“Nâdiye” ve “nedve” aynı kökten türemiş olup kalıpları farklı ol­sa da anlamları aynıdır. Peygamberimiz dönemindeki Mekke’nin ida­rî, siyasî, sosyal ve iktisadî durumu bilinirse, konu daha iyi anlaşılır ve İslâm dîninin neleri tasvip ettiğini, nelere karşı çıktığını öğrenmek mümkün olur.

M.S. 400’lerde doğduğu tahmin edilen ve Peygamberimizin be­şinci atası olan Kusay b. Kilab, Mekke’de yaşları kırkın üzerinde olanların katı­labileceği Daru’n-Nedve adında bir şûra [danışma kurulu] kurmuştu. İdarî, siyasî ve iktisadî işlerin yönetimi için ayrı birimler tesis etmiş, bu birimler eliyle yürütülen Mekke şehir devletinin yönetimini kabileler arasında tak­sim etmişti. Kusay’ın kurduğu bu idari sistemin birimleri ve yetki alanları şöyleydi: Sidanet ve hicabet: Kâbe’nin bakımı ve korunması. Sikayet: Mekke’nin su işleri. Rifade: Fakir hacıların yiyeceklerinin temini. Liva: Savaş işleri. Kıyade: Aske­rî işler. Nedve: Halk meclisi. Meşveret: Önemli olayların tartışıldığı kurul. Sefaret: Diğer ülkeler ile olan ilişkiler. Hükümet: Halk arasın­daki anlaşmazlıkların giderilmesi ve davaların karara bağlanması. Işnak: Ticaret mahkemesi. Kubbe: Silâh ve mühimmatın depolanması. Îsâr: Falcılık, büyü­cülük gibi işlere bakan kurul. Emval-i Muhacere: Putlara adanan mal ve eşyaya bakan kurul. İmare: İbâdet esnasında asayişi temin eden kurul. Ainne: Savaş esnasında atların bakımını üstlenen kurul.

“Münafere” diye adlandırılan yönteme göre, kabile reisliği hususunda bir anlaşmazlık çıktığında veya yeni bir kabile reisi seçilmesi ge­rektiğinde, reis adayları bir hakemin gözetiminde halk huzurunda tartışırlar, hakemin üstün gördüğü kişi kabile reisi olurdu. Bu sistem, yönetimde veraset [veliahtlık, babadan oğula geçiş] sistemini devre dışı bırakmaktaydı.

Muhammed b. Abdullah peygamber olduğunda, Mekke, Kusay’ın kurduğu bu sistemle yönetilmekteydi. Yönetim tek kabilenin ve tek kişinin elinde değildi. İdarî işler bir nevi istişarî bir danışma kurulu olan Dâru’n-Nedve eliyle yürütülmekteydi. Diğer toplumlarda mevcut olan otoriter ve egemenliği mutlak idarî sistemler Mekke’de bulunmadığı gibi, statüleri bakımından sadece eşitler arasında birinci olan idarî şefler de bu sivil tabiatlı istişarî geleneğe uygundu. Nitekim İslâm’ın ortaya çıkışından önce kurulan ve Pey­gamberimizin de üyesi olduğu “Hılfu’l-Fudul” [saygın kimselerin oluşturduğu bir sosyal yardım kurulu] Mekke’deki bu yerleşik sivil anlayışa iyi bir örnektir. Gönüllülüğü esas alan bu derneğin faaliyetleri, İslâm’ın ortaya çıkışına kadar devam etmiştir. İslâm ise bu faaliyetleri kurumlaştırmıştır.

Dikkatten uzak tutulmaması gereken noktalardan biri de, Kur’an’ın böyle idare edilen bir topluma gelmiş olduğudur. İslâm’ın ida­rî, siyasî ve iktisadî sistemini anlayabilmek için, Kur’an’ın geldiği top­lumun davranışlarının bilinmesi ve hangi davranışların Kur’an tara­fından onaylandığının ya da kaldırıldığının belirlenmesi gerekir.