ZÂRİYÂT SÛRESİ

MEKKE DÖNEMİ

Necm: 281

1-6O tozuttukça tozutanlar, arkasından ağırlığı taşıyanlar, sonra kolaylıkla akanlar, sonra da bir emri paylaştıranlar[i] kanıttır ki şüphesiz tehdit olunduğunuz o şey, kesinlikle doğrudur. Şüphesiz yapılanların karşılıklarını verilmesi de kesinlikle gerçekleşecektir.

7-9Güzel yollara sahip bilginler[ii] kanıttır ki şüphesiz siz kesinlikle değişik karar içindesiniz. Değişik karardan çevrilen kişi, çevrilir.

(67/51, Zâriyât/1-9)

Necm: 282

10-12Mahvoldu bir sarhoşluk ve bilinçsizlik içindeki “Din Günü ne zaman?” diyen o aşırı yalancılar!

13,14O gün, ateşte/cehennemde akılları başlarına getirilir: “Tadın kendi ateşte eriyişinizi! İşte bu, sizin kendisini acele istediğiniz şeydir!”

15-21Şüphesiz Allah’ın koruması altına girmiş kişiler, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri almış olarak bahçelerde ve pınarlardadırlar. Şüphesiz onlar, bundan önce iyilik-güzellik üretenler idiler. Onlar geceleyin pek az uyurlardı. Onlar, seherlerde; berrak zihinle ilk işleri olarak  bağışlanma dilerlerdi ve onların mallarında isteyen ve isteyemeyen için bir hak ve hiç tereddütsüz, kesin inanacaklar için, yeryüzünde ve kendi içinizde nice alâmetler/göstergeler vardı. Hâlâ görmüyor musunuz?

22Ve sizin rızkınız/ sizin rızık vereniniz, sizin vaat olunduğunuz şeyler göktedir.

23Öyleyse gök ve yeryüzünün Rabbine kasem olsun ki size edilen o vaat, kesinlikle, tıpkı sizin konuşmanız gibi gerçektir.

(67/51, Zâriyât,10-23)

Necm: 283

24İbrâhîm’in saygınlaştırılmış misafirlerinin haberi sana geldi mi?

25Hani onlar, İbrâhîm’in üzerine girmişlerdi de “Selâm!” demişlerdi. İbrâhîm: “Selâm, alışılmadık, kimliği belli olmayan topluluk!” dedi.

26İbrâhîm, sonra ehline gitti de altın[iii] ile geldi. 27Sonra altını onlara yaklaştırdı: “Nasiplenmez misiniz?” dedi.

28Sonra onlardan çekindi. Onlar: “Korkma!” dediler ve o’nu çok bilgili bir oğul ile müjdelediler.

29Bunun üzerine kadını bağırarak öne geldi de elini yüzüne vurarak: “Bir bahtsız, bir kısır!” dedi.

30Misafirler: “Rabbin işte böyle buyurdu. Şüphesiz Rabbin, haksızlık ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler koyandır. En iyi bilenin ta kendisidir” dediler.

31Bunun üzerine İbrâhîm, “Sizin önemli işiniz nedir ey elçiler?” dedi.

32-34Elçiler: “Şüphesiz biz, Rabbinin katından, gerçeği eksik gösterenler için işaretlenmiş, çamurdan pişirilmiş sert taşları üzerlerine yağdırmamız için günahkâr bir topluma gönderildik” dediler.

35Bunun üzerine Biz mü’minlerden orada bulunan kimseleri çıkardık. 36Fakat Biz orada Müslümanlardan bir evden başkasını bulmadık. 37Ve Biz orada acı bir azaptan korkan kimseler için bir alâmet/gösterge bıraktık.

38,39Mûsâ’da da alâmetler/göstergeler vardır. Bir zaman Biz, o’nu apaçık bir delille Firavun’a gönderdik de Firavun, ordusu, tüm güç kaynakları ile birlikte yüz çevirdi. Ve “Bu, bir sihirbazdır, hatta gizli güçlerce desteklenen/ deli birisidir” dedi.

40Sonra da Biz, onu ve ordularını yakalayıverdik de onları bol suda/nehirde fırlatıp atıverdik. O ise ayıplanan/ kınayan biridir.

41,42Âd’da da alâmetler/ göstergeler vardır. Bir zaman Biz onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayan, sadece onu onarıma ihtiyaç duyan kemik, ODUN- KERESTE PARÇALARI gibi yapan, soysuz bırakan bir rüzgâr gönderdik.

43,44Semûd’da da alâmetler/ göstergeler vardır. Bir zaman onlara: “Belirli bir süreye kadar yararlanın!” denmişti. Sonra onlar Rablerinin emrinden çıktılar da kendilerini, bakıp dururlarken akıllarını başlarından alan korkunç ses yakalayıverdi.

45Artık onlar, kendilerini toparlayacak herhangi bir güce sahip olmadılar. Yardım görenler de olmadılar.

46Daha önce de Nûh toplumunu değişime/ yıkıma uğratmıştık. Şüphesiz onlar, hak yoldan çıkanlar toplumu idiler.

(67/51, Zâriyât/24-46)

Necm: 284

47Ve sema; Biz onu kudretle/ sağlamca bina ettik. Hiç şüphesiz Biz, evrenin kapasitesini genişleticileriz.

