toplumların içinden seçmiştir. Çünkü Rabbimizin amacı, mesajın muhataplar tarafından iyice anlaşılmasını sağlamaktır:
Ve Biz, onlara, açıkça ortaya koysun diye, her peygamberi yalnız kendi toplumunun diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini/dileyeni saptırır, dilediğini/dileyeni de doğru yola iletir. Ve O, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır. (İbrâhîm/4)
Nitekim Âdem, Nûh, İdrîs, İbrâhîm, Mûsâ, Îsâ vd. peygamberlerin getirdikleri mesajlar hep kendi halklarının dillerinde olmuştur. Dolayısıyla Kur’ân da, Arapça konuşan bir topluma gönderildiği için Arapça olarak inmiştir. Bu ilâhî sünnete göre eğer Kur’ân Türklere inseydi Türkçe, Rumlara inseydi Rumca, Fransızlara inseydi Fransızca olacaktı. Zira toplumların mesajı anlayabilmeleri, aldıkları mesajın kendi dillerinde olmasına, doğru anlamaları da kendi dillerini iyi bilmelerine bağlıdır. Kur’ân, Arapça olmasına rağmen muhataplar Arapça’yı iyi ve doğru bilmiyorlarsa, mesajı iyi anlamaları mümkün olmaz.
Dünya üzerinde yüzlerce-binlerce farklı dil kullanan topluluklar yaşamaktadır. Bu durumda insanların tümünün Arapça öğrenmesi söz konusu olamayacağına göre, Kur’ân’ın diğer dillere çevrilmesi zorunludur. Bu zorunluluğun yerine getirilmesi ve bütün insanların Allah’ın mesajını alabilmesinin sağlanması, Müslümanların manevî sorumluluğudur.
Rabbimiz Kur’ân’ı Arapça: Arap dilbilgisi kuralları ve Arab dil sanatları üzerine indirmiştir (Nahl/103, Şuara/ 195, Fussılet/3, 44, Yusuf/ 2, Rad/ 37, Zümer/ 29, Şura/7, Zuhruf/ 3, Ahkaf/ 12, Ta Ha/ 113).
O nedenle Kur’ân’ın doğru anlaşılması, Arapça ekseninde, öz anlamlarıyla anlaşılmasına bağlıdır. Onun için diyoruz ki, “Dil bozulursa din bozulur.” İyi bir araştırma yapılırsa Müslüman olduğunu iddia eden toplumların içinde bulundukları buhranların nedeni de Kur’ân dilinin bozulmasından; yani sözcüklerin ve kavramların öz anlamlarının çarpıtılmasından başka bir şey olmadığı görülecektir. Bilge’den bir inci:
Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç şüphesiz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilemezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Görev ve hizmetin gerektiği şekilde yapılamadığı yerlerde âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa, adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. İşte, bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.” (KONFÜÇYÜS)
Kur’ân’ın indiği dönemden günümüze Kur’ân’daki sözlerden, kavramlardan birçoğu maalesef öz anlamlarının dışına çıkarılmıştır. Bu, Rabbimizin israiloğullarını kınadığı tahriften başka bir şey değildir:
75Peki siz, onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysaki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmına kulak verirler, sonra, onu iyice anladıktan sonra, bile bile onu değiştirip bozarlar. (Bakara/75)
46Yahudileşmişlerden bir kısmı kelimelerin yerlerini/ öz anlamlarını değiştirirler, dillerini eğerek-bükerek ve dine saldırarak Peygamber’e karşı, “İşittik ve karşı geldik/iyice sarıldık”, “Dinle, dinlemez olası”, “raina” [güdüşelim, bizim çobanımız] derler. Eğer onlar, “İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet” deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha sağlam/doğru olacaktı; fakat bile bile gerçeği kabul etmemeleri sebebiyle Allah, onları dışlayıp gözden çıkarmıştır. Artık pek az inanırlar. (Nisâ/46)
13Sonra da sözlerini bozmaları sebebiyle onları dışladık ve kalplerine katılık koyduk. Onlar kelimeyi/ sözcüğü yerlerinden/ öz anlamlarından değiştirirler. Öğütlendiklerinin önemli bir bölümünü de terk ettiler. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen, onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik-güzellik üretenleri sever.
41Ey Elçi! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla “İnandık” diyen kimseler ve Yahudileşmişlerden, durmadan yalana kulak veren ve sana gelmeyen kimseler için dinleyen/ casusluk eden, küfür; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddediş içinde koşuşan şu kimseler seni üzmesin. Onlar, kelimeyi yerlerinden kaydırıp değiştirirler. “Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının!” derler. Allah, bir kimseyi dinden çıkma ateşine düşürmek isterse, sen Allah’a karşı, onun lehine hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır ve âhirette onlara çok büyük bir azap vardır. (Mâide/13, 41)
Kelime ve kavramlardaki tahrifat nedeniyle apaçık, ayrıntılı, çelişkisiz, tutarsızlığı bulunmayan Kur’ân, farklı farklı şekilde anlaşılmıştır. Hatta bazı âyetler hiç anlaşılamamış; anlaşılabilmesi için bazen parantezler açılmış bazen de yalan yanlış bir anlayış, saygın birine ya da hayal ürünü bir hazrete fatura edilmiştir.
Bu sorumluluğu yerine getirme konusunda kendini yetkin gören ilim adamlarının en önemli görevi, Kur’ân’ın dili olan Arapça’yı ve çeviri yapacakları dili çok iyi bilmeleri, çeviri sırasında anlamı o dilde verilmemiş tek bir sözcük bile bırakmamalarıdır. Çünkü yanlış çeviriden ve yarı Türkçe, yarı Arapça, yarı Farsça bir çeviriden ne bir Türk, ne de bir başkası bir şey anlayabilir. Eksik ve yetersiz bir çeviri ile Allah’ın mesajının gereği gibi aktarılabilmesi imkânsızdır. Kelime ve kavramların, bir başka dilin sözcükleriyle karşılanması da yetmez. Aynı zamanda Kur’ân sözcüklerinin de, indiği dönemdeki saflığıyla anlaşılıp bugüne aktarılması gerekir. Aksi hâlde, mesajın da yeterli düzeyde anlaşılamamasına neden olur. O günkü ifadelerin maslahat [yarar] ve mefsedet, [zarar] doğrultusunda modernize edilerek aktarılmasında ise bir sakınca yoktur. Çünkü kelimeler değil, mesaj önemlidir.
Kur’ân, bütün sözcüklerin tam olarak anlaşılmasını sağlayacak şekilde başka dillere çevrilmelidir. Yapılan çeviride kapalı, anlaşılmaz tek bir sözcük bile bırakılmamalıdır. Eğer elinizdeki bu çeviride bir kapalılık, anlaşılmazlık varsa, bu Kur’ân’dan değil, çevirenin yetersizliğindendir.
Elinizdeki bu “Kur’ân Sözlüğü”, Allah’ın izniyle ve lütfuyla en muteber Lügat kitaplarında gösterilen anlamlar ve Kur’ân’da kullanımı dikkate alınarak hazırlanmıştır. Yani burada yer alan kavramlar ve sözcükler, öz anlamlarının yanı sıra “Kur’ân’ın Kur’ân ile tefsiri” yöntemiyle sağlaması yapılarak hazırlanmıştır.
Kusursuzluk Allah’a mahsustur.