48Ve yeryüzü; onu Biz döşedik. İşte, Biz, her şeyin oluşup büyüdüğü ortamları ne güzel hazırlayanlarız!

49Ve Biz, siz iyice düşünürsünüz/ öğüt alırsınız diye her şeyden iki eş oluşturduk.

(67/51, Zâriyât/47-49)

Necm: 285

50Öyleyse Allah’a kaçın, Allah’a kaçın!!! Şüphesiz ki ben, sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım.

51Ve Allah ile beraber başka bir tanrı oluşturmayın. Şüphesiz ben, sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım.[iv]

(67/51, Zâriyât/50-51)

Necm: 286

52İşte böyle, onlardan öncekilere herhangi bir elçi gelince, onun hakkında da kesinlikle onlar: “Bir sihirbazdır!” veya “Bir gizli güçlerce desteklenen/ deli birisidir!” dediler.

53Onlar, bunu birbirlerine yükümlülük olarak ulaştırdılar mı? Tersine onlar, azgın bir toplumdur.

54,55Artık sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin. Ve sen öğüt ver/hatırlat. Çünkü şüphesiz öğüt/ hatırlatmak, mü’minlere yarar sağlar.

(67/51, Zâriyât/52-55)

Necm: 287

56,57Ben, bilmediğiniz ve bildiğiniz, gelmiş geçmiş herkesi yalnızca, Bana kulluk etsinler diye oluşturdum. Ben, onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Ben, onların Bana yedirmelerini de istemiyorum.

58Şüphesiz Allah, çok rızık verenin ta kendisidir, çok çetin kuvvetin sahibidir.

59Artık şüphesiz, şirk koşarak yanlış, kendi zararlarına iş yapan kimseler için arkadaşlarının payı gibi bir pay vardır. Artık acele etmesinler.

60Artık kendilerine vaat edilen günlerinden dolayı vay kâfirlerin; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kişilerin haline!

(67/51, Zâriyât/56-60)

[i]               Sûre, kasem cümlesi ile başlamıştır. 6 âyetten oluşan pasajda, peşpeşe getirilen birtakım olgulara kasem edilmiş, böylece bu olgular referans gösterilerek vaat olunanların [yeniden yaradılış, dirilme, haşir ve hesap görme tehdidinin] doğruluğu kanıtlanmıştır. Buna göre, kesinlikle kıyâmet kopacak, herkes ettiğini bulacak ve amellerinin karşılığını alacaktır. Pasajda arka arkaya gelen ifadelerin Allah’ın evrendeki âyetlerini mi, yoksa Kur’ân âyetlerini mi nitelediği konusundaki kanaatimiz, her ikisinin de kast edilmiş olabileceği yönündedir. Bu nedenle, söz konusu ifadeler iki açıdan da değerlendirilmelidir:

1) NİTELEYİCİ İFADELERİN EVRENDEKİ OLAYLARLA İLİŞKİSİ: Rabbimiz, suyun tabiattaki döngüsüne dikkat çekmektedir. Deniz, göl, akarsu ve en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm su birikintilerinden ısı nedeniyle kalkan buharlar ve karalardaki toprak parçacıkları rüzgârlar vasıtasıyla sürüklenip milyonlarca tonluk yük [yağmur bulutu] hâline getirilmekte, sonra da değişik yerlere paylaştırılarak yeryüzüne indirtilmektedir. Yağmur olarak yeryüzüne inen bu suyla da ölü toprak yeniden canlandırılmaktadır. Bu döngünün ölü tabiata sağladığı “yeniden canlanma” olgusu, ölen insanların da yeniden dirilmelerinin mümkün olduğunu gösteren en büyük kanıtlardandır (Rûm/46-50, Fussılet/39, Fâtır/9, Bakara/164, A‘râf/57, Hicr/22-23).

2) NİTELEYİCİ İFADELERİN KUR’ÂN ÂYETLERİYLE İLİŞKİSİ: Pasajdaki niteleyici sözcüklerle Kur’ân âyetlerinin kast edilmiş olması da mümkündür. Buna göre, âyetteki tozutanlar ve onun arkasından gelen niteleyici ifadelerden kasıt, Kur’ân âyetleridir. Çünkü Kur’ân âyetleri, önüne ne gelirse hepsini bertaraf etmekte, önünde hiçbir bâtıl fikir ve eylem barınamamakta, içerdiği mesajlar gâyet ağır sözlerden oluşmakta; elden ele, dilden dile, gönülden gönüle yağ gibi akarak herkesin her işini görmekte ve problemlerini çözmektedir. Kur’ân’ın bir adı da rûh olup ölü mesabesindeki kâfirlere ve toplumlara hayat vermektedir.

Kur’ân, –bu sûrede de olduğu– gibi, sûre başlarında birçok kez mecâzî ifadeler ile tanıtılmıştır: Mürselât/1-7 (55. necm), Sâffât/1-5 (205. Necm), Nâziât/1-3, 26 (369. necm).

[ii]              Sema sözcüğü, mecâzen “bilginler”i ifade eder.

[iii]             Âyetteki semin kelimesi, lafzen “güç veren buzağı” demektir. Bu ise, –207 nolu notta belirttiğimiz gibi– “altın”ı ifade etmektedir.

[iv]             Bkz. 199 nolu not.